| |

Görme engelli öğrencinin ABD’de üniversite deneyimi

 

“Sözümüz Var” programında Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim hayatını sürdüren görme engelli üniversite öğrencisi Oğuzcan Saygılı konuk ediliyor. Programda Oğuzcan’ın lise döneminde Amerika’ya değişim öğrencisi olarak gitmesi, Michigan eyaletinde bir Amerikan ailenin yanında kalması, orada bağımsız yaşam becerilerini geliştirmesi, daha sonra üniversite eğitimini yine Amerika’da sürdürmeye karar vermesi ve psikiyatri alanında ilerleme hedefi ayrıntılı biçimde konuşuluyor. Söyleşi boyunca hem Oğuzcan’ın kişisel hikâyesi hem de Amerika’daki eğitim, erişilebilirlik, bağımsız hareket, engelli öğrencilerin hakları, üniversite yaşamı ve sosyal hayat gibi konular ele alınıyor.

 

Oğuzcan Saygılı hakkında

Oğuzcan Saygılı kendisini tanıtırken 22 yaşında olduğunu söylüyor. Amerika hayatının lise döneminde başladığını belirtiyor. AFS YES burs programıyla bir yıl boyunca Amerika’da değişim öğrencisi olarak bulunduğunu anlatıyor. Daha sonra sınırlarını zorlayarak psikiyatri alanına yönelmeye karar verdiğini söylüyor. Eğitimini tamamlayabilirse Amerika’da görme engelli ikinci psikiyatrist olmayı hedeflediğini ifade ediyor. Bu hedef onun için yalnızca akademik bir hedef değil, aynı zamanda görme engelli bireylerin kendilerine çizilen sınırların ötesine geçebileceğini gösteren önemli bir yolculuk anlamına geliyor.

 

Görme engelli bir öğrenci olarak Amerika’da

Oğuzcan, lise döneminde Amerika’ya gidiş sürecini anlatırken 2021-2022 yılları arasında Michigan eyaletinde konuk edildiğini söylüyor. Bu dönemin pandemiye denk geldiğini, bu nedenle başvuru ve seçim sürecinin oldukça farklı ilerlediğini belirtiyor. Başvuruların çevrim içi yapıldığını, yaklaşık 3.000 kişinin başvurduğunu ve pandemi nedeniyle kontenjanın düşürüldüğünü anlatıyor. Normal şartlardan farklı olarak yalnızca 40 kişilik bir seçimin yapıldığını söylüyor. Kendi döneminde başvuranlar arasında 36 görme engelli aday olduğunu, kendisinin ise o yıl seçilen tek görme engelli aday olduğunu ifade ediyor.

Oğuzcan’ın Amerika’daki lise deneyimi, onun üniversiteyi de Amerika’da sürdürme kararında çok belirleyici oluyor. Oğuzcan, Amerika’da 10 ay boyunca bir Amerikan ailenin yanında kaldığını söylüyor. Ancak ilk gittiğinde yaklaşık bir buçuk ay sonra artık yapamayacağına karar verdiğini açıkça anlatıyor. Çünkü Amerika’daki yaşam sistemi Türkiye’de alıştığı düzenden çok farklı ilerliyor. Orada 17 yaşındaki bir görme engelli öğrenciden sabah kalkıp kahvaltısını hazırlaması, odasını toplaması, toplu taşımaya binerek okula gidip gelmesi, günlük yaşamını kendi başına organize etmesi ve neredeyse günün tamamında bağımsız hareket etmesi bekleniyor. Oğuzcan bu beklentilerin kendisi için başlangıçta çok ağır geldiğini söylüyor.

 

ABD’de görme engelli çocukların bağımsız hareket eğitimi

Amerika’da görme engelli çocukların bağımsız yaşama çok erken yaşta hazırlandığını anlatıyor. İki yaşından itibaren bastonla tanışan görme engelli çocuklar olduğunu, yaş büyüdükçe baston ve bağımsız hareket eğitimlerinin de arttığını belirtiyor. Türkiye’deki şartların Amerika’daki şartlardan çok farklı olduğunu, bu nedenle kendisinin Amerika’ya neredeyse sıfırdan gitmiş gibi hissettiğini söylüyor. İlk bir buçuk ay içinde okulun, derslerin, yaşam düzeninin ve bağımsızlık beklentisinin kendisini çok zorladığını ifade ediyor. Bu süreçte “Burası bana uygun değil, taşlarımı çok zorluyorum, okulum çok ağır, derslerim ağır, artık olmuyor” diye düşündüğünü anlatıyor.

Bu zorlu dönemde hayatını değiştiren en önemli kişinin yanında kaldığı Amerikan ailenin babası olduğunu söylüyor. Oğuzcan, artık yapamayacağını söylediği bir anda host babasının kendisine çok güçlü bir destek verdiğini anlatıyor. Host babası ona “Biz seninle hem öğretmen olacağız, hem sen benim oğlum olacaksın, ben senin baban olacağım, hem de arkadaşın olacağım; bu süreci beraber çözeceğiz” diyor. Oğuzcan, bu sözlerden sonra hayatının değiştiğini söylüyor. Emre Taşgın, Oğuzcan’ın “host baba” ifadesini kullanmasına dikkat çekiyor. Oğuzcan ise artık ona yalnızca host baba demediğini, doğrudan baba dediğini belirtiyor. Aralarındaki ilişkinin zamanla gerçek bir baba-oğul ilişkisine dönüştüğünü anlatıyor.

Oğuzcan’ın ikinci babası, ona Amerika’daki yaşamı adım adım öğretiyor. Kahvaltı hazırlamaktan okula gidip gelmeye, ödevlerini yapmaktan bağımsız hareket becerilerini geliştirmeye kadar pek çok konuda destek oluyor. Oğuzcan, bugün Amerika’da tek başına kalabiliyorsa, bağımsız hareket edebiliyorsa ve yaşamını sürdürebiliyorsa bunun büyük ölçüde bu ikinci babası sayesinde olduğunu söylüyor. Babası onun için görme engellilere yönelik kamplar araştırıyor, onu her ay yaklaşık beş-altı saat araba kullanma mesafesindeki kamplara götürüyor, kendisi de eğitimler alıyor ve Oğuzcan’ın ihtiyaçlarını öğrenmeye çalışıyor. Oğuzcan, onun ilk kez bir görme engelli öğrenciyi evinde konuk ettiğini düşündüğünü, buna rağmen büyük bir emek verdiğini anlatıyor.

 

Oğuzcan üniversiteyi ABD’de okumaya karar veriyor

Oğuzcan’ın ikinci babası ona Amerika’nın çok büyük bir yer olduğunu, herkes için bir yer varsa onun için de mutlaka bir yer olduğunu söylüyor. Ona Türkiye’ye artık ait olmadığını, döneceği yerin Amerika olduğunu, ne olursa olsun pes etmemesi gerektiğini ifade ediyor. Bu sözler Oğuzcan’ın zihninde büyük bir etki bırakıyor ve üniversiteyi Amerika’da okuma kararını güçlendiriyor. Oğuzcan, kendi Türkiye’deki babasıyla da konuştuğunu, Amerika’da çok başka bir hayat gördüğünü ve artık ya hiç gitmemesi gerektiğini ya da gittiyse devam etmesi gerektiğini düşündüğünü söylüyor. Türkiye’ye dönüp yeniden uyum sağlamanın kendisi için çok zor olacağını anlatıyor. Çünkü Amerika’da bağımsızlık, destek, erişilebilirlik ve kendi potansiyelini gerçekleştirme açısından çok farklı bir yaşam gördüğünü belirtiyor.

Emre Taşgın, Oğuzcan’a Amerika’ya gitmeden önce Türkiye’deki bağımsız hareket becerilerinin nasıl olduğunu soruyor. Oğuzcan, bu becerilerin çok gelişmiş olmadığını söylüyor. Türkiye’de kendi okuluna servisle gidip gelebiliyor, sınıfına ulaşabiliyor ama tek başına toplu taşıma kullanarak ilçeler arasında geçiş yapmıyor, aktarma yapmıyor ve şehir içinde bağımsız ulaşım deneyimi yaşamıyor. Bu nedenle Amerika’da kendisinden beklenen bağımsızlık düzeyi başlangıçta çok yüksek geliyor.

 

ABD’de lise eğitimi

Lise dönemindeki okul deneyimine gelince Oğuzcan, okulunun akademik olarak oldukça ağır olduğunu söylüyor. Değişim programıyla giden bazı arkadaşları gezip Amerika’yı deneyimlerken kendisinin çoğunlukla ders çalışmak zorunda kaldığını anlatıyor. Buna rağmen bu durumdan bugün memnun olduğunu, iyi ki böyle olduğunu düşündüğünü belirtiyor. Okulunun görme engellilere uygun olmadığını söylemek istemiyor; çünkü Amerika’da engellilere uygun olmayan bir okul olmadığını düşündüğünü ifade ediyor. Özel öğretmenlerin geldiğini, yazılı materyallerin kabartmaya çevrildiğini, Braille yazıların yazıya çevrildiğini, notların hazırlandığını ve gerekli düzenlemelerin yapılabildiğini söylüyor. Ancak bu haklardan yararlanmak için hakları bilmek, araştırmak ve talep etmek gerektiğini vurguluyor.

Oğuzcan, bu noktada yine en büyük şansının ikinci babası olduğunu söylüyor. Babası hakları araştırıyor, okuyor, okulla görüşüyor ve Oğuzcan’ın ihtiyaçlarının karşılanması için sürekli çaba gösteriyor. Ödevlerini birlikte yaptıklarını, babasının kontrol ettiğini, ona destek verdiğini anlatıyor. Bu yüzden okulda ciddi bir zorluk yaşamadığını, hatta başarılı bir yıl geçirdiğini söylüyor. Babasının kendisine zaman zaman “Sen okula çok büyük katkı sağladın; okul sana değil, sen okula çok şey kattın” dediğini aktarıyor. Oğuzcan, başka bir ülkeden gelen görme engelli bir öğrencinin nasıl başarılı olabileceğini gösterdiğini, o yıl okulunu akademik başarıyla bitirdiğini ve ilk üçe girdiğini söylüyor. İngilizcesinin başlangıçta çok güçlü olmadığını ama aldığı destekle okulunu iyi şekilde tamamladığını belirtiyor.

 

ABD’de üniversite eğitimi için başvuru yapıyor

Üniversite sürecine geçildiğinde Oğuzcan, şu anda okulunun yurdunda kaldığını söylüyor. Lise dönemindeki ailenin evinde sürekli kalmıyor; çünkü okuluyla ev arasında arabayla yaklaşık iki buçuk saatlik bir mesafe bulunuyor. Ancak tatillerde babasının yanına gidiyor. Host annesini kaybettiklerini, bu nedenle artık babasıyla birlikte olduklarını belirtiyor. Üniversiteye kabul sürecinde ise Amerika’da okumaya karar verdiğini, çünkü babasına yakın olmak istediğini söylüyor. Orada artık bir ailesi olduğunu fark ediyor. Türkiye’ye döndüğünde bu farklı yaşam deneyiminden sonra yeniden adapte olamayacağını düşünüyor. Bu nedenle Amerika’daki üniversitelere başvuru yapmaya başlıyor.

Oğuzcan, birçok okula başvurduğunu anlatıyor. Amerika’daki akademik bir lisede okumuş olması, İngilizcesini kanıtlayabilmesi, babasının ona referans olması, mektuplar yazılması ve gerekli belgelerin hazırlanması kabul sürecinde etkili oluyor. Sürecin kolay olmadığını, çok fazla detaya bakıldığını söylüyor. Buna rağmen bir okula kabul alıyor ve eğitimine Amerika’da devam etmeye başlıyor. Şu anda psikoloji alanında ilerliyor ancak hedefi psikiyatriye geçmek ve tıp eğitimini tamamlamak. Eğitimini başarıyla tamamlarsa Amerika’da görme engelli ikinci psikiyatrist olacağını söylüyor. Türkiye’de ise bildiği kadarıyla görme engelli psikiyatrist bulunmadığını, bu nedenle Türkiye açısından da bir ilk olabileceğini ifade ediyor.

Emre Taşgın, başvuru ve mülakat sürecinde engelli olmasının olumlu ya da olumsuz bir etkisi olup olmadığını soruyor. Oğuzcan, Amerika’da engellilik diye bir şeyin onun deneyiminde belirleyici bir engel olarak görülmediğini söylüyor. Herkesin eşit kabul edildiğini, yalnızca ihtiyaçların açıkça belirtilmesi gerektiğini anlatıyor. Ekran okuyucu, ek süre, okuyucu, kodlayıcı gibi desteklerin talep edilebildiğini söylüyor. Bu ihtiyaçlar bildirildiğinde eşit koşulların sağlandığını belirtiyor. Bir okulun “Bu öğrenci görme engelli, bu okulda istemiyoruz” gibi bir yaklaşım sergilemediğini ifade ediyor.

 

Türkiye’de yabancı dil sınavında İngilizce bilmeyen okuyucu

Bu noktada Türkiye’de yaşadığı bir sınav deneyimini örnek veriyor. Türkiye’de 12. sınıftayken YKS’ye de girmeye karar verdiğini, kendini denemek için dil sınavına girmek istediğini anlatıyor. Ancak Türkiye’de sınavda kendisine gelen okuyucunun İngilizce bilmediğini söylüyor. İngilizce sınavında okuyucunun İngilizce bilmemesi nedeniyle soruları harf harf okumaya çalıştığını, bunun çok zor bir süreç olduğunu ifade ediyor. Denemelerde okulda en fazla 70 küsur net yapabildiğini, bunun da büyük bir çabayla gerçekleştiğini söylüyor. Amerika’da ise kabartma sınavlardan okuyucu ve kodlayıcıya, bilgisayarla sınava girmekten farklı materyal düzenlemelerine kadar birçok seçeneğin sunulduğunu belirtiyor. Önemli olanın kişinin kendi ihtiyacını bilmesi ve tanımlayabilmesi olduğunu vurguluyor.

Emre Taşgın, Amerika’da eyaletler ve kurumlar arasında engelliliğe bakışta farklılıklar olabileceğini, ayrımcı örneklerin de duyulabildiğini söylüyor. Oğuzcan ise kendi bulunduğu ortamda böyle bir ayrımcılıkla karşılaşmadığını belirtiyor. Bunda yine babasının araştırmacı ve mücadeleci yaklaşımının çok etkili olduğunu söylüyor. Babasının sürekli hangi haklara sahip olabileceğini okuduğunu, okulda görüşmeler yaptığını ve gerekli destekleri talep ettiğini anlatıyor. Amerika’nın fikirlere önem veren, hak taleplerine açık bir ülke olduğunu düşünüyor. Bir hak ya da ihtiyaç varsa ve kişi bunun için uğraşıyorsa sonunda karşılık aldığını söylüyor.

 

Oğuzcan ABD’de üniversite eğitimine devam ediyor

Oğuzcan üniversiteye 2023 yılında başladığını söylüyor. Mezuniyet ve mesleki süreç konusunda ise önünde hâlâ birkaç yıl olduğunu belirtiyor. Lisans eğitiminden sonra tıp sınavına hazırlanması, tıp eğitimine devam etmesi ve doktorluk sürecini tamamlaması gerekiyor. Psikoloji alanında ilerlediğini, lisansın bitmesinden sonra tıp ve uzmanlık süreciyle birlikte yaklaşık dört-beş yıl daha devam edecek bir eğitim yolculuğu olduğunu anlatıyor. Oğuzcan, psikolog olmanın artık cepte olduğunu, asıl hedefinin psikiyatristliğe yükselmek olduğunu söylüyor. Bu dönemi bölüm birinciliğiyle bitirdiğini, bu nedenle tıp eğitimine girebileceğine inandığını belirtiyor. Amerika’da görme engelli biri olarak psikiyatriye ilerlemenin kolay olmadığını, önyargıların hâlâ bulunduğunu, “Nasıl ilaç okuyacaksın, nasıl tıp kazanacaksın?” gibi sorularla karşılaştığını ama başladığı yolu bitireceğine inandığını söylüyor.

Amerika’da şu ana kadar yalnızca bir görme engelli psikiyatristin yaklaşık 30 yıl önce bu alanı bitirdiğini söylüyor. Kendisinin ikinci olacağını belirtiyor. Türkiye’de ise bildiği kadarıyla psikiyatriyi bitiren görme engelli bir kişinin olmadığını ifade ediyor. Bu nedenle hedefi hem kişisel hem de sembolik olarak çok güçlü bir anlam taşıyor.

 

Üniversitede erişilebilirlik

Üniversite yaşamındaki erişilebilirlik düzenlemeleri ayrıntılı biçimde konuşuluyor. Oğuzcan, derslerini seçtiği andan itibaren kendi hazırlık sürecinin başladığını söylüyor. Okulun kendisine baston öğretmeni sunduğunu belirtiyor. Okul başlamadan yaklaşık bir hafta önce sınıflarının nerede olduğunu, engelli öğrenci ofisinin nerede bulunduğunu ve kampüste hangi güzergâhları nasıl kullanacağını birebir eğitimle öğreniyor. Bu sayede dönem başlamadan önce binasına, sınıflarına ve engelli ofisine hâkim oluyor. Her dönem engelli öğrenci birimiyle toplantı yapılıyor. Bu toplantıda alacağı derslerde kullanılacak materyaller inceleniyor ve Oğuzcan’ın nelere ihtiyaç duyacağı belirleniyor. Ek süre, ek materyal, not yazımı, görsel materyallerin kabartmaya dönüştürülmesi gibi destekler planlanıyor.

Bu düzenlemeler yalnızca öğrenciyle sınırlı kalmıyor. Engelli öğrenci birimi, Oğuzcan’ın ihtiyaçlarını öğretmenlere bildiriyor. Böylece Oğuzcan sınıfa girdiğinde öğretmen onun o derste bulunduğunu ve hangi düzenlemelere ihtiyaç duyduğunu önceden biliyor. Öğretmen “Ben bu hakkı veremem” diyemiyor; çünkü okul tarafından resmi bir yazı gönderiliyor. Bu yazıda sınıfta bu öğrencinin olduğu, şu ihtiyaçlara sahip olduğu ve bu ihtiyaçların karşılanması gerektiği belirtiliyor. Öğretmenler destek sağlayamadıkları yerde engelli öğrenci birimiyle iletişime geçiyor. Oğuzcan bu nedenle okulun ilk gününden itibaren sürecin büyük ölçüde sorunsuz ilerlediğini söylüyor.

Sınavlarda da seçeneklerin kendisine sunulduğunu anlatıyor. Sınavlarını nasıl alacağına kendisi karar verebiliyor. Genellikle birebir sınava giriyor. Bilgisayarla sınava girebiliyor, kabartma sınav alabiliyor, okuyucu veya kodlayıcı isteyebiliyor. Eğer bilgisayarla sınava girmek istemediğini ve kağıtla daha iyi çalıştığını söylerse sınavı Braille olarak basılıyor. Eğer sınavda okuyucuya ihtiyaç duyduğunu belirtirse okuyucu sağlanıyor. Bazı zamanlarda öğretmenine kendi sesine alışık olduğunu söyleyip sınavı onun okumasını da isteyebiliyor ve öğretmenleri bunu kabul ediyor. Oğuzcan, Amerika’daki sistemde bunların birer lütuf değil temel ihtiyaç olarak görüldüğünü söylüyor.

Üniversitede yalnızca görme engelli öğrenciler bulunmuyor. Oğuzcan, farklı engel gruplarından öğrencilerle de tanıştığını anlatıyor. Otizmli, Down sendromlu, hafif zihinsel engelli öğrenciler olduğunu söylüyor. Her öğrencinin ihtiyacının belirlendiğini ve herkesin kendi alanında eğitimine devam ettiğini belirtiyor. Ayrı bir alt sınıf, özel eğitim sınıfı ya da “Bu bölümü okuyamazsın” gibi bir yaklaşım olmadığını söylüyor. Tanıştığı hafif Down sendromlu bir arkadaşının resim okuduğunu, sergiler hazırladığını ve tam burslu eğitim aldığını örnek olarak veriyor. Bu örnek üzerinden Amerika’daki yaklaşımın, öğrenciyi engeliyle sınırlamak yerine ihtiyaçlarını belirleyip eğitim sürecine dahil etmek üzerine kurulu olduğunu anlatıyor.

Kendi burs durumunu da açıklıyor. Tam burslu olmadığını ama yaklaşık yüzde 70 oranında burs aldığını söylüyor. Üniversitede engelli öğrencileri bir araya getiren etkinlikler de bulunduğunu belirtiyor. Engelli öğrenci ofisleri zaman zaman yemekler, buluşmalar, basketbol maçları, kütüphane etkinlikleri gibi organizasyonlar yapıyor. Ancak katılım her zaman çok yüksek olmuyor. Çünkü Amerika’da engelli öğrencilerin okul dışında da kulüpleri, sosyal çevreleri ve aktiviteleri bulunuyor. Öğrenciler yalnızca okuldan eve gidip gelen kişiler olarak yaşamıyor. Bu nedenle okulun düzenlediği etkinliklere herkes sürekli katılamıyor. Yine de ayda bir veya iki ayda bir kaynaşma amacıyla etkinlikler yapılıyor.

 

ABD’de sosyal yaşam

Sosyal yaşam konusunda Oğuzcan, seçtiği bölümün yoğunluğu nedeniyle kendisine çok fazla boş zaman ayıramadığını söylüyor. Dersleri ve ödevleri ağır olduğu için zamanının büyük kısmı okula gidiyor. Buna rağmen Amerika’da görme engelli bireylerin spor ve sosyal yaşamda sınırlandırılmadığını çok net biçimde anlatıyor. Hokey yapan, buz pateni yapan, bisiklete binen, koşu yapan, tırmanma sporlarıyla ilgilenen görme engelli arkadaşları olduğunu söylüyor. Orada “Bu spor sana uygun değil, bunu yapamazsın” anlayışının değil, “Sen iste, biz nasıl yapabileceğimizi üretelim” anlayışının bulunduğunu belirtiyor. Kendisinin de yüzme kulübüne katıldığını, yüzme yaptığını, koşu yaptığını ve zaman zaman sosyal kulüplere gidip arkadaşlarıyla vakit geçirdiğini anlatıyor. Ancak düzenli ve sürekli biçimde bu aktivitelere devam edemediğini, çünkü akademik yükünün ağır olduğunu söylüyor.

Bağımsız hareket becerileri konusunda Amerika’daki yaklaşımın çok erken yaşta başladığını tekrar vurguluyor. Michigan eyaletinde yaşlara göre beklenen becerilerin bulunduğunu söylüyor. 16 yaşına gelen bir görme engelli öğrenciden artık kendi yemeğini hazırlayabilmesi, banyoyu ve lavaboyu temizleyebilmesi, kıyafetlerini yıkayıp katlayabilmesi, kahvaltısını, öğle yemeğini ve akşam yemeğini organize edebilmesi, okula otobüs veya minibüs kullanarak gidip gelebilmesi bekleniyor. Oğuzcan’a göre 16 yaşından sonra artık temel bağımsız yaşam becerilerinde eksik kalmaması hedefleniyor. Bu durum, Türkiye’deki görme engelli öğrencilerin çoğu zaman çok daha geç karşılaştığı bağımsızlık beklentisinin Amerika’da erken yaşta sistematik biçimde verildiğini gösteriyor.

 

ABD’de sivil toplum deneyimi

Oğuzcan, Michigan dışındaki eyaletlere de National Federation of the Blind yani NFB aracılığıyla gittiğini söylüyor. NFB’nin öğrenciler yönetiminde yer aldığını, yaklaşık iki buçuk yıldır bu yapının içinde bulunduğunu anlatıyor. NFB konferansları için Washington DC’ye ve Chicago’ya gittiğini, gelecek yıl Texas’ta yapılacak bir konferansa katılmayı hedeflediğini belirtiyor. Emre Taşgın, NFB’nin yalnızca Amerika içinde değil, uluslararası anlamda da vizyonu olan güçlü bir kör örgütü olduğunu belirtiyor ve Oğuzcan’dan NFB kültürünü anlatmasını istiyor.

Oğuzcan, NFB’nin temel felsefesinin “Live the life you want”, yani “İstediğin hayatı yaşa” olduğunu söylüyor. Bu anlayışa göre görme engellilik kişiyi geri tutan bir şey olarak görülmüyor. NFB’nin amacı, görme engelli bireyin hayata bir adım geriden başlamamasını sağlamak oluyor. Hak temelli çalışan bir yapı olduğunu, görme engellilerin eğitim, istihdam, bağımsız hareket, hukuk ve günlük yaşam sorunlarında destek verdiğini anlatıyor. NFB’nin avukatları, okulları, bağımsız hareket merkezleri ve çeşitli destek ağları bulunduğunu belirtiyor. Sorun neyse NFB’nin orada olmaya çalıştığını söylüyor. Kurumun oldukça büyük ve bütçesi güçlü bir yapı olduğunu, her yıl yüzlerce kişinin katıldığı konferanslar düzenlediğini ve Texas’ta yaklaşık 3.000 kişilik büyük bir konferans yapılacağını aktarıyor.

 

ABD’de şehir erişilebilirliği

Şehir yaşamı ve erişilebilirlik konusunda Oğuzcan, Michigan’ın toplu taşıma açısından çok güçlü bir yer olmadığını söylüyor. Metro ya da yaygın otobüs-minibüs ağı bulunmadığını, herkesin genellikle arabayla hareket ettiğini anlatıyor. Ancak buna rağmen engelliler için özel çözümler üretildiğini belirtiyor. “Smart Bus” olarak adlandırılan akıllı otobüslerden söz ediyor. Bu sistemle engelli bireyler okula, işe, markete, randevuya ya da arkadaş buluşmasına gitmek için ulaşım organize edebiliyor. Oğuzcan okula giderken hâlâ bu sistemi kullandığını söylüyor. Mail göndererek hangi saatte okula gitmesi ve hangi saatte dönmesi gerektiğini bildiriyor. Otobüs gelip onu alıyor, okuluna bırakıyor, akşam da tekrar alıp yurduna götürüyor. Bu sistemi okul servisine benzetiyor. Michigan’ın toplu taşıma açısından zorlayıcı bir yer olmasına rağmen engellileri düşünen alternatiflerin geliştirilmiş olmasından memnun olduğunu ifade ediyor.

Ancak bu desteklerin kendiliğinden önüne gelmediğini de özellikle vurguluyor. Amerika’ya gidince her şeyin tek bir dosya halinde verilmediğini, hangi haklara başvurulacağı, hangi belgelerin hazırlanacağı ve hangi kurumlarla görüşüleceğinin araştırılması gerektiğini söylüyor. Babasının bazı konularda üç ay boyunca araştırma yaptığını, telefon görüşmeleri yürüttüğünü ve başvuruları takip ettiğini anlatıyor. Kaldığı yurt binasının değiştirilmesi için bile onlarca telefon görüşmesi yapıldığını söylüyor. Bu nedenle Amerika’da haklara erişim mümkün olsa da bunun emek, sabır, başvuru, evrak ve takip gerektirdiğini belirtiyor. Fakat en önemli farkın, emek verildiğinde sonucun alınabilmesi olduğunu söylüyor. Yorucu olsa da sonunda “İyi ki yapmışım” dedirten bir karşılık oluştuğunu anlatıyor.

 

ABD’de üniversite yurdu deneyimi

Yurt yaşamında da erişilebilirlik konusu ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Oğuzcan başlangıçta görme engelli olarak daha zorlanacağı bir binada kalma ihtimali olduğunu söylüyor. O binada banyolar odanın içinde değil, ortak kullanım alanında bulunuyor. Yemekhane de uzakta yer alıyor ve yemekhaneye ulaşmak için yaklaşık iki kilometre yürümek gerekiyor. Bu durum Oğuzcan için çok zorlayıcı olabileceğinden babası büyük çaba göstererek yurt yerleşimini değiştiriyor. Şu anda engelli odası olarak düzenlenmiş bir odada tek başına kalıyor. Odasında mikrodalga, buzdolabı ve klima gibi olanaklar bulunuyor. Yemekhaneye yakın bir yurtta kaldığı için tek başına yemekhaneye gidip yemeğini alabiliyor. Çamaşırlarını yıkayabiliyor, odasında rahat hareket edebiliyor, okuluna gidip gelebiliyor. Oğuzcan, özellikle görme engelliler için alışılmış ve düzenli bir alanın çok önemli olduğunu söylüyor. Ortak banyo gibi sürekli değişen alanların görme engelli biri için zorlayıcı olabileceğini belirtiyor.

Emre Taşgın, planlı otobüs sistemi dışında ani bir sosyal buluşma olduğunda ne yaptığını soruyor. Oğuzcan, yine otobüsleri arayarak ya da iletişime geçerek ihtiyacını belirtebildiğini söylüyor. Ancak bu durumda sistemin onu tam belirtilen saatte bırakacağına garanti vermediğini ifade ediyor. Böyle durumlarda taksi kullanabildiğini ya da arkadaşlarından destek alabildiğini anlatıyor. Amerika’da özellikle üniversite ortamında arkadaşların çoğunun arabası olduğunu, gören bir arkadaşla buluşulacaksa çoğu zaman arkadaşının “Ben seni alırım, uğraşma” dediğini söylüyor. Görme engelli bir arkadaşla buluşulacaksa da herkes ulaşım süreçlerini bildiği için daha planlı hareket edildiğini belirtiyor. Michigan’da toplu taşıma sınırlı olsa da insanların bilinçli olması ve alternatif çözümlerin bulunması nedeniyle bunun büyük bir sorun hâline gelmediğini anlatıyor.

 

ABD’de limit yok!

Oğuzcan, Amerika’da kendisini en çok etkileyen şeyin “limitinin olmaması” olduğunu söylüyor. Türkiye’de tıp okumasının neredeyse mümkün görülmediğini, dil sınavında bile kendisine uygun okuyucu verilmediğini hatırlatıyor. Amerika’da ise psikiyatrist olmak istediğinde kimsenin ona “Sen doktor olamazsın” demediğini, aksine “Dene, başarabilirsin, ikinci olabilirsin” yaklaşımıyla karşılaştığını anlatıyor. Görme engelli mimarlar, doktorlar, farklı tıp alanlarında çalışan kişiler olduğunu söylüyor. Beyin cerrahisi, kalp, ortopedi gibi alanlara yönelen görme engelli doktorlardan söz ediyor.

Oğuzcan’a göre Amerika’daki temel fark, “Bunu yapamazsın” demek yerine “Bunu nasıl adapte edebiliriz?” diye düşünülmesi oluyor. Bu yaklaşım ona büyük bir özgürlük hissi veriyor. Uzakta olmak, dil farkı, kültürel uyum gibi zorluklar yaşasa da Amerika’da artık ikinci bir evi, ikinci bir babası ve ikinci bir ailesi olduğunu söylüyor. Bu da ona güç veriyor. Kendi ailesinin de destekleyici olduğunu belirtiyor. Ancak Amerika’daki babasına psikiyatrist olmak istediğini söylediğinde onun hiç tereddüt etmeden destek verdiğini, “Ben arkandayım, yanındayım, gereken her şeyi yapacağım” dediğini aktarıyor. Bu destek, Oğuzcan’ın hedefini daha rahat sahiplenmesini sağlıyor.

 

Oğuzcan’dan yurt dışı tavsiyeleri

Programın sonunda Emre Taşgın, Türkiye’de üniversite sınavlarına giren öğrencilere, özellikle yurt dışında eğitim almak isteyen görme engelli öğrencilere ve genel olarak tüm öğrencilere ne söylemek istediğini soruyor. Oğuzcan, Türkiye’nin hayatın sonu olmadığını vurguluyor. Türkiye’de bir şeyler olmuyorsa, kişi bir, iki ya da üç kez sınava girip istediği sonucu alamıyorsa bunun onun başarısız olduğu anlamına gelmediğini söylüyor. Eğitim hayatını bitirmesi gerektiği anlamına da gelmediğini belirtiyor. Başka imkânlar olduğunu, çok daha iyi seçeneklerin bulunabileceğini ifade ediyor. Önemli olanın kişinin kendisine bir hedef belirlemesi ve o hedefin sonuna kadar gitmesi olduğunu söylüyor. Eğer hedef Amerika’da okumaksa, kişinin bu hedefin peşinden sonuna kadar gitmesi gerektiğini belirtiyor. Pes etmemeyi, başarısızlık hissine kapılmamayı ve başka yolların da olduğunu görmeyi öneriyor.

Son mesaj olarak denemeyi, istemeyi ve hedefin peşinden gitmeyi öneriyor. Ona göre istemek başarmanın yarısı anlamına geliyor.

Paylaş: