|

Görme engelliler nasıl dalış ve yamaç paraşütü yapar?

 

“Sözümüz Var” programının bu bölümünde görme engelli bir kişinin dalış ve yamaç paraşütü gibi ekstrem sporları nasıl deneyimleyebildiği, görme engelli gazetecilik mezunu ve öğretmen Esra Güleç’in kişisel deneyimleri üzerinden ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Esra Güleç, Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunu olduğunu, üç yıldır Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gazetecilik öğretmeni olarak görev yaptığını anlatıyor. Fırsat buldukça sıra dışı aktiviteler gerçekleştirmeye çalıştığını belirten Güleç, bir önceki yaz Fethiye’ye gittiğinde kendisini korkutan ancak aynı zamanda cesaret etmek istediği bazı deneyimleri gerçekleştirmeye karar verdiğini söylüyor. Özellikle sudan ciddi biçimde korktuğunu, iyi yüzme bilmediğini, buna rağmen o seyahatte kendisini hem dalış hem de yamaç paraşütü yapmak için hazır hissettiğini ve iki ekstrem sporu da deneyimledikten sonra son derece keyif aldığını ifade ediyor. Yeniden fırsat bulması halinde bu deneyimleri tekrar gerçekleştirmeyi istediğini de ekliyor.

 

Esra’nın dalış deneyimi

Söyleşinin ilk ana bölümünde dalış deneyimi ele alınıyor. Esra, uzun yıllar boyunca suya karşı ciddi bir fobisi olduğunu anlatıyor. Yaklaşık 21 yaşındayken Kaş’ta Düşler Akademisi tarafından gerçekleştirilen bir kampa katıldığını, burada grubun dalış teknesiyle denize götürüldüğünü, ancak herkesin dalmadığını ve birkaç kişinin seçildiğini hatırlatıyor. Kendisi o dönemde can yeleğiyle suya girmekten dahi çok korktuğunu, Düşler Akademisi yetkilisinin kollarına sarılıp ağladığını ve “Düşeceğim, bırakmayın beni” dediğini anlatıyor. Dolayısıyla sonraki yıllarda dalış yapabilmesinin, su korkusunun geçmişteki yoğunluğu düşünüldüğünde kendisi açısından ciddi bir değişimi temsil ettiğini vurguluyor.

Esra’nın dalış konusunda cesaret kazanmasındaki önemli unsurlardan biri, özellikle deneme dalışı yapmak isteyenlerin iyi yüzme bilmesinin gerekmediğini öğrenmesi olmuş. Yüzmenin dalış için zorunlu olmadığını öğrendikten sonra bu deneyime daha sıcak bakmaya başladığını ifade ediyor. 21 yaşından sonraki dönemde yüzme havuzlarında kullanılan “makarna” olarak adlandırılan yardımcı ekipmanla suyun üzerinde durmayı ve yüzmeyi de öğrenmiş olmasının suyla ilişkisini bir miktar kolaylaştırdığını söylüyor. Buna karşın dalış için kayıt yaptırırken görme engelli olması nedeniyle sorun çıkarılabileceği konusunda oldukça tedirgin olduğunu belirtiyor. Türkiye’de görme engelli kişilerin farklı mekân ve etkinliklerde sıklıkla ayrımcılıkla karşılaşmalarından dolayı, “Kör olduğum için kesin bir sorun çıkarırlar” düşüncesiyle neredeyse yüzde 99 oranında olumsuz bir durum beklediğini anlatıyor.

Fethiye’de kaldığı pansiyonu işleten görme engelli bir kadının kendisine destek olması bu aşamada önemli bir kolaylık sağlamış. Pansiyon işletmecisinin gerekli araştırmaları yaptığı ve bir tur rehberi aracılığıyla hem dalış hem de yamaç paraşütü için Esra’nın kaydını oluşturduğu aktarılıyor.

Dalış organizasyonunun lojistik boyutu da söyleşide ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Firma, katılımcıyı kaldığı otel, apart veya pansiyondan araçla alıyor, dalış teknesine götürüyor ve etkinlik sona erdikten sonra tekrar kaldığı yere bırakıyor. Böylece ulaşım konusunda ayrıca çözüm üretmek gerekmiyor. Gün içerisinde biri sabah, diğeri öğleden sonra olmak üzere iki kez dalış yapma fırsatı bulduklarını belirten Esra, bütün gün süren bu organizasyonun oldukça keyifli olduğunu söylüyor.

Dalış öncesindeki yaklaşık yarım saatlik brifingde dalış ekipmanları tek tek tanıtılıyor. Oksijen tüpü, dalış kıyafeti, gözleri ve burnu kapatan dalış maskesi, oksijen tüpüne bağlı ağızlık ve diğer ekipmanların nasıl kullanılacağı açıklanıyor. Maske, gözlerin önünde camlı bir bölüm bulunan ve burnu silikon bölümle tamamen kapatan bir yapıya sahip. Bu nedenle dalış sırasında burundan nefes alınamıyor. Nefes tamamen ağız yoluyla alınıp veriliyor. Oksijen tüpüne bağlı ağızlık, Esra’nın betimlemesiyle nargile hortumu veya marpucuna benzer bir biçimde düşünülebiliyor. Ağızlığın silikon bölümü dudakların çevresini kapatarak suyun ağza girmesini önlemeye yardımcı oluyor. Esra, dalış sırasında yanlışlıkla su alınması durumunda kullanılabilen bir mekanizmayı da anlatıyor. Ağızlığın dış kısmında basınç uygulanabilen düğme benzeri bir bölüm bulunduğunu ve bunun aracılığıyla ağızlığa giren suyun boşaltılabildiğini söylüyor. Kendisi de ilk dalışında kısa süreli bir panik yaşayıp su aldığını, ancak eğitmeninin yardımıyla bu durumu hemen çözdüklerini ve dalışa devam ettiklerini aktarıyor.

Ekipmanların tanıtılmasından sonra dalış kıyafeti giyiliyor. Oksijen tüpü, bir sırt çantası takar gibi omuz askılarından geçirilerek sırta yerleştiriliyor. Tüpün hareket etmemesi ve kaymaması için bel çevresinde ayrıca sabitleniyor. Bunun yanında kişinin suyun altında aşağıya inebilmesi için bele kurşundan yapılmış yaklaşık sekiz kilogram civarında bir ağırlık bağlandığı anlatılıyor. Ayaklara da palet giyiliyor. Esra, dalış için gerekli bütün ekipmanların işletme tarafından sağlandığını, kendisinin özel bir dalış ekipmanı götürmediğini; yalnızca kişisel ihtiyaçlarını ve yüzme kıyafetlerini yanında bulundurduğunu belirtiyor.

Dalış doğrudan derin suya inilerek başlamıyor. İlk olarak suyun içinde deneme ve alışma çalışmaları gerçekleştiriliyor. Katılımcı, oksijen tüpünden nefes almaya devam ederken başını suyun içine sokup yeniden çıkarıyor. Bu işlem birkaç kez tekrarlanarak kişinin suyun altında rahat biçimde nefes alıp alamadığı kontrol ediliyor. Eğitmen kişinin rahat nefes alabildiğine kanaat getirdiğinde yavaş yavaş dalışa geçiliyor.

Görme engelli bir kişinin dalışında en çok merak edilen konulardan biri, su altında görsel el işaretlerinin kullanılamaması nedeniyle eğitmenle iletişimin nasıl kurulacağı oluyor. Esra da dalıştan önce bunu düşündüğünü ifade ediyor. Kendi deneyiminde temel iletişim yönteminin sürekli fiziksel temas olduğunu anlatıyor. Görme engelli dalıcı ile eğitmen bir elleriyle birbirlerinin elini tutuyor ve su altında birlikte hareket ederken bu teması bırakmıyorlar. Esra’ya göre burada eğitmenin engellilik konusunda farkındalığı ve dalıcının eğitmene güvenebilmesi büyük önem taşıyor. Eğitmene güvenilmediğinde kişinin rahatlamasının ve su altında hareket etmesinin zorlaşabileceğini düşünüyor. İlk aşamada birkaç kısa dalış gerçekleştirilerek kişinin su altında ne kadar rahat kalabildiği, panik yaşayıp yaşamadığı ve dalışa devam edip edemeyeceği gözleniyor. Esra bu noktada önemli bir ayrım yapıyor: Deneme dalışında eğitmenle birlikte dalmak yalnızca görme engelli kişilere uygulanan özel bir güvenlik önlemi değil. Deneme dalışına katılan herkes bir eğitmenle eşleşiyor ve tek başına dalış yapamıyor. Eğitmen de sorumluluğunu üstlendiği kişiyi yalnız bırakamıyor. Bu nedenle “Görmediği için yanında eğitmen var, görenler tek başına dalıyor” biçiminde bir algının yanlış olduğunu özellikle vurguluyor. Eğitmenle birlikte dalmak, deneme dalışının bütün katılımcılar için uygulanan standart güvenlik sistemi.

Esra’nın ilk dalışı yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Dalış sırasında video ve fotoğraf çekimleri de yapılıyor. Videolardan birinde balıkları beslediği görülüyor. Esra, balıkların çevresinde çok sayıda bulunduğunu ancak kendisine temas etmedikleri için başlangıçta onların varlığını fark edemediğini anlatıyor. Balıkların doğrudan kendisine temas etmesini aslında istediğini, hayvanlarla arasının iyi olduğunu söylüyor. Elindeki ekmeği balıklara uzattığında ise yaklaşık on saniye boyunca çok yoğun bir dokunsal deneyim yaşadığını belirtiyor. Balıkların avucundan ekmek yemesini, çok sayıda küçük elin kişinin avucunu hafifçe cimciklemesine benzetiyor. Bunun acı veren bir his olmadığını ve deneyimin çok kısa sürmesine üzüldüğünü aktarıyor. Daha sonra su altında çeşitli fotoğraf pozları veriliyor.

Eğitmenle görsel olmayan iletişimin sürdürülebilmesi için önceden bazı dokunsal işaretler de belirlenmiş. Eğitmenin Esra’nın elini bir kez sıkması “İyi misin?” sorusu anlamına geliyor. Esra eğitmenin elini bir kez sıkarsa “İyiyim”, iki kez sıkarsa “Bir sorun var, iyi değilim” mesajını iletiyor. Esra iki kez sıktığında eğitmen de problemi anlamak amacıyla onun elini yeniden iki kez sıkıyor. Esra daha sonra sorunun bulunduğu bölgeyi eliyle gösteriyor. Örneğin burnuna su kaçtıysa burnunu işaret ediyor, başka bir problem varsa ilgili bölgeyi gösteriyor ve eğitmen buna göre yardım ediyor. Dalış sırasında Esra bir kez su yutmasının yanında birkaç defa maskesine de su girdiğini anlatıyor. Maskeye ve burun bölümüne su girmesinin dalış sırasında yaşanabilen bir durum olduğu kendisine anlatılmış. Suyun maskeden boşaltılmasını sağlayan bazı yöntemler bulunuyor ve eğitmen bunları dalış öncesinde veya gerektiği anda gösteriyor. Esra, yöntemlerin teknik ayrıntılarını artık tam hatırlamadığını, ancak eğitmenin yönlendirmeleriyle maskeye giren sudan kurtulup dalışa devam edilebildiğini ifade ediyor.

Bu ilk deneyim Esra’nın dalışa ilgisini artırmış. Yeniden dalmak istediğini kesin biçimde söylüyor. Dalış eğitmeni ona, gerçekleştirdikleri deneme dalışında maksimum yaklaşık beş metreye kadar inildiğini; üç günlük bir dalış eğitiminin ve gerekli sertifikanın tamamlanmasının ardından ise 18 metreye kadar dalış yapılabildiğini anlatmış. Esra gelecekte bu eğitimi alma ihtimalini de düşünüyor.

Dalışta kendisi açısından önemli başka bir deneyim de deniz canlılarını dokunarak tanıyabilmek olmuş. Dalış eğitmeninin kardeşi olan ve kendisi de dalış eğitmeni olmaya başlayan bir kişi denizde bir yengeç bacağı bulmuş ve Esra’nın inceleyebilmesi için ona vermiş. Esra daha önce hiç yengeç bacağına dokunmadığını, görme engelli kişilerin bazı nesneleri zihinsel olarak somutlaştırabilmesi açısından dokunmanın önemli olduğunu belirterek yengeç bacağının yapısını ilk defa bu deneyim sırasında öğrendiğini anlatıyor. Bazı kişilerin böyle bir şeye dokunmayı korkutucu bulabileceğini ancak kendisinin bundan rahatsız olmadığını söylüyor. Dalışı neden tavsiye ettiği sorulduğunda Esra, deneyimin insana son derece huzur verici geldiğini ifade ediyor. Programda kısa süreliğine dalış görüntülerinin ortam sesi de dinletiliyor. Esra, yalnızca bu seslerin bile insana huzur verdiğini, denizin altında tamamen farklı bir dünyanın içine girildiğini söylüyor. Dalışı, yeryüzünde günlük yaşamın dışında başka bir dünyayı keşfetmeye ve deniz canlılarının yaşam alanına misafir olmaya benzetiyor. Farklı bir ülkeye gitmenin kişinin ufkunu genişletmesi gibi dalış deneyiminin de insana farklı şeyler kattığını düşünüyor. Kendisi için dalışın adeta terapi niteliğinde olduğunu belirtiyor ve fırsat buldukça daha fazla dalış yapmak istediğini tekrarlıyor. Özellikle deneme dalışı bakımından yüzme bilmemekten dolayı korkmaya gerek olmadığını vurguluyor.

Bu deneyim Esra’ya erişilebilir teknoloji açısından da bazı sorular düşündürmüş. Dalış yapan kişilerin kaç metre derinlikte olduklarını ve ne kadar süredir su altında bulunduklarını gösteren su geçirmez cihazlar kullandığını öğrenmiş. Bu cihazların görme engelli kullanıcılar için erişilebilir sürümlerinin geliştirilip geliştirilemeyeceğini sorguladığını ve dalış sırasında aklına erişilebilirlik açısından yeni fikirler geldiğini ifade ediyor.

 

Esra’nın yamaç paraşütü deneyimi

Programın ikinci ana bölümünde “yerin altından havaya” geçilerek yamaç paraşütü deneyimi ele alınıyor. Önce Esra’nın yaklaşık 1900-2000 metre yükseklikte Babadağ’da kaydedilen videolarından biri izleniyor. Videoda Esra yüksekliğe rağmen havanın son derece soğuk olmasına şaşırıyor ve bulunduğu ortamı uzay boşluğuna benzetiyor. Yaklaşık 2000 metre yükseklikte kendisini sanki uzaydaymış gibi hissettiğini ifade ediyor.

Videonun ardından Esra, görüntüleri yeniden izlerken o günkü heyecanını tekrar yaşadığını anlatıyor. Söyleşiye özellikle o gün yamaç paraşütü yaparken giydiği kıyafetlerle geldiğini belirtiyor ve kendisini de betimliyor. Mor bir tişört ve mor bir şort giydiğini, uçuş günü ayağında mor-lila tonlarında örgü sandaletler bulunduğunu söylüyor. Gözünde ise çerçeveleri nar çiçeği tonunda, camları mor olan bir güneş gözlüğü bulunuyor. Yamaç paraşütüne gitmeden önce hangi kıyafetleri giymesi gerektiğini araştırdığını; Fethiye’de yaşayanların Babadağ’ın çok soğuk olduğunu ve daha kalın giyinmesini söylediklerini ancak kendisinin “Fethiye sonuçta ne kadar soğuk olabilir?” diye düşündüğünü anlatıyor. Tepeye çıktığında gerçekten beklemediği ölçüde soğuk olduğunu, aşağıya deniz seviyesine doğru indikçe sıcaklığın giderek arttığını hissederek coğrafya derslerinde anlatılan yükselti ve sıcaklık ilişkisini doğrudan deneyimlediğini esprili biçimde ifade ediyor.

Esra’nın gözlemlerine göre yamaç paraşütü çok farklı yaşlardan ve farklı özelliklere sahip kişiler tarafından yapılabiliyor. Beş-altı yaşındaki çocukların uçtuğunu görünce onların cesaretine hayran kaldığını, 70-80 yaşındaki insanların da paraşüt yaptığını söylüyor. Tekerlekli sandalye kullanan kişilerin de yamaç paraşütü yapabildiğini gördüğünü belirtiyor. Ona göre doğru ekipmanların kullanılması, güvenlik koşullarının sağlanması ve pilotun kişiye güven vermesi hâlinde çok farklı kişilerin bu deneyimi yaşaması mümkün. Yamaç paraşütü için de kayıt süreci Fethiye’de kaldığı pansiyondaki görme engelli işletmecinin bir tur rehberi aracılığıyla Esra’nın ismini yazdırmasıyla başlamış. Kaydın ardından ödeme yapılmış. Esra bir önceki yıl uçuş için yaklaşık 5.000 TL ödediğini, yamaç paraşütünün ucuz bir etkinlik olmadığını ancak bu deneyimin kendisinde ömür boyu kalacak bir anı oluşturduğunu söylüyor. Maddi imkânı olan veya para biriktirebilen kişilerin hayatlarında bir kez bile böyle bir hayalleri varsa bunu gerçekleştirmeye değer bulduğunu ifade ediyor. Özellikle Babadağ-Ölüdeniz bölgesinin uçuş açısından çok etkileyici olduğunu ve yaklaşık 1900-2000 metre yükseklikten uçuş gerçekleştirildiğini belirtiyor.

Programda daha sonra Esra’nın Ölüdeniz ve deniz üzerinde uçtuğu başka görüntüler izleniyor. Videoda Fethiye üzerinde uçtuğunu fark etmenin kendisini çok heyecanlandırdığı, bunu hayatında yapabileceği en güzel yatırımlardan biri olarak gördüğü anlaşılıyor. Esprili biçimde bir ev eşyası almaktansa böyle bir deneyime para harcamayı tercih edeceğini söylüyor.

Esra ardından yamaç paraşütünün yapısını görme engelli izleyicilerin zihninde canlandırabilmesi için ayrıntılı biçimde betimliyor. Kişiler önce araç veya teleferik aracılığıyla yüksek bir noktaya çıkarılıyor; paraşütle dağın üzerine çıkılmıyor. Esra’nın deneyiminde firma kendisini kaldığı yerden araçla alarak Babadağ’a götürüyor.

Hem dalış hem de yamaç paraşütü öncesinde katılımcılara bir form doldurtuluyor ve imza alınıyor. Esra formun bütün ayrıntılarını hatırlamamakla birlikte bu belgelerin etkinliğin sorumluluklarını ve risklerini kabul etmeye ilişkin olduğunu aktarıyor. Bunun yalnızca engelli katılımcılardan istenen özel bir belge olmadığını, dalış veya yamaç paraşütüne katılan herkesin aynı formları imzaladığını özellikle vurguluyor. Esra açısından önemli noktalardan biri de kendi imzasının diğer katılımcıların imzasından farklı muamele görmemesi olmuş. “Senin imzanı kabul edemeyiz” gibi ayrımcı bir tutumla karşılaşmadığını, herkes gibi formu imzaladığını ve bunun kendisini ayrıca mutlu ettiğini anlatıyor.

Form işlemlerinin ardından pilotuyla tanışıp araçla Babadağ’a çıkıyor. Yolculuk yaklaşık yarım saat sürüyor. Ancak çok sayıda viraj ve manevra nedeniyle Esra’nın midesi ciddi biçimde bulanıyor. Araçların yoğun manevralarına karşı hassasiyeti bulunduğunu söylediği için, benzer sorunu yaşayan kişilerin Babadağ’a çıkarken mide bulantısına karşı gerekli önlemleri almalarını tavsiye ediyor. Zirveye ulaştıktan sonra Esra pilottan paraşüt ekipmanlarını dokunarak incelemek için izin istiyor ve pilot buna olumlu yaklaşıyor. Esra yamaç paraşütünde kişinin vücuduna takılan ekipmanı, sırta geçirilen büyük bir çantaya benzetiyor. Ancak ekipman yalnızca omuzlardan sırta takılmıyor; bel ve diz çevresinden de sabitleniyor ve yaklaşık dizlere kadar uzanıyor. Havalanıldığında bu ekipmanın alt kısmı oturma yüzeyine dönüşüyor. Esra bunu portatif kamp sandalyesine benzetiyor; ancak kamp sandalyesinde bulunan metal iskeletin bunda bulunmadığını belirtiyor.

Tandem uçuşta pilot ile yolcunun birbirine nasıl bağlandığını da açıklıyor. Pilotun ekipmanı ile yolcunun ekipmanı özel bağlantılar aracılığıyla birbirine sabitleniyor. Esra başlangıçta pilotun önde, kendisinin arkada oturacağını düşünmüş; ancak tam tersine yolcunun önde, pilotun arkada bulunduğunu uçuş sırasında öğrenmiş.

Yamaç paraşütünün havada kalmasını sağlayan esas bölüm geniş kanat yapısı. Esra bunu şemsiye kumaşına benzeyen ancak metrelerce uzunluğa sahip devasa bir kumaş olarak betimliyor. Kanatlar iplerle pilota bağlanıyor. Pilot ellerindeki ipleri kullanarak uçuşun yönünü ve hareketlerini kontrol ediyor. Hangi yöne gidileceği, daha hızlı veya daha yavaş hareket edilmesi, sağa ya da sola yönelme ve inişe ne zaman başlanacağı gibi işlemler pilot tarafından gerçekleştiriliyor. Esra yolcu olarak bu teknik süreçlere müdahale etmeden uçuşun keyfini çıkardığını söylüyor. Uçuş sırasında Ölüdeniz ve lagünün üzerinde aynı anda yaklaşık 10-15 yamaç paraşütünün havada bulunduğu görülüyor. Yüksek noktadaki soğuk hava, irtifa azaldıkça yerini daha sıcak havaya bırakıyor. Esra yükseklik korkusu olmayan kişilerin bu deneyimi mutlaka yaşamalarını tavsiye ediyor ve yolcu açısından teknik anlamda çok zor bir şey yapılmadığını; kişinin büyük ölçüde oturup manzaranın ve uçuşun keyfini çıkardığını belirtiyor. Bunun önündeki en önemli pratik engelin maliyet olduğunu ise esprili bir biçimde tekrar dile getiriyor.

Esra yamaç paraşütünün kendisinde yarattığı hissi anlatırken uçuşun başlangıcındaki “uzaydaymış gibi olmak” benzetmesine geri dönüyor. Gerçek anlamda uzaya gitmediğinin ve dolayısıyla uzayın nasıl hissettirdiğini bilemeyeceğinin farkında olduğunu ancak yaklaşık 2000 metre yükseklikte havada süzülmenin kendisine yer çekimi yokmuş hissi verdiğini söylüyor. İnce bir oturma yüzeyinin üzerinde bulunmasına rağmen düşmeden havada ilerlemek ona oldukça sıra dışı gelmiş. Bu hareketi, bir trenle gider gibi havada süzülerek ilerlemeye benzetiyor.

Görme engelli olması nedeniyle yamaç paraşütü Esra için görsel olmayan duyularla uçuşu deneyimlemenin de bir yolu olmuş. Yıllardır uçağa bindiğini ancak gören kişilerin uçak penceresinden dışarıdaki manzarayı izleyebildiğini, kendisinin ise uçak içindeyken dış ortamı bu biçimde algılayamadığını söylüyor. Uçakta zaman zaman “Cam açılsa dışarıdaki havanın nasıl olduğunu hissetsem” diye merak ettiğini, yamaç paraşütünün kendisine bir anlamda bunu sunduğunu ifade ediyor. Bu anlatı üzerinden görme engelli kişilerin çevreyi farklı duyularla algılamaları tartışılıyor. Esra, örneğin otomobilde camlar kapalı olduğunda yeni gidilen bir çevreyle ilgili çok az ipucu alınabildiğini; ancak açık havada tandem bisiklet kullanırken ses yankılarından, havadan, trafikten ve çevresel seslerden gidilen bölgeyle ilgili pek çok ayrıntı algılanabildiğini söylüyor. Yamaç paraşütünü de benzer şekilde “açık havada uçmak” olarak tanımlıyor.

 

Hayat yeni deneyimlerden ibaret

Programın son bölümünde dalış ve yamaç paraşütü birlikte değerlendirilerek deneyim yaşama hakkı, risk, güvenlik ve ayrımcılık konuları ele alınıyor. Emre Taşgın, bir faaliyetin tehlikeli olup olmadığına kişinin kendisinin karar verebilmesi gerektiğini, yaşamın yalnızca sürekli korunmak değil çeşitli deneyimleri gerçekleştirebilmek anlamına da geldiğini ifade ediyor. Maddi imkânların sınırlı olduğu durumlarda bir eşyanın alınmasının ertelenebileceği ancak bazı yaşam deneyimlerinin insanın hayatında kalıcı anılar oluşturduğu belirtiliyor. Esra da hayata bir kez gelindiğini düşündüğünü ve hayatından mümkün olduğunca fazla keyif almaya çalıştığını söylüyor. İnsanların kazandıkları paranın en azından bir kısmıyla eğlenmelerinin ve kendilerine deneyimler kazandırmalarının değerli olduğunu düşünüyor. Yamaç paraşütündeki en etkileyici anlarından birini ayrıntılı olarak aktarırken, yaklaşık 2000 metreden 1000 metreye indikçe havanın ısınmaya başladığını, yaklaşık 700 metre irtifada denizin sesini duymaya başladığını anlatıyor. Denize hâlâ yüzlerce metre uzaklık bulunmasına rağmen ses giderek belirginleşmiş. İrtifa azaldıkça denizin nemini ve kokusunu da hissetmeye başladığını belirtiyor. Görmeden, yalnızca ses, hava, nem, sıcaklık ve koku değişimleriyle denize yaklaştığını fark edebilmenin kendisi açısından “paha biçilemez” bir duyusal deneyim olduğunu ifade ediyor ve bunun özellikle görme engelli biri açısından ayrı bir güzelliğe sahip olduğunu düşünüyor.

Esra, görme engelli kişilerin bu tür faaliyetlerden yalnızca engellilikleri nedeniyle korkmamaları ve kendilerini otomatik olarak dışarıda görmemeleri gerektiğini düşünüyor. Şirketlerin kendi güvenlik prosedürlerinin bulunduğunu ve kendisinin uçtuğu pilotun hayatı boyunca binlerce uçuş gerçekleştirmiş deneyimli bir profesyonel olduğunu söylüyor. İşletmelerin de hem yolcuyu hem pilotu tehlikeye atacak biçimde tamamen deneyimsiz kişileri görevlendiremeyeceğini düşündüğünü belirtiyor. Bu nedenle şartları uygun olan kişilere para biriktirebiliyorlarsa böyle deneyimleri gerçekleştirmelerini öneriyor. Bu tür faaliyetlerin insanın enerjisini yükselttiğini ve ufkunu genişlettiğini ifade ediyor.

Yamaç paraşütünde iniş süreci de ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Esra başlangıçta denizin üzerine iniş yapılacağını düşündüğünü ancak paraşütle denize inilmediğini öğrendiğini söylüyor. Paraşüt ve uçuş hızı nedeniyle suya inişin tehlikeli olabileceği açıklanıyor. Uçuş, Ölüdeniz kıyısında bulunan plajdaki iniş alanında sona eriyor; Esra bunun Belcekız Plajı olduğunu hatırlıyor. Pilot inişe yaklaşırken yolcuya ayaklarını öne doğru uzatmasını ve “Yere bas” komutunu beklemesini söylüyor. Uygun anda pilot yere basılabileceğini belirtiyor ve yolcu ayaklarını yere koyarak oldukça yumuşak bir iniş gerçekleştiriyor. Esra uçuş öncesinde en fazla inişte yaralanmaktan korktuğunu ancak pilotun bu süreci son derece kontrollü biçimde yönettiğini ve herhangi bir sorun yaşamadığını ifade ediyor.

Programın kapanışında Emre Taşgın, yaz mevsimine uygun, neşeli bir içerik ortaya çıktığını; hem dalışı hem de yamaç paraşütünü görme engelli bir kişinin doğrudan deneyimi üzerinden konuştuklarını belirtiyor. Kendisinin daha önce dalış deneyimi olduğunu, üzerinden uzun zaman geçtiği için bunu yeniden yapabileceğini; yamaç paraşütü yapan başka görme engelli arkadaşlarını da tanıdığını ve Esra’nın görüntülerini gördükten sonra gelecek yıl kendisinin de yamaç paraşütü yaparak bunun videosunu çekebileceğini söylüyor.

Esra ise söyleşiyi gerçekleştirirken bile deneyimlerin heyecanını yeniden yaşadığını ifade ediyor. Mikrofon ve kamera karşısındaki heyecanıyla o gün yaşadığı heyecanın birbirine karıştığını belirtiyor. Bütün ayrımcılık örneklerine rağmen hâlâ engelli bireyleri garipsemeyen, onları baştan yetersiz kabul etmeyen ve çeşitli faaliyetleri yapabileceklerine inanan insanların ve işletmelerin var olduğunu söylüyor. Görme engelli olmanın dalış veya yamaç paraşütü gibi faaliyetleri yapmaya kendiliğinden engel olmadığını anlayan insanların bulunmasını umut verici olarak değerlendiriyor.

Paylaş: