| | |

BM Engelli Hakları Denetimi Mali Krize Dayanabilecek mi?

BM Engelli Hakları Sözleşmesi'nin 20. yılına ve mali krize dikkat çeken görsel. Birleşmiş Milletler toplantı salonu önünde; sözleşme kitabı, bir kefesinde insan figürleri diğer ağır basan kefesinde "Mali Kriz" yazılı madeni paraların bulunduğu adalet terazisi ve krizin etkilerini (toplantı sürelerinin kısalması, bekleyen raporlar, geciken başvurular) listeleyen not kağıdı yer alıyor. Altında "Hakikat, ancak denetim varsa güçlüdür." yazıyor. Görsel ve betimleme: Yapay zeka.

 

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi bu yıl yirminci yaşını kutluyor. Yeni bin yılın ilk kapsamlı insan hakları sözleşmesi olan ve dünya ölçeğinde son derece geniş bir kabul gören bu metinle engelliliğe bakışta önemli bir yapısal dönüşüm hedeflendi. 193 devletin taraf olduğu Sözleşme, engelli bireyi korunması gereken, adına karar verilen bir kişi olarak gören anlayışın karşısına hak sahibi, karar süreçlerinin parçası ve yaşamının öznesi olan insanı koydu. Sözleşme; erişilebilirlik, evrensel tasarım ve makul düzenleme gibi kavramları uluslararası insan hakları hukukunun engellilik alanındaki temel araçları arasında konumlandırdı. Engelliliğe dayalı ayrımcılığı açık biçimde tanımlaması ise hem politika geliştirme süreçlerine hem de hak temelli savunuculuğa önemli bir dayanak sağladı. Bu yönüyle Sözleşme, zamanla engellilik alanında geliştirilen politikalar için temel bir başvuru kaynağı haline geldi. Gelgelelim Sözleşme’nin 20. yılında denetim mekanizmasının işleyişini zora sokan önemli bir sorun gün yüzüne çıktı.

 

Mali kriz Sözleşme’nin denetimini nasıl etkiliyor?

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Sözleşme’nin uygulanmasını uluslararası düzeyde izleyen bağımsız uzmanlardan oluşuyor. Devletlerin raporlarını inceliyor, o ülkelerde engelli haklarının durumunu sorguluyor, engelli örgütlerini ve sivil toplumu dinliyor, ardından tespit ve tavsiyelerini yayımlıyor. Sözleşme’nin İhtiyari Protokolü kapsamında belirli koşullarda bireysel başvuruları da değerlendiriyor. Fakat Komite bir süredir ciddi biçimde zorlanıyor.

Birleşmiş Milletler’in yaşadığı mali kriz, 2025 yılında insan hakları sözleşme organlarının çalışma takvimini ciddi biçimde daralttı. Bu organlar için ayrılan toplantı süresinin yüzde 30’dan fazlasının kullanılması fiilen mümkün olmadı. Bu durum bütün komitelere aynı biçimde yansımadı; bazı planlanmış oturumlar iptal edilirken bazı komitelerin çalışma süreleri kısaltıldı. Engelli Hakları Komitesi Başkanı Miyeon Kim, 23 Ekim 2025’te BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesindeki konuşmasında Komitenin toplantı süresinin oturum başına 20 iş gününden 12 iş gününe düştüğünü, 30’dan fazla taraf devletin henüz ilk incelemeden geçmediğini, incelenmeyi bekleyen 54 rapor bulunduğunu ve bunun beş yıllık bir gecikmeye karşılık geldiğini bildirdi.

2026’da da tablo düzelmiş değil. 12 Ağustos’ta başlayan ve 27 Ağustos’a kadar devam edecek olan 35. oturumun açılışında, Komitenin bu yıl kullanabileceği toplam toplantı süresinin beş haftaya düşürüldüğü açıklandı. Bunun sonucu olarak devlet incelemelerinde gecikmeler ve iptaller yaşanıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi yetkilisi Dimiter Chalev de mevcut gidişat devam ederse insan hakları sözleşme organları sisteminin bir kırılma noktasına yaklaşabileceği uyarısında bulunuyor.

 

Komitenin çalışmaları aksarsa ne olur?

Ülke incelemelerinin ertelenmesi, yıllardır rapor hazırlayan engelli örgütlerinin daha uzun süre beklemesi; devletlere yöneltilecek soruların, yayımlanacak tavsiyelerin ve bunların takibinin gecikmesi anlamına geliyor. Komitenin çalışma kapasitesindeki daralma, İhtiyari Protokol kapsamında yapılan bireysel başvuruların değerlendirilmesini de etkileyebiliyor.

Aralarında Amnesty International, Human Rights Watch, International Disability Alliance ve International Service for Human Rights’ın da bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının Şubat 2026’da BM’ye sunduğu ortak değerlendirmede vurguladığı üzere, toplantıların iptal edilmesinin, incelemelerin ertelenmesinin ve başvuruların bekletilmesinin sonunda etkilenenler gerçek insanlar. Dolayısıyla sivil toplum kuruluşları bu gecikmeleri haklara ve insanların güvenliğine doğrudan dokunan, kimi durumlarda adalete erişimi engelleyen sonuçlar olarak değerlendiriyor.

 

Bütçe sıkıntısı BM’deki erişilebilirliği nasıl etkiledi?

2026’nın başında Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisindeki bütçe kısıtlamaları nedeniyle Komitenin toplantıları için gereken uluslararası işaret dili çevirisi, canlı altyazı ve Braille gibi erişilebilirlik hizmetlerinin sağlanamayacağı bildirildi. Böylelikle dünyadaki devletlere erişilebilirliği anlatan, makul düzenlemeyi ve engellilerin eşit katılım hakkını denetleyen Komitenin kendi toplantısının erişilebilirliği bütçe gerekçesiyle tehlikeye girmiş oldu. Neyse ki Komite buna sessiz kalmadı. Durumun kendisini diğer insan hakları sözleşme organlarına göre dezavantajlı hale getirdiğini ve ayrımcılık oluşturduğunu söyledi. Şubat ayında ilk karar geri çevrildi ve Mart ayındaki 34. oturumda uluslararası işaret dili ve canlı altyazı sağlandı.

 

Erişilebilirlik vazgeçilecek bir şey değildir

Erişilebilirlik hizmetlerinin mali sıkıntı dönemlerinde kolayca vazgeçilebilecek kalemler arasında görülmesi, erişilebilirliğin bir hak olarak ne ölçüde içselleştirildiğini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü erişilebilirlik, bütçe koşulları elverdiğinde sunulan ek bir hizmet değil, engelli bireylerin eşit katılımının temel koşullarından biri. Bu nedenle meseleyi yalnızca Komitenin kaç gün toplanabildiği üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Asıl sorun, engellilerin Komitenin çalışmalarına etkin ve eşit biçimde katılabilmesini sağlayan erişilebilirlik önlemlerinin mali sıkıntı dönemlerinde zayıflaması.

Mali krizin kaynağına baktığımızda tablo daha da rahatsız edici hale geliyor. BM Genel Sekreteri António Guterres’in Mayıs 2026’da sunduğu mali rapora göre, 30 Nisan itibarıyla normal bütçeye ilişkin tahakkuk ettiği halde ödenmemiş katkı payları 2,8 milyar dolara ulaştı. Raporda, yıllardır yaşanan geç ödeme sorununun yanı sıra önemli tutarların ödenmeden birikmesinin de nakit sıkıntısını ağırlaştırdığı belirtiliyor. Bu arada Türkiye’nin 21 milyon 793 bin 32 dolarlık 2026 yılı normal bütçe katkı payını tamamen ödediğini de belirtmek gerekiyor.

 

Devletlerin insan hakları sözleşmeleri ile olan ilişkisindeki çelişki

Devletler insan hakları sözleşmelerine taraf oluyor. Bu sözleşmelerle kendilerini bazı yükümlülüklerin altına sokuyor. Ancak bazı üye devletler, bu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetleyen sistemin çalışması için gereken katkı paylarını zamanında ve tam olarak ödemiyor. Kâğıt üzerinde haklar tanımlanıyor, denetim mekanizmaları kuruluyor. Ama denetimi yapacak Komitenin toplantı süresi kısalıyor, raporlar sırada bekliyor, bireysel başvurular gecikiyor, sivil toplumun katılım alanı daralıyor ve hatta erişilebilirlik bile bütçe hesabına takılabiliyor.

İnsan hakları mekanizmalarının bütçesi küçüldüğünde devletlerle yurttaşlar arasındaki güç ilişkisini bir parça olsun dengeleyen uluslararası denetim alanı da zayıflıyor.

Hiç şüphesiz, 20 yılın sonunda, dünyanın büyük bölümünün taraf olduğu bir sözleşmeye sahip olmakla övünebiliriz. Bu Sözleşme’yi dayanak alarak engelli hakları alanında savunuculuk yaparken elimizin daha güçlü hale geldiğini de kabul etmemiz gerekiyor. Ancak mevcut mali tablo da akla yanıtlanmayı bekleyen şu soruyu getiriyor: Taraf devletler her fırsatta sahip olmakla gurur duydukları sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek sistemi ayakta tutmaya aynı ölçüde istekli mi?

Paylaş: