| |

Engelsiz Bilişim Gündemi (9. bölüm)

 

Engelsiz Bilişim TV’de yayımlanan Engelsiz Bilişim Gündemi programının dokuzuncu bölümünde, Emre Taşgın ve Süleyman Doğan tarafından dünyada engellilik, teknoloji, yapay zekâ ve dijital erişilebilirlik alanlarında son üç hafta içerisinde yaşanan gelişmeler değerlendirildi.

 

Google’dan görme engellilere Guided Vision özelliği

Programın ilk haberinde Google’ın Gemini Live hizmetine eklediği Guided Vision özelliği ele alındı. Rehberli görme olarak ifade edilen bu özelliğin görme engelli ve az gören bireylerin çevrelerindeki görsel bilgilere gerçek zamanlı olarak erişmelerini kolaylaştırmayı amaçladığı belirtildi. Kullanıcıların telefonlarının kameralarını açarak çevrelerindeki nesnelerin nerede bulunduğunu, herhangi bir yazıda ne yazdığını veya giysilerin renklerini öğrenebilecekleri ifade edildi. Yapay zekânın kameraya yansıyan görüntüyü canlı olarak yorumladığı, gerektiğinde kameranın sağa, sola veya aşağıya doğru çevrilmesi konusunda kullanıcıya yönlendirmelerde bulunabildiği anlatıldı.

Guided Vision’ın özellikle kullanıcının aradığı nesneye ulaşması bakımından önemli bir özellik sunduğu belirtildi. Örneğin mutfakta belirli bir baharatın bulunması, küçük yazıların okunması veya yere düşen bir kulaklığın yerinin belirlenmesi gibi günlük yaşam faaliyetlerinde kullanılabileceği ifade edildi. Kullanıcının kamerayı doğru yönde tutmadığı durumlarda yapay zekânın kameranın nasıl hareket ettirilmesi gerektiğini söyleyerek daha doğru görüntü alınmasına yardımcı olabildiği aktarıldı. Bu tür teknolojilerin görme engelli bireylerin bağımsız yaşamlarını destekleme potansiyeli bulunduğu ifade edilmekle birlikte, yapay zekâ uygulamalarının beyaz bastonun yerine geçemeyeceği özellikle vurgulandı. Emre Taşgın, sokakta hareket ederken destek sağlamayı vadeden hiçbir yapay zekâ uygulamasının beyaz bastonun yerini alamayacağını belirtti. Yapay zekâ sistemlerinin görsel bilgiye erişim konusunda yardımcı olabileceği, ancak bağımsız hareket ve güvenli yönelim bakımından kullanılan araçların yerine değerlendirilmemesi gerektiği ifade edildi.

Google’ın duyurduğu özelliğin tamamen yeni bir teknoloji olup olmadığı da tartışıldı. Emre Taşgın, yapay zekâ aracılığıyla canlı görüntü yorumlama uygulamalarının daha önce de kullanıldığını hatırlattı. ChatGPT’nin benzer özellikler sunmaya başladığı dönemde bu teknolojiyi denemek amacıyla eşiyle birlikte pazara giderek alışveriş yaptığını anlattı. Meyvelerin taze olup olmadığını, doğru ürünlerin gösterilip gösterilmediğini ve alışveriş sırasında ihtiyaç duyduğu diğer görsel bilgileri yapay zekâ aracılığıyla öğrenmeye çalıştığını belirtti. Bu deneyimin Türkiye’de geniş ilgi gördüğünü, farklı haber ajanslarının ve medya kuruluşlarının konuyu gündeme taşıdığını ifade etti. Çekilen videonun yaklaşık bir ay boyunca çeşitli mecralarda konuşulduğunu söyledi. Bu deneyim üzerinden Gemini Live’ın yeni özelliğinin farkının ne olduğu sorusu gündeme getirildi. Emre Taşgın, Google’ın görme engelli kullanıcıları doğrudan hedefleyen bir hizmet geliştirmeye başladığını belirtti. Daha önce ChatGPT veya Gemini gibi yapay zekâ altyapılarından yararlanan bağımsız geliştiricilerin görme engelli bireyler için farklı asistanlar oluşturmaya çalıştıklarını anlattı. Özellikle kamera destekli akıllı gözlükler ve mobil uygulamalar üzerinden görsel bilgilerin yorumlanmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirildiğini hatırlattı.

Gemini Live’ın daha önce de kullanıcıların kameradan aktardıkları görüntüler hakkında bilgi verebildiği belirtildi. Görme engelli bir kullanıcı, yapay zekâya engellilik durumunu bildirerek buna uygun yanıtlar vermesini isteyebiliyordu. Ancak Guided Vision ile Google’ın bu yaklaşımı daha sistematik hale getirerek doğrudan görme engelli ve az gören bireylerin kullanımına yönelik bir özellik sunduğu ifade edildi. Bu kapsamda ABD’de faaliyet gösteren Aira hizmetine de değinildi. Aira’nın görme engelli bireylere canlı görüntülü bağlantı üzerinden insan desteği sağlayan bir hizmet olduğu, Türkiye’deki Danış hizmetine benzer bir çalışma biçimine sahip bulunduğu anlatıldı. Google’ın yeni özelliğinin geliştirilmesinde bu tür hizmetlerin deneyimlerinden yararlanıldığı ve görme engelli bireylerin ihtiyaçlarına uygun yanıtlar verebilen bir yapay zekâ sistemi oluşturulmaya çalışıldığı belirtildi. Guided Vision’ın Android işletim sisteminde kullanılabildiği vurgulandı.

Guided Vision’ın gelecekte akıllı gözlüklerle bütünleştirilmesi ihtimali üzerinde özellikle duruldu. Google’ın yeni nesil akıllı gözlükler geliştirebileceğine ilişkin beklentilerden söz edildi. Ayrıca Gemini veya ChatGPT altyapılarını kullanan bağımsız gözlük üreticilerinin bulunduğu ifade edildi. Bu gözlüklerin kameralarıyla Guided Vision benzeri sistemlerin bir araya gelmesi durumunda görme engelli bireylerin günlük yaşamında daha kapsamlı görsel yardım olanaklarının ortaya çıkabileceği belirtildi. Telefonu elde tutmak yerine gözlüğün kamerasından yararlanarak çevresel bilgileri öğrenmenin kullanıcı deneyimini değiştirebileceği değerlendirildi. Yapay zekâ yazılımlarıyla giyilebilir teknolojilerin birleşmesinin gelecek yıllarda daha önemli hale geleceği, bugün ileri düzey olarak görülen bazı özelliklerin gelecekte sıradan teknolojik hizmetlere dönüşebileceği ifade edildi.

 

Yapay zeka, erişilebilir site oluşturmada sınıfta kaldı

Programın ikinci haberinde yapay zekâ araçlarına hazırlatılan 15 internet sitesinin erişilebilirlik testlerinde başarısız olması ele alındı. Dijital erişilebilirlik alanında çalışan AudioEye şirketinin OpenAI, Anthropic, Google, xAI ve Lovable araçlarından erişilebilir internet siteleri oluşturmalarını istediği belirtildi. Her araçtan haber, elektronik ticaret ve finans alanlarında üçer internet sitesi geliştirmesi talep edildiği, böylece toplam 15 sitenin değerlendirildiği aktarıldı. Araştırmada yapay zekâ araçlarından WCAG standartlarına uygun internet siteleri geliştirmelerinin istendiği ifade edildi. Ancak ortaya çıkan sitelerin hiçbirinin en temel WCAG A uygunluk düzeyindeki bütün gereklilikleri karşılayamadığı belirtildi. Sayfa başına ortalama 55 erişilebilirlik sorunu tespit edildiği, sorunların önemli bölümünün orta veya yüksek önem düzeyinde bulunduğu aktarıldı. Klavye ile kullanılamayan bileşenler, ekran okuyuculara doğru bilgi aktarmayan alanlar ve işlevsiz bağlantılar bu sorunlara örnek gösterildi. Bu araştırmanın yapay zekâ kullanılarak hızlı internet sitesi geliştirmenin erişilebilirliği kendiliğinden sağlamadığını gösterdiği ifade edildi. Süleyman Doğan, yapay zekâ tarafından oluşturulan sitelerin otomatik değerlendirme araçları ve gerçek kullanıcı testleriyle incelenmesi gerektiğini belirtti.

Emre Taşgın, yapay zekânın erişilebilirlik çalışmalarında insan denetiminin yerine geçebileceği yönündeki yaklaşımları eleştirdi. Bazı kişilerin erişilebilirlik süreçlerinde doğrudan yapay zekânın kullanılmasını, manuel denetimlerin ve engelli kullanıcı testlerinin gereksiz hale getirilmesini savunduklarını ifade etti. Özellikle dijital erişilebilirlik konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan yöneticilerin bu tür vaatlerden kolaylıkla etkilenebildiklerini belirtti. Bir internet sitesinin veya mobil uygulamanın nihayetinde insanlar tarafından kullanılacağı, dolayısıyla kullanıcıların gerçek deneyimleri değerlendirilmeden ürünün erişilebilir olduğuna karar verilmesinin doğru olmadığı vurgulandı. Yapay zekânın teknik bazı sorunları belirleyebilmesinin, farklı engel gruplarındaki kullanıcıların uygulamayla nasıl etkileşim kurduklarını bütünüyle ortaya koyamayacağı ifade edildi.

Bununla birlikte araştırmanın yapay zekânın yazılım geliştirmede başarısız olduğu veya gelecekte başarılı olamayacağı anlamına gelmediği de vurgulandı. Emre Taşgın, yapay zekâ destekli yazılım geliştirmenin yaygınlaşmasıyla yazılımcıların istihdamına ilişkin tartışmaların arttığını belirtti. Bu süreçte yapay zekânın bazı işleri kolaylaştırdığı ve yazılımcılara duyulan ihtiyacı dönüştürdüğü ifade edildi. Araştırmanın yazılımcıların ve manuel test uzmanlarının önemini gösteren başka bir boyutu da bulunduğu belirtildi. Yapay zekânın erişilebilir siteler oluşturmakta zorlandığının ortaya konulmasının, insan uzmanlığının gerekliliğini vurgulayan bir mesaj taşıdığı değerlendirildi. Ancak bu yaklaşımın yapay zekâya bütünüyle karşı çıkmak anlamına gelmemesi gerektiği ifade edildi. Gelecekte yapay zekâ sistemlerinin WCAG standartları doğrultusunda daha iyi eğitilebileceği ve erişilebilir internet sitesi geliştirmeye yönelik özel araçların oluşturulabileceği belirtildi. Bu araçların yapay zekânın ürettiği kodları değerlendirebileceği, erişilebilirlik sorunlarını tespit edebileceği ve gerekli düzenlemelerin yapılmasına yardımcı olabileceği ifade edildi. Bununla birlikte manuel testlerin ve gerçek kullanıcı deneyimlerinin önemini koruyacağı vurgulandı.

Emre Taşgın, yapay zekâdan tamamen bağımsız bir teknoloji geleceğinin düşünülemeyeceğini, ancak bütün sorumluluğun da yapay zekâya bırakılmaması gerektiğini ifade etti. Yapay zekânın yazılım geliştirme ve erişilebilirlik denetimlerinde yardımcı araç olarak değerlendirilmesinin, insan denetimiyle birlikte kullanılmasının daha doğru bir yaklaşım olacağını belirtti.

Süleyman Doğan da kendi yazılım geliştirme deneyimlerini anlattı. Yapay zekâya yalnızca bir internet sitesi oluşturmasını söylediğinde ortaya çıkan ürünün kendiliğinden erişilebilir olmadığını belirtti. Erişilebilirlik açısından gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için yapay zekâya ayrıntılı talimatlar vermesi gerektiğini ifade etti. Örneğin görsellerin alternatif metinlerle desteklenmesini, belirli arayüz öğelerinin erişilebilir biçimde hazırlanmasını ve ilgili gerekliliklerin unutulmamasını özellikle hatırlattığını anlattı. Yapay zekâ tarafından oluşturulan kodların daha sonra denetim araçlarıyla kontrol edildiğini, ardından manuel testlere geçildiğini söyledi. Yapay zekâ ile yazılım geliştirme, otomatik test ve manuel kullanıcı değerlendirmelerinin birbirini tamamlayan aşamalar olduğu ifade edildi. Ürünlerin kullanıcıya sunulmadan önce farklı yöntemlerle değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

 

WebAIM ekran okuyucu anketi

WebAIM tarafından Temmuz ve Ağustos 2026 döneminde gerçekleştirilen ekran okuyucu kullanıcıları araştırması ele alındı. Araştırmaya 1.780 ekran okuyucu kullanıcısının katıldığı ve sonuçların yayımlandığı belirtildi. WebAIM’in bu araştırmaları 2009 yılından itibaren düzenli olarak gerçekleştirdiği hatırlatıldı.

Araştırmaya göre masaüstü bilgisayarlarda birincil ekran okuyucu tercihinde JAWS’un yüzde 55 ile ilk sırada yer aldığı belirtildi. Ücretsiz ve açık kaynaklı NVDA’nın ise yüzde 32,9 ile ikinci sırada bulunduğu ifade edildi. Katılımcıların yüzde 91,8’inin mobil cihazlarında da ekran okuyucu kullandıkları aktarıldı. Birincil mobil işletim sistemi tercihlerinde iOS’un yüzde 73,3, Android’in ise yaklaşık yüzde 24 düzeyinde olduğu belirtildi.

Emre Taşgın, bu oranların dünya genelindeki bütün ekran okuyucu kullanıcılarının tercihlerini doğrudan yansıtmadığına dikkat çekti. Araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken katılımcıların coğrafi dağılımının dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa’dan gelen yanıtların toplam katılım içerisindeki yüksek oranının sonuçlar üzerinde belirleyici olabileceğini ifade etti. Katılımcıların yaklaşık yüzde 54’ünün Kuzey Amerika’dan, yüzde 27’sinin ise Avrupa’dan araştırmaya katıldığı belirtildi. Böylece anketin yaklaşık yüzde 80’inin bu iki bölgedeki kullanıcıların yanıtlarına dayandığı ifade edildi. Bu nedenle JAWS ve iOS gibi ürünlerin genel kullanım oranlarının ekonomik bakımdan daha güçlü bölgelerin tercihleriyle yakından ilişkili olabileceği değerlendirildi. JAWS’un ücretli bir ekran okuyucu olduğu hatırlatıldı. Kuzey Amerika ve Avustralya gibi bölgelerde kullanımının daha yüksek olduğu, buna karşılık Afrika, Güney Amerika ve Asya gibi bölgelerde ücretsiz NVDA’nın daha fazla tercih edilebildiği belirtildi. Avrupa’da ise JAWS ve NVDA kullanımının birbirine daha yakın olabildiği ifade edildi. Bu farklılıkların yalnızca teknolojik özelliklerle açıklanamayacağı vurgulandı. Ekran okuyucu tercihlerinde ekonomik koşulların, yazılım lisanslarına erişimin, kurumsal desteklerin ve kullanıcı alışkanlıklarının etkili olduğu belirtildi. Bu nedenle ücretsiz ekran okuyucuların gelişiminin önem taşıdığı ifade edildi.

Mobil cihazlarda da benzer bir bölgesel farklılaşma bulunduğu anlatıldı. Kuzey Amerika ve Avrupa gibi ekonomik açıdan daha güçlü bölgelerde iOS cihazlarının daha yaygın kullanılabildiği, buna karşılık farklı bölgelerde Android ekosisteminin daha fazla tercih edilebildiği belirtildi. Android tarafında TalkBack’in önemli bir ekran okuyucu olduğu, ancak farklı ekran okuyucu uygulamalarının da kullanılmaya başlandığı ifade edildi. Programda Jieshuo ekran okuyucusunun yaklaşık yüzde 8 düzeyinde bir kullanım oranıyla dikkat çekmeye başladığı belirtildi. Android platformunda farklı geliştiricilerin hazırladığı ekran okuyucu seçeneklerinin bulunmasının kullanıcı tercihlerini çeşitlendirdiği ifade edildi.

Araştırmada ücretsiz ekran okuyucuların ücretli seçeneklere iyi bir alternatif oluşturup oluşturmadığına ilişkin soruya da değinildi. Katılımcıların yaklaşık yüzde 74’ünün NVDA ve VoiceOver gibi ücretsiz ekran okuyucuları ücretli ürünlere iyi bir alternatif olarak değerlendirdiği aktarıldı. Bu sonucun ekonomik erişilebilirlik bakımından önemli olduğu belirtildi.

WebAIM araştırmasının dünya genelindeki ekran okuyucu kullanım alışkanlıklarını anlamak açısından değerli olduğu ifade edildi. Ancak anketin İngilizce hazırlanmasının ve belirli bölgelerden daha fazla katılım sağlanmasının sonuçların küresel düzeyde değerlendirilmesini sınırlayabileceği belirtildi. Gelecekte yapılacak araştırmalarda daha dengeli bir bölgesel dağılımın sağlanmasının önemli olacağı vurgulandı.

 

Volkswagen, tekerlekli sandalye kullanıcıları için otonom araç konsepti oluşturdu

Programın diğer haberinde Volkswagen tarafından geliştirilen Autonomous Wheelchair Mobility adlı otonom ulaşım konsepti değerlendirildi. Projenin tekerlekli sandalye kullanan bireylerin başka bir kişinin yardımına ihtiyaç duymadan ulaşım hizmetlerinden yararlanabilmelerini hedeflediği belirtildi. Süleyman Doğan, sistemin mobil uygulama üzerinden araç çağırma esasına dayandığını anlattı. Kullanıcının uygulama üzerinden ulaşım talebinde bulunması, araç geldiğinde bağımsız biçimde araca binmesi ve yolculuk sonunda yardım almadan araçtan inmesinin amaçlandığını belirtti. Tasarımda kullanıcı tarafından kontrol edilebilen bir kaldırma platformu ve tekerlekli sandalyenin araç içerisinde otomatik olarak güvenli biçimde sabitlenmesini sağlayan mekanizmalar bulunduğu ifade edildi. Bu konseptin erişilebilirliği yalnızca aracın sürücüsüz hareket etmesi üzerinden değerlendirmediği, yolculuğun başlangıcından sonuna kadar bütün aşamalarını ele aldığı belirtildi. Tekerlekli sandalye kullanan bireylerin sürücüsüz bir araca nasıl binecekleri, araç içerisinde nasıl güvenli biçimde yerleşecekleri ve varış noktasında nasıl inecekleri gibi soruların önemli olduğu ifade edildi.

Emre Taşgın, Volkswagen’in çalışmasının bireysel elektrikli otomobilden çok talep üzerine çalışan bir servis veya shuttle hizmeti olarak düşünülmesi gerektiğini belirtti. Araç geldiğinde robotik sistemlerin kaldırma platformunu devreye sokması, kullanıcının tekerlekli sandalyesiyle araca binmesi ve sandalyenin uygun mekanizmalarla güvenli biçimde sabitlenmesinin hedeflendiği anlatıldı. Böylece sürücünün veya başka bir görevlinin bulunmadığı bir araçta tekerlekli sandalye kullanıcısının bağımsız biçimde seyahat etmesi amaçlanıyor. Projenin henüz konsept aşamasında bulunduğu ve ticari kullanıma geçmeden önce farklı tekerlekli sandalye modelleri, güvenlik koşulları ve kullanıcı deneyimleri bakımından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Daha önceki programlarda Tesla ve Waymo gibi şirketlerin otonom ulaşım teknolojilerinin ele alındığı hatırlatıldı. Özellikle bedensel engelli bireylerin sürücüsüz araçlara nasıl erişebilecekleri sorusunun giderek önem kazandığı belirtildi. Bir aracın kendi kendine hareket edebilmesinin engelli bireylerin bağımsız biçimde yolculuk yapabilmeleri için tek başına yeterli olmadığı vurgulandı. Bu bağlamda robot teknolojilerinin engelli bireylerin bağımsızlığını destekleyen önemli araçlardan biri haline gelebileceği ifade edildi. İnsan yardımcılar tarafından gerçekleştirilen bazı işlemlerin gelecekte robotik sistemlerle yapılabileceği, özellikle ulaşım alanında bu gelişmelerin önemli değişiklikler oluşturabileceği değerlendirildi. Sürücüsüz araçların ilk aşamada toplu taşıma veya ortak ulaşım hizmetleri üzerinden kullanılabileceği, daha sonra bireysel kullanım olanaklarının gelişebileceği belirtildi. Emre Taşgın, gelecekte tamamen otonom bir otomobile sahip olmanın engelli bireyler için de mümkün hale gelebileceğini düşündüğünü söyledi.

 

İşaret dili tercümanına destek olabilecek insansı robot

Programın beşinci haberinde Yeni Zelanda’daki Auckland Üniversitesinde gerçekleştirilen yapay zekâ destekli insansı robot araştırması ele alındı. Araştırmanın sağır Māori topluluğunun iletişim ve eğitim ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik olduğu belirtildi. Projede işaret dilindeki el hareketlerini, yüz ifadelerini ve beden duruşlarını birlikte değerlendirebilen robotlar geliştirilmesinin amaçlandığı ifade edildi. Süleyman Doğan, robotların işaret diliyle gerçekleştirilen iletişimi konuşma veya metne dönüştürmeye yardımcı olmasının hedeflendiğini anlattı. Araştırmacıların işaret dilinin yalnızca el hareketlerinden oluşmadığını, yüz ifadeleri ve beden hareketlerinin de anlam taşıdığını vurguladıkları belirtildi. Projenin ilgili topluluğun dilsel ve kültürel özelliklerini dikkate almasının önemli olduğu ifade edildi. Farklı yaş gruplarına yönelik robot prototipleri geliştirildiği, ancak teknolojinin henüz araştırma aşamasında bulunduğu aktarıldı. Çalışmanın insan işaret dili tercümanlarını tamamen ortadan kaldırmak yerine iletişim ve öğrenme süreçlerinde ek destek sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Günümüzde birçok kişinin yapay zekâ destekli çeviri hizmetlerini kullandığı hatırlatıldı. Bununla birlikte edebî ve kültürel eserlerin çevirisinde yapay zekânın her zaman beklenen sonuçları veremediği, yapay çeviriler oluşturabildiği ifade edildi. İnsan tercümanların özellikle kültürel bağlamı ve anlatımın inceliklerini değerlendirmeleri bakımından önemlerini korudukları belirtildi. İşaret dili çevirisinde de benzer bir durum bulunduğu ifade edildi. Türkiye’de ve dünyanın farklı bölgelerinde yapay zekâ kullanılarak işaret dilinin daha erişilebilir hale getirilmesine yönelik araştırmalar gerçekleştirildiği hatırlatıldı. Önceki dönemlerde metinden işaret diline dönüştürme uygulamalarına odaklanıldığı, son dönemde ise işaret dilinden metne dönüştürme çalışmalarının da önem kazandığı belirtildi.

Android tarafında işaret dilinden metne dönüştürme konusundaki gelişmelerin daha önceki programlarda değerlendirildiği hatırlatıldı. Yeni Zelanda’daki çalışmanın ise robot teknolojilerini de bu sürece dâhil ettiği ifade edildi. Böylece yerel bir kültürel topluluğun iletişim ihtiyaçlarının yapay zekâ ve insansı robotlarla desteklenmesinin amaçlandığı belirtildi. Emre Taşgın, gelecekte dünyanın farklı bölgelerinde benzer araştırmaların gerçekleştirileceğini düşündüğünü ifade etti. Bu araştırmalardan elde edilen birikimin zaman içerisinde daha kapsamlı iletişim teknolojilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi. Bununla birlikte işaret dili tercümanlarının tamamen ortadan kalkmasının beklenmemesi gerektiği belirtildi. İşaret dillerinin kültürel bağlamları bulunduğu, aynı işaretin farklı bölgelerde veya farklı dillerde başka anlamlar taşıyabildiği ifade edildi. Türkiye’de de bölgesel farklılıkların iletişim biçimlerine yansıyabileceği belirtildi.

 

Konuşma güçlüğü yaşayan kişilerin telaffuzunu anlamayı hedefleyen yapay zeka destekli araştırma

Ağır konuşma güçlüğü yaşayan bir bireyin konuşmasını daha doğru tanıyabilen kişiselleştirilmiş yapay zekâ sistemi ele alındı. Araştırmacıların kişinin yaklaşık 33 saatlik kayıtlı konuşmasını kullanarak Whisper tabanlı bir modeli yeniden eğittikleri belirtildi. Modelin kişinin kendine özgü konuşma ve telaffuz özelliklerine uyarlanmasının amaçlandığı ifade edildi. Araştırma sonucunda standart modelle karşılaştırıldığında karakter hata oranında yaklaşık yüzde 50 azalma sağlandığı aktarıldı. Süleyman Doğan, bu sonucun yapay zekâ sisteminin yüzde 50 doğrulukla çalıştığı anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Belirtilen oranın önceki modele kıyasla yapılan hata miktarındaki azalmayı gösterdiğini açıkladı. Çalışmanın konuşma güçlüğü yaşayan bireylerin gelecekte bilgisayarları sesleriyle kontrol edebilmeleri ve çevrelerindeki insanlarla daha kolay iletişim kurabilmeleri bakımından umut verici olduğu ifade edildi. Bununla birlikte araştırmanın yalnızca bir kişi üzerinden gerçekleştirildiği ve sistemin henüz günlük yaşamda kullanılabilecek tamamlanmış bir ürün olmadığı belirtildi.

Emre Taşgın, programda ele alınan haberler arasında kendisini en fazla heyecanlandıran gelişmenin bu araştırma olduğunu söyledi. Öğretmenlik yaptığı dönemde konuşma güçlüğü yaşayan çok sayıda öğrencisi bulunduğunu anlattı. Bu öğrencilerin bazılarının düşüncelerini ve bilgilerini sözlü olarak ifade etmekte ciddi güçlükler yaşadıklarını belirtti. Ancak konuşma becerisindeki sınırlılıkların öğrencinin zihinsel veya akademik kapasitesiyle aynı şey olmadığını vurguladı.

Bir öğrencinin konuşma güçlüğü nedeniyle yanlış değerlendirildiğine ilişkin bir örnek aktardı. Kendisini sözlü olarak ifade etmekte zorlanan bir öğrencinin zihinsel yetersizliği bulunduğu varsayımıyla akademik eğitim verilen sınıftan başka bir sınıfa geçirilmesinin gündeme geldiğini anlattı. Bu tür değerlendirmelerin öğrencinin gerçek öğrenme kapasitesini göz ardı edebileceği ifade edildi. Konuşma güçlüğü yaşayan bireylerin kendilerini ifade edememelerinin, düşüncelerinin veya öğrenme kapasitelerinin yetersiz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı. Bu nedenle kişinin ses özelliklerine uyum sağlayabilen yapay zekâ sistemlerinin iletişim engellerini azaltmak bakımından önemli fırsatlar sunabileceği belirtildi.

Emre Taşgın, her bireyin kelimeleri telaffuz etme biçimine göre eğitilmiş bir yapay zekâ sisteminin gelecekte günlük iletişimde karşılaşılan sorunları azaltabileceğini ifade etti. Böyle bir sistemin kişinin söylediklerini daha doğru anlamasının, onun kendisini çevresindeki insanlara daha kolay ifade edebilmesini sağlayabileceği değerlendirildi. Araştırmanın gelecekte somut bir ürüne dönüşmesinin umut edildiği belirtildi. Konuşma güçlüğü yaşayan bireylerin bilgisayarları veya farklı teknolojik cihazları sesleriyle kullanabilmelerinin, eğitim ve toplumsal yaşama katılım açısından olumlu sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.

 

Marakeş Antlaşması 10 yaşında!

Programın son haberinde görme engelli ve basılı materyalleri okumakta güçlük çeken bireylerin kitaplara erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan Marakeş Antlaşması’nın yürürlüğe girişinin onuncu yılı ele alındı. Antlaşma’nın 30 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girişinin onuncu yılını tamamladığı belirtildi. Marakeş Antlaşması’nın kitapların Braille, sesli kitap ve erişilebilir dijital biçimlere dönüştürülmesini ve bu eserlerin ülkeler arasında paylaşılmasını kolaylaştırdığı ifade edildi. Düzenlemenin yalnızca görme engelli bireyleri değil, disleksi ve farklı nedenlerle basılı materyalleri okumakta güçlük çeken kişileri de kapsadığı belirtildi. Antlaşma’nın Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından yürütülen uluslararası bir düzenleme olduğu hatırlatıldı. WIPO’nun Birleşmiş Milletlerin uzman kuruluşlarından biri olduğu ifade edildi. Programda Antlaşma’nın 132 ülkeyi kapsadığı ve 106 taraf tarafından kabul edildiği bilgileri paylaşıldı. Ayrıca ABC Global Book Service kataloğunda 1,2 milyondan fazla erişilebilir eser bulunduğu belirtildi. Marakeş Antlaşması’nın Fas’ın Marakeş kentinde kabul edilmesi nedeniyle bu adı taşıdığı ifade edildi. Düzenlemenin temel amacının görme engelli ve basılı materyallere erişimde güçlük yaşayan kişilerin yayımlanmış eserlere ulaşmasını kolaylaştırmak olduğu anlatıldı.

Programda Antlaşma’nın ülkeler açısından iki önemli uygulama boyutu bulunduğu belirtildi. Bunlardan ilkinin ülkelerin kendi iç hukuklarında erişilebilir kitap üretimini destekleyen düzenlemeler geliştirmeleri olduğu ifade edildi. Ülkelerin görme engelli ve okuma güçlüğü yaşayan bireylerin yararlanabilecekleri alternatif formatlarda kitap üretilmesini kolaylaştırmaları gerektiği vurgulandı. İkinci önemli boyutun ise erişilebilir kitapların ülkeler arasında paylaşılması olduğu belirtildi. Bu kapsamda ABC Global Book Service kataloğunun önemine değinildi. Farklı ülkelerde oluşturulan erişilebilir yayınların uluslararası düzeyde paylaşılmasının bilgiye erişim olanaklarını geliştirebileceği ifade edildi.

Emre Taşgın, Türkiye’nin Marakeş Antlaşması’na ilişkin uygulamalarını eleştirel biçimde değerlendirdi. Türkiye’nin Antlaşma’yı kabul etmiş olmasına rağmen erişilebilir kitap üretimini güçlendirecek iç hukuk düzenlemelerinin yeterince geliştirilmediğini düşündüğünü belirtti. Bu konuda mevzuatın daha açık ve kalıcı hale getirilmesi gerektiğini savundu. Ayrıca programda Türkiye’nin WIPO’ya gerekli bildirimi yapmadığı yönünde bir değerlendirme dile getirildi. Emre Taşgın, bu bildirim eksikliği nedeniyle Türkiye’nin ABC Global Book Service kataloğundaki 1,2 milyondan fazla erişilebilir eserden yeterince yararlanamadığını ifade etti. Antlaşma’nın Türkiye bakımından geçersiz olmadığını, ancak uluslararası kitap paylaşım mekanizmalarından yararlanılabilmesi için bazı işlemlerin tamamlanması gerektiğini düşündüğünü belirtti. Bu kapsamda Türkiye’nin yapması gerektiğini düşündüğü iki temel çalışma üzerinde durdu. Öncelikle erişilebilir kitap üretimini ve paylaşımını destekleyen ulusal hukuki düzenlemelerin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca WIPO nezdindeki bildirim ve uygulama süreçlerinin tamamlanarak ABC Global Book Service kataloğundan yararlanmanın sağlanmasının önemli olduğunu savundu.

Marakeş Antlaşması’nın on yıllık bir geçmişe ulaşmasının önemli olduğu belirtildi. Bu süreçte farklı ülkelerin ve kuruluşların Antlaşma’yı daha fazla tanımaya ve benimsemeye başladıkları ifade edildi. Önümüzdeki dönemde ülkelerin erişilebilir yayın üretimini yaygınlaştırmalarının ve Antlaşma’nın gereklerini uygulamaya geçirmelerinin daha fazla önem kazanacağı vurgulandı. Programda Marakeş Antlaşması’nın Türkiye’deki uygulamalarının geliştirilmesinin, erişilebilir yayınların sayısını artırmanın ve uluslararası kitap paylaşımından daha fazla yararlanmanın önemli olduğu vurgulandı.

 

Engelsiz Bilişim Ödülleri

Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu tarafından düzenlenen Engelsiz Bilişim Ödülleri hakkında bilgi verildi. Ödüllerin Türkiye’de engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştıran ve bilişim teknolojileri aracılığıyla erişilebilirliği geliştiren başarılı uygulamaları teşvik etmek amacıyla verildiği belirtildi. 2026 yılı için başvuruların 15 Ekim ile 5 Kasım tarihleri arasında kabul edildiği ifade edildi. Başvuruların Engelsiz Bilişim Ödüllerinin internet sitesi üzerinden gerçekleştirilebildiği aktarıldı. Ödül kategorileri arasında kamu hizmetleri, özel sektör, eğitim ve öğrenci projeleri gibi alanların bulunduğu belirtildi. Diğer kategoriler ve başvuru koşulları hakkında bilgi edinmek isteyenlerin ilgili internet sitesini inceleyebilecekleri ifade edildi. Ödüllerin her yıl düzenlendiği ve zaman içerisinde geleneksel hale geldiği belirtildi. Amaçlarının başarılı bilişim uygulamalarını görünür kılmak, bu uygulamaların daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak ve erişilebilirlik alanında yeni çalışmaların geliştirilmesini teşvik etmek olduğu anlatıldı.

Ödül başvurularının oluşturulan jüri tarafından değerlendirildiği, her başvurunun incelenerek başarılı bulunan çalışmaların ödüllendirildiği belirtildi. Bu sürecin erişilebilirlik alanında nitelikli hizmetlerin gelişmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi. Ödüllere yalnızca kendi hizmetini geliştiren kişilerin veya kurumların başvurmak zorunda olmadığı da açıklandı. Bir internet sitesi, mobil uygulama veya başka bir bilişim hizmeti geliştirenlerin kendi çalışmalarını aday gösterebilecekleri gibi, erişilebilir olduğunu düşündükleri başka bir hizmeti de ödüle aday gösterebilecekleri belirtildi. Böylece engelli kullanıcıların başarılı buldukları hizmetlerin tanıtılmasına doğrudan katkı sağlayabilecekleri ifade edildi.

Programda 26-27 Kasım 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Engelsiz Bilişim Kongresi hakkında da bilgi verildi. Engelsiz Bilişim Ödüllerinin bu kongre kapsamında sahiplerine verileceği belirtildi. İstanbul’da bulunan veya kongreye katılma imkânı olan izleyiciler etkinliğe davet edildi. Kongrenin engellilik, bilişim ve erişilebilirlik alanlarında çalışan farklı kişileri bir araya getirebilecek önemli bir organizasyon olduğu ifade edildi. Ödül alan çalışmaların daha geniş kitlelere tanıtılmasının ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi.

Paylaş: