Engellilerin Gündemi (81. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 81. bölümünde, Türkiye’de engellilik alanında son iki hafta içerisinde basında, sivil toplum kuruluşlarında ve sosyal medyada gündeme gelen gelişmeler değerlendirildi.
Ücretsiz tren bileti alımında yeni dönem
Programın ilk bölümünde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının ücretsiz tren bileti uygulamasına ilişkin duyurduğu yeni sistem ele alındı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun açıklamasına göre engelli bireylerin, gazilerin, şehit yakınlarının ve ücretsiz seyahat hakkı bulunan diğer kişilerin tren bileti alma işlemlerinde yeni bir doğrulama mekanizmasının kullanılacağı aktarıldı. Yeni sistemde ücretsiz seyahat hakkı bulunan kişilerin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaralarını girmeleri ve kendilerine uygun tarife türünü seçmeleri halinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının veri tabanı üzerinden anlık hak sahipliği sorgulaması yapılacağı belirtildi. Sorgulama sonucunda kişinin ücretsiz seyahat hakkının doğrulanması halinde biletin otomatik olarak oluşturulacağı ifade edildi.
Bu uygulamanın, engelli bireylerin ücretsiz tren bileti alırken gerçekleştirdikleri bazı işlemleri kolaylaştırmayı amaçladığı belirtildi. Bakan Uraloğlu’nun açıklamasında, gişeden bilet almak isteyen kişilerin ayrıca engelli kimlik kartı göstermelerine gerek kalmayacağı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarını ibraz etmelerinin yeterli olacağı ifade edildi.
Programda mevcut ücretsiz tren bileti alma süreci de ayrıntılı biçimde açıklandı. Engelli bireylerin daha önce EYBİS olarak bilinen bilet sistemi üzerinden işlem yaptıkları, bu sisteme e-Devlet aracılığıyla veya kendilerine daha önce verilen kullanıcı bilgileriyle giriş yapabildikleri hatırlatıldı. Bilet satın alma aşamasında hareket ve varış noktalarının seçildiği, ardından yolculuk bilgilerinin belirlendiği ifade edildi. Ücretsiz bilet almak isteyen engelli bireylerin sistemde bulunan abonman kullanımına ilişkin seçeneği işaretledikleri ve engelli kimlik kartlarında yer alan seri numarasını girdikleri belirtildi. Yeni düzenlemeyle bu işlemlerin sadeleştirilmesinin öngörüldüğü aktarıldı. Engelli bireylerin artık engelli kimlik kartı seri numarası gibi ek bilgilere ihtiyaç duymadan Türkiye Cumhuriyeti kimlik numaraları üzerinden hak sahipliklerini doğrulayabilecekleri ifade edildi. Bu sistemin kamu kurumları arasında gerçekleştirilecek veri paylaşımıyla çalışmasının planlandığı belirtildi. Ancak yeni uygulamanın henüz kullanıma sunulmadığına dikkat çekildi. Bakanlık açıklamasına göre sistemin 29 Ekim 2026 tarihinden sonra devreye alınmasının beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sistemin gerçekte nasıl çalışacağı, engelli bireylerin bilet alırken hangi adımları izleyecekleri ve mevcut işlemlerin ne ölçüde kolaylaşacağı konusunda kesin bir değerlendirme yapmanın henüz mümkün olmadığı belirtildi.
Yeni uygulamanın özellikle dijital erişilebilirlik açısından değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının bilet satın alma sistemlerinde ve mobil uygulamalarında zaman zaman erişilebilirlik sorunları yaşandığı hatırlatıldı. Özellikle görme engelli bireylerin ekran okuyucu kullanarak bilet satın almaya çalıştıklarında bazı arayüz değişiklikleri nedeniyle işlemlerini tamamlamakta güçlük yaşayabildikleri ifade edildi. TCDD’nin mobil uygulamasında gerçekleştirilen güncellemelerin her zaman erişilebilirlik açısından yeterince test edilmediği yönündeki izlenim paylaşıldı. Yeni bir arayüz kullanıma sunulduğunda ekran okuyucu kullanıcılarının daha önce gerçekleştirebildikleri işlemleri yapamaz hale gelebildikleri, bu sorunların giderilmesinin ise zaman alabildiği belirtildi. Erişilebilirlik konusunun uygulama geliştirme sürecinin başından itibaren ele alınması gerekirken zaman zaman sonraki aşamalara bırakıldığı eleştirisi yapıldı. Programda yeni ücretsiz bilet sisteminin benzer sorunlara yol açmaması temenni edildi. Engelli bireylerin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası üzerinden daha kolay bilet alabilmelerinin olumlu bir gelişme olabileceği, ancak sistemin dijital erişilebilirlik bakımından sorunlu olması durumunda hedeflenen kolaylığın gerçekleşmeyebileceği ifade edildi. Özellikle ekran okuyucu kullanıcılarının bütün işlemleri bağımsız biçimde gerçekleştirebilmelerinin önemli olduğu vurgulandı.
Kısmi bağımlı kişiler evde bakım hizmetlerinin dışında kalıyor
Programın ikinci bölümünde, engelli bireylere yönelik özel bakım merkezlerinin açılışı ve işleyişini düzenleyen yeni yönetmelik ele alındı. Engelli bireylerin bakım ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik özel bakım merkezleri hakkında yürürlüğe giren düzenlemede çok sayıda teknik değişiklik bulunduğu belirtildi. Bu değişikliklerin bakım merkezlerinin açılma koşullarını, çalışma biçimlerini ve hizmet sunma süreçlerini ilgilendirdiği ifade edildi. Engelli hakları ve sosyal hizmetler alanında çalışan Ayşe Sarı’nın, özel engelli bakım merkezlerine ilişkin yönetmelikte bakıma ihtiyacı olan yetişkinlerin tanımlanmasında yalnızca tam bağımlılık ölçütünün esas alınmasını eleştirdiği belirtildi. Ayşe Sarı’nın değerlendirmesine göre bakım ihtiyacı bulunan yetişkin bireylerin yalnızca tam bağımlı olarak sınıflandırılan kişiler üzerinden tanımlanması, kısmi bağımlılığı bulunan engelli bireylerin bakım hizmetlerinden yararlanmalarını güçleştirmektedir. Kısmi bağımlı engelli bireylerin bakım kurumlarına kabul edilme ve evde bakım yardımlarından yararlanma konusunda karşılaştıkları sorunlara dikkat çekildi. Bu yaklaşımın farklı düzeylerde bakım ihtiyacı bulunan kişileri yeterince kapsamadığı ifade edildi.
Programda bakım hizmetleriyle ilgili temel sorunlardan birinin engelli bireylerin ailelerinin geleceğe ilişkin kaygıları olduğu vurgulandı. Özellikle yoğun bakım ihtiyacı bulunan engelli bireylerin anne ve babalarının, kendileri yaşamlarını yitirdikten sonra çocuklarının bakımını kimin üstleneceği sorusuna yanıt bulmakta güçlük çektikleri belirtildi. Ayşe Sarı’nın da bu sorunu gündeme getirdiği ve yeni düzenlemede bu kaygıları giderecek yeterli çözümlerin bulunmadığını savunduğu aktarıldı. Bakım sorumluluğunu uzun yıllar üstlenen ailelerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik açıdan yıpranabildikleri ifade edildi. Özellikle ağır bakım gereksinimi bulunan engelli bireylerin ailelerinde bakım yükünün çoğu zaman belirli kişiler üzerinde yoğunlaştığı belirtildi. Ailelerin yaşlanmaları, sağlık sorunları yaşamaları veya ekonomik güçlüklerle karşılaşmaları durumunda bakım hizmetlerinin nasıl sürdürüleceği sorusunun önemli bir sosyal politika sorunu oluşturduğu vurgulandı. Bu kapsamda önceki ay basına yansıyan ve bir annenin kendisinin ve çocuğunun yaşamına son verdiği trajik olay hatırlatıldı. Söz konusu olay, bakım sorumluluğunu üstlenen ailelerin karşılaşabilecekleri ağır psikolojik ve toplumsal sorunlar açısından değerlendirildi. Annenin yaşadığı tükenmişlik, çaresizlik ve bakımın geleceğine ilişkin kaygıların kamu politikaları bakımından dikkate alınması gerektiği ifade edildi.
Programda yetişkinler için düzenlenen engelli sağlık kurulu raporlarında kullanılan tam bağımlı ve kısmi bağımlı sınıflandırmaları da değerlendirildi. Son yıllarda sağlık kurulu raporlarının değerlendirilmesinde bu kavramların kullanılmaya başlandığı, bakım hizmetlerinden yararlanma koşullarının da bu sınıflandırmalarla ilişkilendirildiği belirtildi. Ancak engelli bireylerin ihtiyaçlarının yalnızca belirli kategoriler üzerinden değerlendirilemeyeceği savunuldu. Her bireyin farklı yaşam koşullarına, destek gereksinimlerine, aile ilişkilerine ve toplumsal olanaklara sahip olduğu ifade edildi. Bu nedenle kişilerin yalnızca tam bağımlı veya kısmi bağımlı şeklinde sınıflandırılmasının gerçek bakım ihtiyaçlarını her durumda doğru biçimde yansıtmayabileceği belirtildi. Engelli bireylerin farklı sınıflara ayrılarak hak ve hizmetlere erişimlerinin belirlenmesine eleştiri getirildi. Kategorik sınıflandırmaların uygulamada bazı kişilerin ihtiyaçlarını görünmez hale getirebildiği, belirli bir kategoriye girmediği gerekçesiyle bakım desteğine erişemeyen kişilerin yaşamsal güçlüklerle karşılaşabildikleri ifade edildi. Bu nedenle bakım kurumlarına kabul ve evde bakım yardımlarından yararlanma süreçlerinde bireysel değerlendirme ölçütlerinin geliştirilmesi gerektiği savunuldu. Kişinin yalnızca sağlık kurulu raporundaki bağımlılık düzeyine değil, gündelik yaşamda ne tür desteğe ihtiyaç duyduğuna, ailesinin bakım kapasitesine ve yaşam koşullarına da bakılması gerektiği belirtildi. Böylece bakım hizmetlerinin standart kategoriler yerine bireylerin gerçek ihtiyaçları üzerinden planlanmasının daha uygun olacağı ifade edildi.
TİHEK’ten ÖSYM’ye ek süre cezası
Programın diğer bir haberinde Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun (TİHEK), Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) hakkında verdiği ayrımcılık kararı ele alındı. Kararın, görme engelli adaylara bazı sınavlarda sağlanan ek sürenin yetersiz bulunmasıyla ilgili olduğu belirtildi. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun, engellilik temelinde ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmederek ÖSYM Başkanlığına idari para cezası uyguladığı aktarıldı.
Başvuruya konu olayda yüzde 80 görme engellilik oranına sahip bir kişinin Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES), Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Sınavı (YÖKDİL) ve Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) gibi sınavlarda sağlanan ek sürenin yetersiz olduğunu belirterek TİHEK’e başvurduğu ifade edildi. Başvurucu, ilgili sınavlarda görme engelli adaylara yalnızca otuz dakika ek süre verildiğini ve bu sürenin kendi ihtiyaçlarını karşılamadığını belirtti. Ayrıca az gören adaylar için sunulan soru kitapçıklarının en fazla 14 punto büyüklüğünde hazırlanabildiğini, bu nedenle soruları okumakta güçlük çektiğini ifade etti. Sınav süresi içerisinde soruların tamamını okuyamadığını ve yanıtlayamadığını belirterek mevcut uygulamanın kendisi açısından eşit ve adil bir değerlendirme olanağı sağlamadığını savundu.
Başvuruda EKPSS uygulamasıyla diğer sınavlar arasındaki farklılıklara da dikkat çekildi. Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavında adayların ihtiyaçlarına göre yüzde 50’ye kadar ek süre verilebildiği hatırlatıldı. Başvurucu, EKPSS’de sağlanan bu ek süre sayesinde soruları daha rahat okuyabildiğini ve sınavı tamamlamak için daha fazla fırsat bulduğunu belirtti. Bu nedenle diğer sınavlarda da benzer bir düzenleme yapılmasını talep ettiği ifade edildi. Başvurucu, ALES, YÖKDİL ve YDS gibi sınavlarda görme engelli adaylara sağlanan ek sürenin yüzde 50 oranına çıkarılmasını, az gören adaylar için daha büyük puntolu soru kitapçıkları hazırlanmasını ve okuyucu veya işaretleyici desteği verilen adaylara da uygun ek süre sağlanmasını istedi.
Programda başvurunun temelinde farklı sınavlar arasında engelli adaylara yönelik makul düzenleme uygulamalarının neden değiştiği sorusunun bulunduğu belirtildi. EKPSS’de yüzde 50’ye kadar ek süre sağlanabilirken diğer sınavlarda sabit otuz dakika verilmesinin hangi gerekçelere dayandığı sorgulandı. Sınavların içeriği ve uzunluğu farklı olmasına rağmen aynı sabit sürenin uygulanmasının her aday için eşit koşullar oluşturmayabileceği ifade edildi.
ÖSYM’nin Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna sunduğu açıklamalara da yer verildi. ÖSYM tarafından EKPSS’de yüzde 50 oranına kadar ek süre verilmesinin ilgili yönetmelik ve protokoller çerçevesinde bilim kurulunun bilimsel değerlendirmeleri ve uzman görüşlerine dayandığının belirtildiği aktarıldı. Bu uygulamanın EKPSS’ye özgü düzenlemeler kapsamında gerçekleştirildiği ifade edildi. ÖSYM ayrıca EKPSS’de 16 ve 18 punto büyüklüğünde soru kitapçıkları ve cevap kâğıtları kullanılabildiğini belirtti. Buna karşılık diğer sınavlarda daha büyük puntolu kitapçıkların hazırlanmasının sınavların amacı, içeriği, soru sayısı, metin uzunluğu ve soruların yapısı nedeniyle teknik açıdan mümkün olmadığını savundu. Özellikle şekil, grafik ve tablo içeren soruların farklılıklarının bu değerlendirmede etkili olduğu aktarıldı.
Programda ÖSYM’nin bu açıklamaları eleştirel biçimde değerlendirildi. Kurumun mevcut sınav sistemini esas alarak engelli adayları bu sisteme uyarlamaya çalıştığı yönünde bir izlenim oluştuğu ifade edildi. Sınavların milyonlarca aday için planlandığı, ancak engelli adayların ihtiyaçlarının bu planlama içerisinde yeterince dikkate alınmayabildiği belirtildi. ÖSYM’nin uygulamadaki farklılıkları gerekçelendirmiş olmasının başvurucunun yaşadığı sorunu ortadan kaldırmadığı vurgulandı. Bir sınavda daha büyük puntolu kitapçık hazırlanabilirken başka bir sınavda bunun teknik açıdan mümkün olmadığının söylenmesinin yeterince ikna edici bulunmadığı ifade edildi. Önemli olanın mevcut koşulların neden böyle olduğunu açıklamaktan çok, engelli adayların eşit koşullarda sınava katılabilmeleri için hangi çözümlerin geliştirilebileceğinin belirlenmesi olduğu belirtildi.
EKPSS, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ve diğer ÖSYM sınavlarında uygulanan ek süre farklılıkları da değerlendirildi. EKPSS’de yüzde 50’ye kadar ek süre verilebildiği, YKS’de ise soru sayısı ve ilgili uygulamalarla bağlantılı farklı süre düzenlemeleri bulunduğu ifade edildi. Buna karşılık diğer birçok sınavda görme engelli adaylara sabit otuz dakika ek süre verilmesinin devam ettiği belirtildi. Bu farklılığın sınavların süresi ve içeriği açısından sorun oluşturabileceği savunuldu. Farklı uzunluktaki sınavlara aynı miktarda ek süre verilmesinin adayların gerçek ihtiyaçlarını karşılamayabileceği ifade edildi. Bu nedenle bütün sınavlarda uygulanabilecek açık ve nesnel değerlendirme ölçütlerinin oluşturulması gerektiği belirtildi. Ek sürenin belirlenmesinde sınavın toplam süresi, soru sayısı, soru türleri ve adayın engellilikten kaynaklanan bireysel ihtiyaçlarının dikkate alınmasının önemli olduğu vurgulandı. Böylece sınavlara göre değişen ve bazı adaylar açısından yetersiz kalan uygulamalar yerine daha tutarlı bir makul düzenleme yaklaşımının geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.
Az gören adaylar için hazırlanan soru kitapçıklarının punto büyüklüğü de ayrıca değerlendirildi. EKPSS’de 16 ve 18 punto seçeneklerinin sunulabilmesine rağmen diğer sınavlarda en fazla 14 punto büyüklüğünde kitapçık verilmesinin gerekçesi sorgulandı. Sınav sorularının yapısındaki farklılıkların teknik sınırlamalar oluşturabileceği kabul edilmekle birlikte bu sınırlamaların aşılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerektiği savunuldu. Görme engelli adaylara sağlanan okuyucu ve işaretleyici hizmetlerinin de her zaman eşit bir sınav deneyimi sunmadığı ifade edildi. Okuyucu ve işaretleyici desteği verilen adayların sınav sorularını anlama, seçenekleri değerlendirme, cevaplarını işaretletme ve gerektiğinde soruları yeniden dinleme süreçlerinde ek zamana ihtiyaç duyabildikleri belirtildi. Bu hizmetlerin uygulanma biçiminden kaynaklanan sınırlamaların da sınavın adil biçimde değerlendirilmesini etkileyebileceği savunuldu.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun başvuruyu değerlendirdikten sonra görme engelli adaylara verilen ek sürenin her sınavın özellikleri ve bireysel ihtiyaçlar dikkate alınarak belirlenmemesini makul düzenleme yükümlülüğü açısından sorunlu bulduğu aktarıldı. Kurumun, ek süre uygulamasının bireysel koşullara göre belirlenmemesinin engellilik temelinde ayrımcılık yasağını ihlal ettiği sonucuna ulaştığı belirtildi. Bu karar doğrultusunda ÖSYM Başkanlığına 40 bin Türk lirası tutarında idari para cezası uygulandığı ifade edildi. TİHEK’in yazı puntosuna ilişkin ayrımcılık iddiası bakımından ise ihlal bulunmadığına karar verdiği aktarıldı.
Protez bacağını koli bandıyla tamir eden bedensel engelli
Elazığ’da yaşayan bedensel engelli Öztürk Kaya’nın ekonomik güçlükler nedeniyle protez bacağını yenileyememesi ele alındı. Habere göre 6 Şubat depremlerinden etkilenen ve evini kaybettiği için kiralık bir konutta yaşamaya başlayan Kaya’nın, kullanılamaz hale gelen protez bacağını yenilemek amacıyla gerekli maddi kaynağı bulamadığı aktarıldı. Öztürk Kaya’nın yüzde 46 engellilik oranına sahip olduğu, 5 bin 800 Türk lirası tutarındaki engelli aylığıyla geçinmeye çalıştığı ve ekonomik koşullar nedeniyle ciddi güçlükler yaşadığı belirtildi. Kaya’nın eşinin de sağlık sorunları bulunduğu, ancak eşinin tedavi ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ifade edildi. Kaya’nın kullandığı protez bacağın zaman içerisinde yıprandığı ve yenilenmesi gerektiği belirtildi. Ancak protezin değiştirilmesi için kendisinden yaklaşık 60 bin Türk lirası talep edildiği, bu tutarı karşılayamadığı için protezini koli bandıyla onararak kullanmaya çalıştığı aktarıldı. Haberde engelli bir vatandaşın gündelik yaşamını sürdürebilmek için kullandığı temel yardımcı ürünü yenileyememesinin yarattığı mağduriyet gündeme getirildi. Programda Öztürk Kaya’nın yaşadığı durum, yardımcı teknolojilerin gelişimi ile engelli bireylerin bu teknolojilere erişim olanakları arasındaki eşitsizlik üzerinden değerlendirildi. Günümüzde yapay zekâ destekli, dijital sistemlerle çalışan ve gelişmiş hareket kabiliyetleri sunan protez teknolojilerinden söz edildiği hatırlatıldı. Teknolojinin protez alanında önemli gelişmeler sağladığı, daha gelişmiş ürünlerin geliştirilmeye devam ettiği ifade edildi. Buna karşılık Türkiye’de bir engelli vatandaşın kullandığı mevcut protezi dahi yenileyemediği ve koli bandıyla tamir ederek kullanmak zorunda kaldığı belirtildi. Bu durumun teknolojik ilerleme tartışmalarını sorgulamayı gerektirdiği vurgulandı. Bir yandan çok gelişmiş protezlerden söz edilirken diğer yandan temel bir proteze erişimin dahi mümkün olamamasının önemli bir toplumsal eşitsizlik oluşturduğu ifade edildi. Protez bacağın yenilenmesi için talep edilen yaklaşık 60 bin Türk lirasının günümüz ekonomik koşullarında bazı kişiler açısından çok yüksek bir tutar olarak görülmeyebileceği, ancak düşük gelirle yaşamını sürdüren bir engelli birey açısından karşılanamaz hale gelebildiği belirtildi.
Öztürk Kaya’nın aynı zamanda istihdama erişim açısından da sorun yaşadığı aktarıldı. Yüzde 46 engellilik oranına sahip olduğunu belirten Kaya’nın iş aradığı, ancak çalışma olanağı bulamadığı ifade edildi. İş bulmak amacıyla Türkiye İş Kurumuna başvurduğunu, ancak kendisine uygun bir iş imkânına ulaşamadığını söylediği aktarıldı. Bu durumun engelli bireylerin ekonomik bağımsızlığıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtildi. Engelli aylığıyla yaşamını sürdürmeye çalışan bir kişinin protez gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmasının yanında istihdam olanaklarından da yararlanamamasının sosyal dışlanmayı derinleştirebildiği ifade edildi.
Programda engelli kamu personeli atamalarındaki sınırlı kontenjanlar da bu haber üzerinden değerlendirildi. Engelli bireylerin kamu kurumlarına atanabilmek için EKPSS’den yüksek puan almaları gerektiği, buna rağmen kontenjanların yetersizliği nedeniyle birçok adayın yerleşemediği belirtildi. Eğitim durumuna göre farklı yerleştirme süreçlerinin bulunduğu, özellikle ilkokul ve ortaokul mezunlarının kura yöntemiyle gerçekleştirilen alımlara katılmak zorunda kaldıkları ifade edildi.
Görme Engelliler Kadın Futbol Milli Takımı Avrupa şampiyonu!
Programın son bölümünde Türkiye Görme Engelliler Kadın Futbol Millî Takımının Avrupa şampiyonluğu ele alındı. Millî takımın tarihinde ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda namağlup şampiyon olduğu belirtildi. Turnuvanın İstanbul’da Türkiye Futbol Federasyonunun Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesislerinde gerçekleştirildiği aktarıldı.
Türkiye’nin final karşılaşmasında Polonya ile mücadele ettiği ve rakibini 2-0 mağlup ederek Avrupa şampiyonluğuna ulaştığı ifade edildi. Millî takımın gollerini kaptan Gülşah Aktürk ve Kefser Ökmen’in attığı belirtildi. Böylece Türkiye’nin görme engelli kadın futbolunda katıldığı ilk Avrupa Şampiyonası’nı birincilikle tamamladığı aktarıldı. Millî takımın turnuva boyunca dört galibiyet ve bir beraberlik elde ettiği belirtildi. Oynanan karşılaşmalarda toplam yedi gol attığı ve kalesinde hiç gol görmediği ifade edildi. Bu sonuçlarla Türkiye’nin yenilgi almadan Avrupa şampiyonu olduğu vurgulandı.
Görme engelli kadın futbolunun Türkiye’de son yıllarda gelişmeye başlayan bir alan olduğu belirtildi. Kadın millî takımının oluşturulmasına yönelik çalışmaların yakın dönemde hız kazandığı ve Türkiye’nin bu branşta uluslararası organizasyonlara katılım göstermeye başladığı ifade edildi.
Türkiye’nin turnuvaya ev sahipliği yapmasının da organizasyon açısından önemli olduğu belirtildi. İstanbul’daki Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesislerinin millî takımların hazırlık süreçlerinde kullanılan önemli tesislerden biri olduğu hatırlatıldı. Böyle bir organizasyonun Türkiye’de gerçekleştirilmesinin görme engelli kadın futbolunun gelişmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi.
Programda millî sporcular tebrik edilerek gelecekte daha büyük başarılar elde etmeleri temenni edildi.
