Engellilerin Gündemi (73. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 73. bölümünde, son iki haftada basına ve sivil topluma yansıyan engellilik alanındaki gelişmeler ele alınıyor.
ÖTV muafiyeti Anayasa Mahkemesi’nde
Programın ilk gündemi ÖTV muafiyeti oluyor. Nisan ayında yapılan yeni düzenlemeyle yüzde 40 ve üzeri bedensel engeli olan herkesin ÖTV muafiyetiyle engelli aracı satın alabilir hale geldiği hatırlatılıyor. Ancak bu düzenleme, engelliler arasında ayrımcılığa yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Eleştirilerin temelinde, ÖTV muafiyetinden yalnızca bedensel engellilerin değil, yüzde 40 ve üzeri engeli olan tüm engel gruplarının yararlanması gerektiği düşüncesi yer alıyor. Buna karşılık mevcut düzenlemede bedensel engellilere yönelik ayrı bir hak tanınmasının arkasında, araç kullanımına ve hareket kabiliyetine ilişkin engel durumlarının gözetildiği belirtiliyor. Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği kararın ardından Mecliste çıkan yasanın bu çerçevede şekillendiği ifade ediliyor.
Bu noktada CHP’nin konuyu Anayasa Mahkemesine taşıması ele alınıyor. CHP’nin ÖTV muafiyeti konusunda Anayasa Mahkemesine başvurmasının aslında ilk kez yaşanmadığı, daha önce araç alma süresinin 5 yıldan 10 yıla çıkarılması gibi düzenlemelerle ilgili de Anayasa Mahkemesine gidildiği hatırlatılıyor. Ancak o davanın henüz sonuçlanmadığı, buna rağmen şimdi yeni bir başvuru daha yapıldığı aktarılıyor.
CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın’ın basın açıklamasında, torba yasa kapsamında bu kez yüzde 40’a kadar ortopedik engellere yönelik bir hak tanındığını, geriye kalan tüm engelli gruplarının bu haktan istisna tutulduğunu söylediği aktarılıyor. Burada söz edilen hakkın ÖTV muafiyeti olduğu belirtiliyor. Günaydın’ın bu düzenlemeyi engelli yurttaşların hakları aleyhine, son derece aykırı bir düzenleme olarak değerlendirdiği; daha fazla mağduriyete yol açmaması için öncelikle yürütmenin durdurulmasını ve ardından derhal iptalini talep ettiklerini söylediği ifade ediliyor.
Bu başlıkta Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonunun rolüne de özel olarak dikkat çekiliyor. Programda, bu adımın atılmasında komisyonun yoğun girişimlerinin önemli olduğu, komisyonun ciddi bir lobi ve diplomasi çalışması yürüttüğü belirtiliyor. Emre Taşgın, komisyon yetkilileriyle de görüştüğünü ve onların CHP nezdinde bu konunun gündeme gelmesi için yoğun çaba gösterdiklerini söylüyor. Bununla birlikte CHP’nin yalnızca engellilikle ilgili bu başlığı değil, torba yasayla ilişkili toplam dört ayrı konuyu Anayasa Mahkemesine götürdüğü de vurgulanıyor. Dolayısıyla bu başvurunun sadece engellilik alanı için yapılan bağımsız bir girişim olmadığı, ancak sonuç olarak ÖTV muafiyetindeki bu düzenlemenin de Anayasa Mahkemesine taşınmasının önemli bir adım olduğu ifade ediliyor. Programda, CHP’nin Anayasa Mahkemesi nezdindeki ÖTV muafiyeti girişimlerinin takip edilmeye devam edeceği söyleniyor. Mevcut yürürlükteki durum da yeniden hatırlatılıyor: Halihazırda yüzde 40 ve üzeri bedensel engeli olan herkes ÖTV muafiyetinden yararlanarak engelli aracı alabiliyor.
Esenler Belediyesi’ne TİHEK cezası
İkinci gündem Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun Esenler Belediyesi hakkında verdiği karar oluyor. Göktürk Göleti Tabiat Parkı’na aracıyla girmek isteyen, yüzde 87 oranında ortopedik engelli bir vatandaşın, görevli personel tarafından aracının girişine izin verilmediğini belirterek başvuru yaptığı aktarılıyor. Vatandaş, görevlinin kendisine “Burası sana uygun değil, neden geldin?” şeklinde bir ifade kullandığını iddia ediyor. Olayın ardından kamuoyuna piknik alanının İSKİ çalışması nedeniyle kapalı olduğu yönünde bir açıklama yapıldığını, ancak bunun gerçeği yansıtmadığını öne sürüyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu incelemesinde, başvurucunun sunduğu video kayıtlarını değerlendiriyor. Bu kayıtlarda araç girişine izin verilmeyen yolun yokuş olduğu, ancak araç geçebilecek genişlikte bulunduğu; piknik alanının vatandaşların girişine kapalı olmadığı ve girişin yasak olduğu söylenen alanda başka vatandaşların piknik yaptığı tespit ediliyor. Bu değerlendirmeler sonucunda kurum, ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmediyor ve Esenler Belediyesine 100 bin lira idari para cezası veriyor.
Emre Taşgın, bu olayın kendi gündeminde daha önce de yer aldığını hatırlatıyor. Olayın tam bir yıl önce Kurban Bayramı döneminde yaşandığını, programın 47. bölümünde bu konuyu gündeme taşıdıklarını söylüyor. Şimdi 73. bölümde aynı olayın sonucunun konuşulduğunu, aradan 26 bölüm geçtiğini belirtiyor. Vatandaşın yaşadığını sosyal medyada paylaştığı, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun da bu paylaşım üzerine girişimde bulunduğu aktarılıyor. Programda, yüzde 87 oranında bedensel engeli bulunan yurttaşın doğrudan kuruma başvurmadığı, kurumun konuyu resen gündemine aldığı değerlendirmesi yapılıyor.
Bu olay üzerinden TİHEK’in bu tür konulardaki hassasiyetinin ve duyarlılığının önemli olduğu belirtiliyor. Engelli yurttaşın aracıyla alana girmesine izin verilmemesi ve kendisine “Sen niye buraya geldin, burası size uygun değil” denilmesi, engellilerin gündelik yaşamda sık karşılaştığı ayrımcı tutumların bir örneği olarak değerlendiriliyor. Emre Taşgın, bir yıl önceki yayında da bu sözlerin iddia olduğunu ama söylenmiş olma ihtimalinin yüksek göründüğünü, vatandaşın haklı olabileceğini söylediğini aktarıyor. Sonuçta olayın TİHEK’e intikal ettiği ve kurumun vatandaşı haklı bularak Esenler Belediyesine 100 bin liralık ceza verdiği söyleniyor. Programda bu karar olumlu bulunuyor.
Bu başlıkta daha geniş bir hak temelli yaklaşım yorumu da yapılıyor. “Burası sana uygun, burası sana uygun değil” diyerek engellilerin kamusal alanlardan uzaklaştırılmasının ayrımcılık olduğu vurgulanıyor. Belediyenin ya da görevlilerin, alanın pikniğe kapalı olduğunu söyleyerek engelli kişiyi uzaklaştırması; buna karşılık sorun çıkarmayan, engelsiz kişilerin orada piknik yapmaya devam etmesine izin verilmesi eleştiriliyor. Böyle durumlarda TİHEK gibi kurumların varlığının umut verdiği belirtiliyor. Hak temelli yaklaşımın günümüzde ne kadar uygulanabilir olduğunun zaman zaman sorgulandığı, umutsuzluğa düşüldüğü; ancak TİHEK tarafından verilen bu tür cezaları okudukça hâlâ umut olduğunun hissedildiği söyleniyor.
Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 20. yılında değerlendirme toplantısı
Programın üçüncü gündemi Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme oluyor. Sözleşmenin 2006 yılında kabul edildiği ve ülkelerin imzasına açıldığı, Türkiye’nin de imza ve onay sürecini tamamlayarak 2009 yılında sözleşmeyi iç hukukunun bir parçası haline getirdiği hatırlatılıyor. Sözleşmenin 20. yılına girilirken, durum değerlendirmesi yapmak amacıyla ülkelerin Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde toplandığı aktarılıyor. Birleşmiş Milletler Genel Merkezinin, 9-11 Haziran 2026 tarihleri arasında Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin uygulanmasına yönelik en önemli uluslararası platformlardan biri olan 19. Taraf Devletler Konferansına ev sahipliği yaptığı belirtiliyor. Konferansın temasının, sözleşmenin 20. yılında başarıları kutlamak, pekiştirmek ve değişen dünyada uygulamanın bir sonraki aşamasını şekillendirmek olduğu ifade ediliyor.
Türkiye’nin de bir heyetle bu konferansa katıldığı, yürüttüğü projeleri sunduğu ve sözleşmenin bundan sonraki süreçte nasıl bir vizyon ortaya koyabileceğine ilişkin tartışmalara dahil olduğu aktarılıyor. Programda sözleşmenin gerçekten uygulanıp uygulanamadığı sorusu soruluyor ve bu soru dünya genelinde ele alınıyor. Sözleşmenin bir vizyon sunduğunun açık olduğu belirtiliyor. Bir hukuki düzenlemenin ya da kanunun ötesinde, aslında bir referans doküman ve kılavuz niteliği taşıdığı ifade ediliyor. Çünkü sözleşme ne yapılması gerektiğini, ne yapılmaması gerektiğini, neyin ne olduğunu, ilkelerin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Ülkelerin kendi iç hukuk düzenlemelerini bu sözleşmeyi dayanak alarak yürürlüğe koyduğu ve mevzuatını buna göre şekillendirdiği söyleniyor.
Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin, insan haklarından doğan engelli kişilerin haklarını, hürriyetlerini ve özgürlüklerini güvence altına alan; engelli kişilere nasıl davranılması ve nasıl davranılmaması gerektiğini ortaya koyan bir belge olduğu vurgulanıyor. Erişilebilirlik, evrensel tasarım ve makul uyumlaştırma gibi kavramları literatüre yerleştiren temel metinlerden biri olduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin de bunu iç hukuk haline getirdiği için sözleşmenin Türkiye açısından yasal bir doküman niteliği taşıdığı hatırlatılıyor. Ayrıca ülkelerin belirli dönemlerde kendi durumlarını anlattıkları, sivil toplum örgütlerinin de gölge raporlar yayımladığı belirtiliyor. Bu sürecin 4 yılda bir yürüdüğü ve sözleşmeye ne kadar uyulup uyulmadığının Birleşmiş Milletler tarafından bu şekilde takip edildiği aktarılıyor. Sözleşmenin yeni bin yılın ilk ve en kapsamlı uluslararası insan hakları belgelerinden biri olduğu söyleniyor.
Bu bölümde izleyicilere sözleşmeye sahip çıkma çağrısı yapılıyor. Engelli kişilerin yalnızca sözleşmenin varlığını bilmesi değil, haklarını da bilmesi gerektiği vurgulanıyor. Haklar bilinmediğinde çok hızlı biçimde kayıplar yaşandığı, hak gaspına uğranabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin, Engelliler Hakkında Kanunun, bu kanunla ilgili yönetmeliklerin ve diğer kamu kurumlarının oluşturduğu ilgili düzenlemelerin bilinmesi gerektiği söyleniyor.
görme engelli tenor Andrea Bocelli İstanbul’da
Programın bir sonraki gündemi İstanbul’da aynı dönemde gerçekleşen iki büyük konser üzerinden sanat ve engellilik oluyor. Haziranın ilk haftasında İstanbul’da aynı gün iki dünyaca ünlü konser gerçekleştiği belirtiliyor. Bunlardan birinin ünlü rapçi Kanye West konseri olduğu söyleniyor. Kanye West’in özellikle antisemitizm ve İsrail karşıtlığına ilişkin sözleri nedeniyle uluslararası camiada tepkiyle karşılandığı, birçok yerde konserlerinin iptal edildiği ve güvenlik gerekçesiyle konser yapmasına izin verilmediği hatırlatılıyor. İstanbul’daki konsere yaklaşık 120 bin kişinin gittiği, ancak konserin çok iyi geçmediği ve organizasyonla ilgili ciddi eksikler bulunduğu yönünde değerlendirmeler yapıldığı aktarılıyor.
Aynı dönemde dünyaca ünlü İtalyan görme engelli tenor Andrea Bocelli’nin de İstanbul’da konser verdiği belirtiliyor. Ancak Bocelli konserinin Kanye West konseri kadar gündem olmadığı söyleniyor. Bunun nedeni olarak Bocelli’nin farklı bir kesime hitap etmesi ve popüler kültüre Kanye West kadar hizmet etmemesi gösteriliyor. Programda Bocelli’nin görme engelli olmasının burada esas mesele olmadığı, onun dünya çapında bilinen bir sanatçı olduğu ifade ediliyor. Popüler kültürün merkezinde yer almadığı için sıradan magazin haberlerine veya köşe yazılarına daha az konu olduğu, buna rağmen kendi takipçi kitlesinin bulunduğu vurgulanıyor.
Bocelli konseriyle ilgili haber özetinde, dünyaca ünlü İtalyan tenor, söz yazarı ve besteci Andrea Bocelli’nin Romanza albümünün 30. yılına özel hazırlanan dünya turnesi kapsamında İstanbul’da müzikseverlerle buluştuğu anlatılıyor. Konserin Beşiktaş Tüpraş Stadyumunda gerçekleştiği, Kenan Doğulu’nun da özel konuk olarak Bocelli ile aynı sahneyi paylaştığı belirtiliyor. Konsere sanat, spor ve siyaset dünyasından birçok ismin yanı sıra Dünya Etnospor Birliği Başkanı ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmettin Bilal Erdoğan’ın da katıldığı aktarılıyor.
Bu başlıkta Bocelli’nin engelinin ötesinde sanatıyla ve becerileriyle gündeme gelmesinin önemli olduğu vurgulanıyor. Emre Taşgın, asıl olarak savunulan yaklaşımın da bu olduğunu söylüyor: Bir kişinin yalnızca engeliyle değil, ürettiği sanatla, becerisiyle, başarısıyla görünür olması. Bocelli’nin bunu başarmış biri olduğu, engelli bir kişi olarak rol model niteliği taşıdığı ifade ediliyor. Kendisinden sonra gelecek olan müzisyen adaylarına ön açmasının değerli olduğu belirtiliyor. Bununla birlikte, artık engeliyle değil sanatıyla dünya çapında ün kazanmış bir kişinin çok üst düzeye yakın bir izleyici kitlesine hitap edebilmesinin de büyük bir başarı olduğu söyleniyor. Programda, bundan sonrakilerin de Bocelli’nin izini takip etmesi temenni ediliyor.
Dünya Kupası açılış töreninde kapsayıcı adımlar
2026 FIFA Dünya Kupası’nın Meksiko’da düzenlenen açılış töreninin, müzik ve sporun birleştirici gücünü yansıtan performansların yanı sıra verdiği kapsayıcılık mesajıyla da dikkat çektiği aktarılıyor. Dünyaca ünlü görme engelli İtalyan tenor Andrea Bocelli’nin törende sahne aldığı belirtiliyor. Açılış töreninin en dikkat çeken anlarından birinin sahnede engelli bir çocuğun da yer alması olduğu ifade ediliyor. Programda, artık engelli kişilerin her yerde görülebilmesi gerektiği söyleniyor: bazen açılış töreninde sahnede, bazen seremoniye katılan çocukların arasında, bazen de gündelik hayatın doğal akışı içinde. Engelliliğin görünürlüğünün bu olduğu belirtiliyor. Erişilebilirlik her yerde denildiğinde, bunun yalnızca teknik düzenlemelerden ibaret olmadığı; doğru adımlarla uygulanmış erişilebilirliğin kapsayıcılığın temelini oluşturduğu ifade ediliyor. Erişilebilirlik sağlandığında kapsayıcılığın da mümkün hale geldiği söyleniyor. Bu tür etkinliklerde engelliliğin görünür kılınması gerektiği, Türkiye’de de engelliliğin yalnızca Engelliler Haftası gibi özel günlerde nesneleştirilmek yerine bu olumlu örneklerle kamuoyuna sunulmasının önemli olduğu vurgulanıyor.
On enstrüman çalabilen Görme engelli çocuk Bakan Tekin’i ziyaret etti
Program sanattan devam ediyor ve Ankara’da yaşayan 6 yaşındaki görme engelli Nil Korkmaz’ın hikâyesi ele alınıyor. Nil’in 10 enstrüman çalabildiği, basında oldukça yer aldığı ve sonrasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i ziyaret ettiği aktarılıyor. Nil’in müzik alanında açılmış bir ilkokula başvurduğu, Bakanı ziyaret etmiş olmasının da orada okuyacağı yönünde bir işaret olarak değerlendirildiği söyleniyor. Bu gelişmenin neden önemli olduğu uzun biçimde açıklanıyor. Emre Taşgın, yıllardır müzikte erişilebilirlik alanına ciddi emek harcadıklarını, Eğitimde Görme Engelliler Derneği bünyesinde Engelsiz Nota Kütüphanesini kurduklarını hatırlatıyor. Bunun nedeni olarak görme engellilerin notaları okuyamaması, erişilebilir nota basılmaması ve sırf bu yüzden görme engelli öğrencilerin güzel sanatlar liselerine, konservatuvarlara ve müzik öğretmenliği bölümlerine alınmaması gösteriliyor.
Bu dışlayıcı durumun yakın zamana kadar sürdüğü, engelliler kontenjanı olmasına rağmen benzer mağduriyetlerin yaşandığı ifade ediliyor. Üniversite ve lise tercih dönemlerinin yaklaştığı; belki bu yıl da erişilebilirlik sorunları nedeniyle bazı görme engelli öğrencilerin hayallerine kavuşamayacağı söyleniyor. Böyle bir ortamda görme engelli bir öğrencinin müzik ilkokuluna başlaması önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Programda Nil’in ilerleyen yıllarda notaları okuyamadığı için erişilebilirlik sorunu yaşayan bir öğrenci olarak yeniden gündeme gelmemesi temenni ediliyor. Ayrımcılığa uğramaması, öğretmenleri, hocaları, akademisyenleri ve ileride iş ararken karşılaşacağı kişiler tarafından engeli nedeniyle ötekileştirilmemesi isteniyor. Nil’in gelecekte bir mağduriyet hikâyesiyle değil, müzik alanındaki gelişimiyle ve başarısıyla gündeme gelmesi dile getiriliyor.
Haber özetinde, Ankara Güzel Sanatlar Müzik İlkokuluna yerleşebilmek için başvuru yapan müzik tutkunu 6 yaşındaki görme engelli Nil Korkmaz’ın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i ziyaret ettiği aktarılıyor. Bakan Tekin’in Nil’e, müzik konusunda yetenekli çocukların ilkokuldan itibaren eğitim aldığı bir okul açtıklarını söylediği belirtiliyor. Bu okulun müzik ilkokulu, ortaokulu ve lisesi olarak kurgulandığı; oradaki öğretmenlerin Nil’e hem temel dersleri hem de enstrüman çalmayı öğreteceği ifade ediliyor. Programda bunun, Nil’in bir yandan kaynaştırma eğitimi alacağı, Braille alfabesini öğreneceği, beyaz baston kullanmayı öğrenmesi gerekeceği; diğer yandan da nota öğreneceği ve müzik alanında kendini geliştireceği anlamına geldiği belirtiliyor.
Burada asıl kritik sorunun öğretmenlerin bu sürece hazır olup olmadığı olduğu vurgulanıyor. Nil’in öğretmenlerinin bu konuda becerikli, nitelikli ve hazırlıklı olup olmadığı soruluyor. Eğer hazır değillerse Nil’e hazır hale gelmek için ne yapılması gerektiği gündeme getiriliyor. Emre Taşgın, bir şekilde bu öğrencinin öğretmenleriyle yollarının kesişeceğini düşündüğünü söylüyor ve bunun uzak olmayan bir zamanda gerçekleşmesini beklediğini ifade ediyor. Hatta yolların kesişmesinin iyi olacağını, çünkü asıl dertlerinin öğrencilerin çocuk yaştan itibaren nota okuryazarı hale gelmesi olduğunu belirtiyor. Engelsiz Nota Kütüphanesinin de bu vizyonla kurulduğu ve devam etmesi gerektiği vurgulanıyor. Nil gibi öğrencilerin yanında olunacağı açık biçimde ifade ediliyor.
Ordu’da beyaz baston etkinliği
Programın son haber başlığı Ordu’nun Ünye ilçesinden geliyor. Burada bir beyaz baston empati etkinliği yapıldığı aktarılıyor. Emre Taşgın, etkinliğin basına yansıyan biçimiyle ne kadar sağlıklı yapıldığından emin olmadığını söylüyor; buna rağmen haberi programa aldığını belirtiyor. Çünkü bunun Ordu gibi bir şehrin ilçesinde yapılmış yerel bir etkinlik olduğunu ve devamında erişilebilirlikle ilgili bir vaatte bulunulduğunu söylüyor. Bu açıdan haberin konuşulmaya değer olduğu ifade ediliyor.
Habere göre Ordu Ünye Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan etkinlikte, doğuştan görme engelli Ferhat Dalgıç ve eşi Aysun Dalgıç, beyaz bastonlarını kaldırımdan yola doğru uzatarak karşıdan karşıya geçmek amacıyla sürücülerden yol talep ediyor. O sırada trafikte seyir halinde olan sürücülerin tamamının beyaz bastonu fark ederek araçlarını hassasiyetle durdurduğu ve görme engelli çifte öncelik tanıdığı aktarılıyor. Dalgıç çiftinin güvenli biçimde karşıya geçmesinin ardından meydandaki trafik akışının normale döndüğü belirtiliyor.
Programda özellikle görme engelli izleyicilere doğrudan bir uyarı yapılıyor: Bu yöntemi sakın gerçek hayatta denememeleri söyleniyor. Çünkü canlarının tehlikeye girebileceği vurgulanıyor. Haberdeki durumun belli ki bir etkinlik, empati ve farkındalık organizasyonu olduğu; emniyetin de içinde bulunduğu, kameraların ve çok sayıda polisin yer aldığı bir ortamda gerçekleştiği ifade ediliyor. Böyle bir ortamda sürücülerin bastonu gördüğünde durup yol vermesinin beklendiği; ancak gerçek hayatta bunun her zaman böyle işlemediği özellikle vurgulanıyor. Dolayısıyla bastonu yola uzatarak araçları durdurmaya çalışmanın tehlikeli olduğu söyleniyor.
Bununla birlikte etkinliğin ardından verilen vaat önemli bulunuyor. Ünye’deki trafik ışıklarına sesli sinyalizasyon ekleneceği belirtiliyor. Programda bunun değerli bir gelişme olduğu ifade ediliyor. Ferhat Dalgıç’ın açıklamalarında da, şoförlerin daha duyarlı olması gerektiğine dikkat çektiği, sahil yolunda yürüme bandı ve hissedilebilir yüzey istediği, daha güvenli bir sahil yolu talep ettiği aktarılıyor. Programda bu taleplerin yalnızca Ünye’ye özgü olmadığı; sahil kentlerinde yaşayan birçok görme engelli kişinin ortak talebi olduğu vurgulanıyor. Korunaklı yürüme yolları istendiği, havuza ya da denize düşmek istenmediği açık biçimde ifade ediliyor. Geçmişte bu konuda birçok haber paylaşıldığı ve görme engelli kişilerin yaşadığı olaylar olduğu hatırlatılıyor. Bu nedenle sahildeki yürüme alanlarının erişilebilirliğinin önemli olduğu belirtiliyor.
Trafik ışıklarında sesli sinyalizasyonun da önemli olduğu söyleniyor. Bu sistemlerin “şimdi karşıya geçebilirsiniz” ya da “şimdi bekleyin” gibi sesli anonslar yaptığı veya farklı ses tonlarıyla geçilip geçilemeyeceğini bildirdiği anlatılıyor.
Taşgın, etkinliği çok beğenmediğini, başta basit bulduğunu ama daha doğru ifadenin “yapmacık” olduğunu söylüyor. Çünkü gerçek hayatın bu şekilde işlemediğini, görme engellilerin bastonlarını uzatarak karşıdan karşıya geçmeye çalışmaları halinde iyi şeylerle karşılaşmayabileceklerini vurguluyor. Bu yüzden izleyicilerin haberi okuyup böyle bir yöntem denememesi gerektiği tekrar ediliyor. Buna karşılık Ünye’de beyaz bastonun gündeme gelmesi, sesli sinyalizasyon sisteminin uygulanacak olması ve sahil yürüyüş yollarının daha erişilebilir hale gelme ihtimali önemli bulunduğu için bu yerel haberin programa alındığı ifade ediliyor.
