Engellilerin Gündemi (71. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 71. bölümünde, 1 Mayıs ile 15 Mayıs tarihleri arasında engellilik alanında öne çıkan gelişmeler kapsamlı biçimde ele alınıyor.
EKPSS sonuçları açıklandı
Programın ilk gündem maddesi EKPSS sonuçları oluyor. 14 Mayıs tarihinde açıklanan sonuçların ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi üzerinden, e-Devlet aracılığıyla ya da ÖSYM mobil uygulaması üzerinden öğrenilebildiği aktarılıyor. Sınavın 19 Nisan’da gerçekleştirildiği, EKPSS’nin iki yılda bir yapıldığı ve çift yıllarda alınan puanların dört yıl boyunca geçerli olduğu hatırlatılıyor. Ancak burada önemli bir ayrıntıya dikkat çekiliyor: Eğer aday aynı eğitim düzeyinde kalmaya devam ederse, örneğin lise mezunu olarak sınava girdiyse ve ön lisans ya da lisans mezunu olmadan aynı statüde kalırsa puanı dört yıl boyunca kullanılabilecek. Kuraya katılan adayların da lise mezunu olana kadar bu hakkı sürdürebileceği belirtiliyor.
Sınav sonuçlarına itiraz etmek isteyenler için izlenmesi gereken hukuki süreç ayrıntılı şekilde anlatılıyor. ÖSYM’nin genel amaçlı dilekçe örneğiyle on gün içinde itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilirken, dava açmak isteyen adayların da aynı on günlük süreyi kaçırmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor. Önce ÖSYM’ye itiraz edip sonucu bekledikten sonra dava açma yoluna gidilemeyeceği, hem itirazın hem de davanın aynı süre içinde yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. 14 Mayıs’tan itibaren başlayan sürenin 24 Mayıs’ta sona ereceği hatırlatılıyor.
Atama süreçleriyle ilgili değerlendirmelerde ise yıl sonundan önce yeni bir atama takvimi açıklanmasının beklenmediği ifade ediliyor. Ancak 2027 ve 2028 yıllarında seçim atmosferinin yoğunlaşacak olması nedeniyle engelli memur atamalarının ve kontenjanlarının bu süreçten etkilenebileceği belirtiliyor. Şu an için yalnızca genel sıralamaların açıklandığı, branş bazlı sıralamaların henüz yayınlanmadığı ifade edilirken adayların artık tercih sürecini beklemeye başlayacağı söyleniyor. Bunun yanında EKPSS puanının yalnızca merkezi yerleştirmelerde kullanılmadığına dikkat çekiliyor. Bazı kamu kurumlarının kendi işçi veya benzeri kadroları için özel alımlar yaptığı, bu nedenle Engelsiz İŞKUR platformu ve engelli iş ilanlarının yayınlandığı sayfaların takip edilmesinin önemli olduğu vurgulanıyor.
Engelli park kartlarına Danıştay kararı
Programın ikinci büyük başlığı engelli park kartlarıyla ilgili Danıştay kararı oluyor. Geçtiğimiz aylarda yapılan düzenlemeyle engelli park kartlarının ön yüzünde TC kimlik numarası, ad ve soyad bilgilerinin yer almasının planlandığı hatırlatılıyor. Bu düzenlemenin kişisel verilerin gizliliğini ihlal ettiği yönünde büyük tepki topladığı anlatılıyor. Açık biçimde kişisel bilgilerin herkesin görebileceği şekilde araç ön camında bulunmasının kabul edilemez olduğu ifade edilirken, bu düzenlemeyi hazırlayanların olası riskleri neden öngöremediği sorgulanıyor.
Bu noktada Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği’nin açtığı dava gündeme geliyor. Avukat Bünyamin Gürsaçtı tarafından takip edilen davada Danıştay 8. Dairesi’nin yürütmeyi durdurma kararı verdiği aktarılıyor. Mahkeme kararında, engelli bireyin adı, soyadı ve TC kimlik numarasının herkesin erişimine açık hale gelmesinin kişisel verilerin korunması açısından ciddi sorun oluşturduğunun ifade edildiği belirtiliyor. Ayrıca QR kod gibi teknolojik çözümler mümkünken neden böylesine ilkel bir yöntemin tercih edildiğinin de tartışıldığı söyleniyor.
Bu haber üzerinden sivil toplumun stratejik davalama kapasitesi üzerine bir değerlendirme yapılıyor. Savunuculuğun yalnızca kampanyalardan ibaret olmadığı, gerektiğinde hukuk yolunun da kullanılması gerektiği ifade ediliyor. Ancak Türkiye’de birçok sivil toplum kuruluşunun kapasite yetersizliği nedeniyle dava süreçlerini sürdüremediği, yeterli avukat ya da bütçe bulmakta zorlandığı anlatılıyor. Hukukçulardan oluşan bu derneğin ise gönüllülük temelinde önemli davalar yürüttüğü ve son dönemde hak temelli kazanımlar elde ettiği vurgulanıyor. Özellikle ÖTV muafiyetiyle ilgili devam eden başka davaların da olduğu belirtiliyor. İzleyicilere, yeni park kartı başvurularında yeniden isim ve TC kimlik numarası yazılması istenirse Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararını hatırlatmaları tavsiye ediliyor.
Tiyatrolar erişilebilir oluyor
Bir sonraki bölümde erişilebilir tiyatro organizasyonları ele alınıyor. Geçtiğimiz yıl yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 16 Mayıs’ın “Ulusal Erişilebilirlik Günü” olarak değerlendirildiği hatırlatılıyor. Bu kapsamda 11 şehirde sesli betimlemeli ve işaret dili tercümeli tiyatro gösterileri düzenleneceği aktarılıyor. Ankara’da “Dosya Kelebek” adlı oyunun Şinasi Sahnesi’nde sahneleneceği belirtiliyor.
Erişilebilir tiyatroların yalnızca Ankara ile sınırlı olmadığı; Adana, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Ordu ve Sivas’ta da gösterimlerin yapılacağı anlatılıyor. İzleyicilere sivil toplum kuruluşları, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri veya Kültür ve Turizm Bakanlığı aracılığıyla bu etkinliklere ulaşmaya çalışmaları tavsiye ediliyor. Burada erişilebilir kültür sanat hizmetlerinin sürdürülebilir hale gelmesi gerektiği üzerinde duruluyor. Gelecekte insanların “hangi oyunu izlemek istiyorum” diyebilecek kadar seçici olabildiği bir ortamın oluşmasının umut edildiği belirtiliyor.
Sinemadaki erişilebilirlik uygulamaları da bu bölümde değerlendiriliyor. Bir dönem Turkcell Hayal Ortağım uygulaması sayesinde gösterimdeki filmlerin sesli betimleme ve işaret dili seçenekleriyle erişilebilir hale geldiği, ancak bütçe sorunları ve kurumların ilgisizliği nedeniyle bunun sona erdiği anlatılıyor. Yine de geçmişten kalan geniş bir katalog sayesinde kullanıcıların içerik seçebildiği belirtiliyor. Tiyatroda ise durumun daha zor olduğu, anlık betimleme gereksinimi nedeniyle sürecin daha karmaşık ilerlediği ifade ediliyor.
Diyarbakır’da Engelliler Onur Yürüyüşü
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri Diyarbakır’daki “Engelliler Onur Yürüyüşü” üzerine yapılan değerlendirmeler oluyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından 3 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen yürüyüşün “Onurlu bir yaşam herkesin hakkıdır” sloganıyla düzenlendiği aktarılıyor. Yürüyüşe farklı şehirlerden derneklerin, aktivistlerin, engellilerin ve yakınlarının katıldığı belirtiliyor. Sümerpark’ta sona eren yürüyüş sonrası yaklaşık 40 aktivistin konuşma yaptığı aktarılıyor. Bazı konuşmacıların gerçekten önemli hak temelli vurgular yaptığı, bazılarının ise siyasi görünürlük peşinde olduğu ifade ediliyor. Ancak bunun yalnızca bir partiye özgü olmadığı, tüm siyasi yapılarda benzer durumların görülebildiği belirtiliyor.
Devamla “Engelliler Onur Yürüyüşü” kavramının tarihsel kökeni anlatılıyor. 1990 yılında ABD’de engellilerin kongre binasına sürünerek çıkması ve Amerikan Engelliler Yasası’nın kabulü için mücadele etmeleri örnek veriliyor. Daha sonra Temmuz ayının “Engelliler Onur Ayı” olarak kutlanmaya başlandığı, bu hareketin engelliliği utanılacak değil gurur duyulacak bir kimlik olarak gören yaklaşımın ürünü olduğu ifade ediliyor. Yeni Zelanda, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde de benzer yürüyüşlerin yapıldığı belirtiliyor.
Türkiye’de geçen yıl bu kavramın tartışılmaya başlandığı, “Bunu kim sahiplenir?” sorusunun gündeme geldiği anlatılıyor. Bu yıl ise Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve DEM Parti öncülüğünde ilk örneğin gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Ancak bunun birebir Batı’dan alınmış bir model yerine zamanla Türkiye’nin kendi kültürel yapısına uygun biçimde dönüşmesi gerektiği söyleniyor. Engelliler Onur Yürüyüşü’nün gelecekte daha kolektif, farklı kesimlerin sahiplendiği bir organizasyona dönüşebileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Düzce’de işitme ve görme engellileri ilgilendiren sosyal deneyler
Programın son başlığı ise Düzce’de gerçekleştirilen sosyal deneyler oluyor. Engelliler Haftası kapsamında yapılan iki farklı deneyden ilkinin işaret dili farkındalığı üzerine olduğu anlatılıyor. İşaret dili eğitmeni Burcu Çatalbaş’ın sokakta vatandaşlara işaret diliyle hastanenin yerini sorduğu, bazı insanların yoğun çaba gösterdiği, bazılarının ise şaşkınlık yaşadığı aktarılıyor. İnsanların büyük bölümünün yazarak iletişim kurmaya çalışmasının olumlu bulunduğu ifade ediliyor. Burada önemli olanın insanlara “sağırmış gibi davranın” demek değil, “karşınıza işitme engelli biri çıkarsa ne yaparsınız?” sorusuyla yüzleştirmek olduğu belirtiliyor. Bu nedenle söz konusu sosyal deneyin olumlu değerlendirildiği ifade ediliyor.
Ancak aynı organizasyon kapsamında yapılan göz bağlama etkinliği sert biçimde eleştiriliyor. Vatandaşların gözleri bağlanarak yaklaşık 20 metrelik bir parkurda yürütüldüğü, bunu tamamlayanlara ödül verildiği anlatılıyor. Katılımcıların çoğunun yön bulmakta zorlandığı ve parkuru tamamlayamadığı belirtiliyor. Etkinliğin amacının görme engellilerin yaşadığı zorlukları deneyimletmek olduğu ifade edilse de bunun başarısız bir yöntem olduğu savunuluyor. Çünkü birkaç dakikalık bir deneyle kimsenin körlüğü anlayamayacağı, insanların yalnızca korku ve panik yaşayacağı söyleniyor. Görme engelli bireylerin yıllar içinde geliştirdiği yöntemlerin, baston kullanımının ve duyusal adaptasyonların bu kısa deneylerde tamamen göz ardı edildiği vurgulanıyor.
Bu tür etkinliklerin empati değil korku ürettiği ifade ediliyor. İnsanların “iyi ki kör değilim” gibi acıma merkezli düşüncelere sürüklendiği, bunun da engelliliğe dair yanlış algıları güçlendirdiği belirtiliyor. Gerçek farkındalığın ancak birlikte yaşam deneyimiyle oluşabileceği savunuluyor. İnsanların engellilerle okulda, iş ortamında, tiyatroda, koroda, spor kulübünde zaman geçirmesi gerektiği; ancak bu şekilde birbirlerini gerçekten anlayabilecekleri ifade ediliyor. Aksi halde yapılanların yalnızca korku ve kaygıyı büyüttüğü söyleniyor.
