|

Engellilerin Gündemi (70. bölüm)

 

Engellilerin Gündemi programının 70. Bölümünde; 17 Nisan – 1 Mayıs tarihlerinde engellilik alanında yaşanan gelişmeler masaya yatırılıyor.

 

ÖTV muafiyeti ile alınan aracı torun kullanabilecek

İlk gündem maddesi ÖTV muafiyetiyle alınan araçların kullanımına ilişkin önemli bir yargı kararı. Rize’de yaşayan engelli bir bireyin aracı, normalde taahhüt edilen birinci derece yakınlar dışında torunu tarafından kullanılırken tespit ediliyor. Bunun üzerine araçla ilgili işlem yapılıyor, ÖTV ve KDV muafiyetinin geri alınması talep ediliyor. Vatandaş bu durumu yargıya taşıyor ve Trabzon Vergi Mahkemesi, “aracı en fazla iki kişi kullanabilir” şeklindeki taahhüdün hukuki geçerliliğinin olmadığına hükmediyor. Olayın detayında, aracın aslında genellikle oğul tarafından kullanıldığı, ancak günlük yaşam koşulları gereği torununun hastane ulaşımı için aracı kullandığı ifade ediliyor. Bu durumun hayatın olağan akışına uygun olduğu değerlendirilerek vatandaş lehine karar veriliyor.

Bu karar, uzun süredir tartışılan bir sorunu yeniden gündeme getiriyor. Sivil toplum kuruluşları, kullanımın iki kişiyle sınırlandırılmasının engelli bireyleri ciddi şekilde kısıtladığını ve günlük yaşamda mağduriyet yarattığını savunuyor. Buna karşılık devlet, kullanımın genişletilmesinin istismara yol açabileceğini, aracın engelli birey dışında farklı kişilerce kontrolsüz şekilde kullanılabileceğini dile getiriyor. Bu noktada “istismar” ile “mağduriyet” arasında bir denge kurulması gerektiği vurgulanıyor. Yerel mahkemelerde benzer kararların artmaya başladığı, ayrıca konunun Anayasa Mahkemesi ve Danıştay gibi yüksek yargı organlarına da taşındığı ifade ediliyor. Bu gelişmelerin ilerleyen süreçte ÖTV uygulamalarını şekillendireceği belirtiliyor.

 

2026 EKPSS yapıldı

19 Nisan’da gerçekleştirilen EKPSS’nin 81 ilde, 97 merkezde yapıldığı; ortaöğretim, ön lisans ve lisans düzeylerinde toplam 115.883 adayın başvurduğu aktarılıyor. Bu adayların 44.872’si kadın, yaklaşık 71 bini erkek. Engel gruplarına göre dağılımda 4.591 aday işitme 1 testine, 19.990 aday zihinsel engelli testine, 91.302 aday ise genel görme-işitme testine katıldı. Buna göre engelli kadınların hem başvuru hem de istihdama katılım oranlarının erkeklere göre düşük olduğu görülüyor. Bu durumun, kamudaki mevcut dağılımla da paralel olduğu ifade ediliyor.

Sınav sonuçlarının ardından atama süreçlerinin nasıl şekilleneceği belirsizliğini korurken, yaklaşan seçim sürecinin, özellikle de 2027 Kasım ihtimalinin, atama sayılarını artırabileceği yönünde beklentiler dile getiriliyor. Buna karşılık kamuda istihdamı azaltma politikası ve tasarruf tedbirlerinin bu beklentiyi sınırlayabileceği de vurgulanıyor.

 

2026 EKPSS kura başvuruları

EKPSS kapsamında kura usulüyle yerleştirmelere de değiniliyor. İlkokul, ortaokul ve özel eğitim mezunları için 28 Nisan–13 Mayıs tarihleri arasında başvuruların alınacağı, bu adayların sınava girmeden kuraya katılacağı belirtiliyor. Ancak bu süreçte lise mezunu olunması halinde kura hakkının sona erdiği ve sınava girme zorunluluğunun başladığı özellikle vurgulanıyor. Ayrıca ÖSYM sisteminde engel durumuna ilişkin veri bulunmayan adayların, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerinden belge alarak başvuru sürecini tamamlamaları gerektiği detaylı şekilde anlatılıyor.

 

LGS kapsamında sertifikalı okuyucu

Milli Eğitim Bakanlığı, LGS kapsamında sertifikalı okuyucu uygulamasına geçiyor. Özel eğitim öğrencilerine eşlik edecek okuyucu ve kodlayıcıların artık özel bir eğitimden geçirilerek sertifikalandırılması planlanıyor. Bu eğitimde betimleyici okuma, iletişim, etik ve güvenlik gibi başlıklar yer alırken; teorik ve pratik süreçlerden oluşan bir yapı uygulandığı bildiriliyor. Eğitimi tamamlayan öğretmenlerin ilk olarak bursluluk sınavında görev aldığı, ardından LGS’de görev almalarının beklendiği ifade ediliyor.

Bu uygulamanın olumlu bir adım olduğu belirtilirken, eğitim süresinin kısa olması ve içeriğin niteliği konusunda soru işaretleri dile getiriliyor. Ayrıca okuyuculuk görevinin diğer sınav görevleriyle aynı ücretlendirilmesinin motivasyon sorununa yol açabileceği, bu nedenle teşvik edici düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulanıyor. Nihai hedef olarak ise insan faktöründen bağımsız, tamamen dijital ve erişilebilir sınav sistemine geçilmesi gerektiği ifade ediliyor.

 

KDK’den ücretsiz servis kararı

Özel eğitim öğrencisi bir çocuk, ücretsiz servis hakkı olmasına rağmen evinin güzergah dışında kalması gerekçesiyle bu haktan yararlandırılmıyor. Ailenin başvurusu üzerine Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) devreye giriyor ve öğrenci servis hakkından faydalanmaya başlıyor. Bu durum, idarenin basit bir hakkı bile uygulamakta isteksiz davrandığını gösteren bir örnek olarak eleştiriliyor.

KDK ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi kurumların önemine dikkat çekilirken, bu mekanizmalara ulaşmanın dava sürecine göre daha kolay olduğu, bireylerin doğrudan başvuru yaparak hak arayabildiği vurgulanıyor. Ancak ideal olanın bu noktaya gelmeden, idarelerin hakları doğrudan tanıması olduğu özellikle belirtiliyor.

 

Engelliler karar alma süreçlerinde daha fazla olmalı

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Özel Raportörü Heba Hagris’in, engellilerin karar alma süreçlerinde üst düzeyde yer alması gerektiğine dair açıklamaları aktarılıyor. Engelli bireyler adına alınan kararların çoğu zaman yetersiz kaldığı ve bu nedenle doğrudan temsilin zorunlu olduğu vurgulanıyor.

Türkiye özelinde ise parlamentoda engelli bireylerin bulunmasına rağmen bunların çoğunun engelli hareketinden gelmediği, dolayısıyla hak temelli yaklaşım konusunda yetersiz kaldıkları eleştiriliyor. Yerel yönetimlerde ve bazı siyasi yapılarda daha olumlu örnekler olduğu ifade edilse de üst düzey temsiliyetin hâlâ sınırlı olduğu belirtiliyor.

Uluslararası örnek olarak Macaristan’da görme engelli bir bakanın göreve gelmesi dikkat çekici bir gelişme olarak sunuluyor. Bunun genellikle sosyal politikalar alanında gerçekleştiği, ancak ileride farklı bakanlıklarda da engelli temsiliyetinin artabileceği ifade ediliyor. Türkiye’de de liyakat sahibi engelli bireylerin karar mekanizmalarında yer alması gerektiği vurgulanıyor.

Programın sonunda engelliliğin siyaset üstü bir mesele olarak görülmesine karşı çıkılıyor ve aslında günlük yaşamın her alanının politik olduğu, dolayısıyla engelliliğin de doğrudan politik bir alan olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle engelli bireylerin tüm karar alma süreçlerinde aktif olarak yer alması gerektiği güçlü bir şekilde dile getiriliyor.

Paylaş: