|

Engellilerin Gündemi (80. bölüm)

 

Engellilerin Gündemi programının 80. bölümünde, Türkiye’de engellilik alanında son iki hafta içerisinde basında, sivil toplum kuruluşlarında ve sosyal medyada gündeme gelen gelişmeler değerlendirildi.

 

Engelli öğretmen ataması ne zaman yapılacak?

Programın ilk bölümünde uzun süredir gündeme getirilmeyen engelli öğretmen atamaları konusu ele alındı. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Anadolu Ajansına verdiği röportajda engelli öğretmen atamalarına ilişkin kısa bir açıklamada bulunduğu aktarıldı. Bakan Tekin’in engelli öğretmen atamalarının Akademi Giriş Sınavı (AGS) kapsamında yapılacak öğretmen alımlarından ayrı değerlendirileceğini belirttiği ifade edildi. Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla birlikte engelli öğretmen atamalarına ilişkin bir sayı belirlenmesi için çalışma yürütüldüğünü ve bu sayının yıl sonuna doğru açıklanacağını söylediği aktarıldı.

Bakanın açıklamasında atama yapılacak öğretmen sayısına, atamaların hangi tarihte gerçekleştirileceğine, istihdam biçimine veya adaylık süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgi vermediği belirtildi. Bununla birlikte uzun bir aradan sonra Millî Eğitim Bakanlığı düzeyinde engelli öğretmen atamaları hakkında açıklama yapılmasının önemli olduğu ifade edildi. Bakanın sözlerinin yıl sonuna doğru yeni bir atama duyurusu yapılabileceği yönünde beklenti oluşturduğu değerlendirildi.

Engelli kamu personeli atamalarının genel işleyişi hatırlatılarak kamu kurumlarının personel ihtiyaçlarını ilgili mercilere bildirdikleri, bu talepler doğrultusunda merkezi yerleştirme süreçlerinin oluşturulduğu anlatıldı. Engelli kamu personeli alımlarında kurumların kadro ihtiyaçlarının belirlenmesi ve yıl sonunda atama duyurularının yapılmasının uygulamada karşılaşılan yöntemlerden biri olduğu ifade edildi. Millî Eğitim Bakanlığının engelli öğretmen atamalarını Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yürütülen merkezi yerleştirmelerden ayrı gerçekleştirdiği, buna karşılık Bakanlığın memur veya yardımcı hizmetler gibi diğer kadrolarına yapılacak engelli personel alımlarının merkezi yerleştirme kapsamında bulunabildiği belirtildi. Bu çerçevede Millî Eğitim Bakanının farklı kamu kurumlarıyla birlikte atama sayısını belirlemek üzere çalışma yürütüldüğünü açıklamasının, engelli öğretmen atamalarının da yıl sonundaki engelli kamu personeli alımlarıyla yakın tarihlerde gerçekleştirilebileceğine işaret ettiği değerlendirildi. Ancak bunun kesinleşmiş bir atama takvimi olmadığı, mevcut açıklamalar üzerinden yapılan bir çıkarım olduğu vurgulandı.

2026 EKPSS sonuçlarının engelli kamu personeli alımlarında kullanılacak olması nedeniyle yıl sonunda yapılabilecek ilk tercih ve yerleştirme süreçleri de ele alındı. EKPSS puanlarının geçerlilik sürelerinin koşullara bağlı olarak iki ile dört yıl arasında değişebildiği hatırlatıldı.

Engelli öğretmen adaylarının merak ettikleri konuların yalnızca atama sayısı ve tarihiyle sınırlı olmadığı vurgulandı. Özellikle engelli öğretmenlerin kadrolu mu yoksa sözleşmeli mi atanacakları sorusu gündeme getirildi. Önceki yıl Öğretmenlik Mesleği Kanunu ve ilgili mevzuatta gerçekleştirilen değişikliklerin engelli öğretmenlerin istihdam biçimine ilişkin tartışmaları artırdığı belirtildi. İlgili düzenlemelerde EKPSS puan üstünlüğüne göre sözleşmeli öğretmen ataması yapılabilmesine yönelik hükümlerin bulunmasının, engelli öğretmen adaylarında yeni bir uygulamaya geçilip geçilmeyeceği yönünde soru işaretleri oluşturduğu ifade edildi. Bu nedenle engelli öğretmen atamalarında geçmişte uygulanan kadrolu istihdam modelinin devam edip etmeyeceğinin veya yeni atamaların sözleşmeli öğretmenlik kapsamında gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtildi. Bakanın açıklamasında bu konuda herhangi bir bilgi verilmediği, dolayısıyla engelli öğretmen adaylarının istihdam biçimi konusunda henüz kesin bir sonuca ulaşmalarının mümkün olmadığı ifade edildi.

Engelli öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisi süreçlerine dâhil edilip edilmeyecekleri de önemli bir soru olarak ele alındı. Öğretmen yetiştirme ve adaylık süreçlerinde Akademinin rolünün artması nedeniyle engelli öğretmen adaylarının bu uygulamadan nasıl etkileneceklerinin belirlenmesi gerektiği vurgulandı. Engelli öğretmen adaylarının Akademide eğitim almak zorunda bırakılıp bırakılmayacakları, adaylık süreçlerinin nasıl yürütüleceği ve bu süreçlerde hangi düzenlemelerin yapılacağı konusunda belirsizlik bulunduğu ifade edildi. Millî Eğitim Akademisinin bütün illerde bulunmamasının engelli öğretmen adayları açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu olduğu belirtildi. Engelli öğretmen adaylarının ikamet ettikleri illerden farklı illerdeki Akademi merkezlerine gitmek zorunda kalmaları durumunda erişilebilirlik sorunlarıyla karşılaşabilecekleri ifade edildi. Bu merkezlerin fiziksel erişilebilirliği, engelli bireylerin ulaşım ve barınma koşulları, eğitim materyallerine erişimleri ve farklı engel gruplarına yönelik makul düzenlemelerin nasıl sağlanacağı sorularının yanıtlanması gerektiği vurgulandı. Özellikle engelli öğretmen adaylarının bulundukları bölgelerde erişilebilir eğitim olanaklarına sahip olmamaları durumunda Akademi süreçlerine nasıl katılabileceklerinin açık biçimde belirlenmesi gerektiği belirtildi. Engelli bireylerin öğretmenlik mesleğine giriş süreçlerinde diğer adaylarla eşit koşullarda değerlendirilmesinin, eğitim ve adaylık aşamalarında erişilebilirlik düzenlemelerinin önceden planlanmasına bağlı olduğu ifade edildi. Bu nedenle engelli öğretmen atamalarına ilişkin yapılacak duyurunun yalnızca kontenjan sayısıyla sınırlı kalmaması, istihdam biçimi ve adaylık süreçleri konusundaki sorulara da yanıt vermesi gerektiği değerlendirildi. Kadrolu veya sözleşmeli atama yapılması, Akademi uygulamasının kapsamı, engelli öğretmen adaylarına sağlanacak makul düzenlemeler ve erişilebilirlik koşulları gibi konuların açıklığa kavuşturulmasının önemli olduğu belirtildi.

Programda engellilik ve eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının da bu süreçte aktif rol üstlenmeleri gerektiği ifade edildi. Özellikle engelli öğretmenlerin haklarını savunduğunu veya engelli öğretmen adaylarını hedef grubu olarak belirlediğini ifade eden kuruluşların Millî Eğitim Bakanlığının ilgili birimleriyle görüşerek bilgi edinmelerinin önemli olduğu vurgulandı. Bu kuruluşların elde ettikleri bilgileri kamuoyuyla paylaşmalarının belirsizliklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceği belirtildi.

 

Hadise engelli hayranını neden öptü?

Programın ikinci bölümünde sanatçı Hadise’nin 2 Eylül 2026 tarihinde Bursa Kültür Park Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştirdiği konserde engelli bir hayranıyla yaşadığı olay ele alındı. Basına yansıyan haberlere göre Hadise’nin konser sırasında ağlayan ve yürümekte güçlük çektiği belirtilen engelli bir hayranını fark ettiği, performansını kısa süreliğine durdurarak sahneden indiği ve hayranına sarıldığı aktarıldı. Sanatçının genç hayranıyla fotoğraf çektirdiği ve kendisinden öpücük isteyen hayranının talebini geri çevirmediği belirtildi. Olayın basında günler boyunca duygusal anlar olarak haberleştirildiği, sanatçının duyarlılığına, samimiyetine ve hayranıyla kurduğu ilişkiye vurgu yapıldığı ifade edildi. Haberlerde konser alanında bulunan çok sayıda kişinin bu anlara tanıklık ettiği ve duygusal bir atmosfer oluştuğu yönünde anlatımlar kullanıldığı belirtildi. Olayın görüntülerinin sosyal medyada ve haber sitelerinde geniş biçimde paylaşıldığı aktarıldı.

Hadise’nin engelli hayranıyla yaşadığı olaydan yola çıkılarak,  engelli bireylerin toplumsal cinsiyet ve cinsellik açısından nasıl algılandıkları sorusu üzerinden daha geniş bir tartışma yürütüldü. Özellikle engelliliğin cinsiyetsizleştirilmesi kavramı üzerinde duruldu. Programda engelli bireylerin toplum tarafından çoğu zaman cinsiyetlerinden ve cinsel kimliklerinden bağımsız kişiler olarak görülebildikleri belirtildi. Engelli bireylerin romantik ilişkiler kurabilecek, cinsel ihtiyaçları ve duyguları bulunabilecek, yetişkin bireyler olarak değerlendirilmek yerine bazen çocuklaştırıldıkları veya cinselliğin dışında konumlandırıldıkları ifade edildi. Bu bakış açısının engelli bireylere yönelik davranışları da etkileyebildiği vurgulandı. Hadise’nin engelli hayranının öpücük talebini kabul etmesi üzerinden, aynı talebin engelli olmayan bir genç erkek tarafından dile getirilmesi durumunda nasıl karşılanacağı sorusu gündeme getirildi. Engelli olmayan bir erkeğin benzer bir talepte bulunmasının sanatçı tarafından aynı şekilde karşılanıp karşılanmayacağı veya olayın basında aynı duygusal çerçeve içerisinde haberleştirilip haberleştirilmeyeceği sorgulandı. Bu karşılaştırmanın, engelli erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız ve zararsız kişiler olarak algılanabilmeleriyle ilişkili olduğu ifade edildi. Bazı kadınların engelli erkeklerle iletişim kurarken engelli olmayan erkeklerle kurdukları iletişimden daha farklı ve rahat davranabildikleri, bunun arkasında engelli erkeklerin cinsel veya romantik ihtiyaçları bulunmadığı yönündeki önyargıların yer alabileceği belirtildi.

Engelli erkeklerin cinsiyetsizleştirilmesinin yalnızca kadınların tutumlarıyla ilgili olmadığı, toplumun genelinde yaygın olan engellilik algısıyla ilişkili olduğu vurgulandı. Engelli kadınların da benzer biçimde cinsiyetleri ve yetişkin kimlikleri görmezden gelinerek değerlendirilebildikleri ifade edildi. Bununla birlikte engelli kadınların bazı durumlarda cinsel istismar riskiyle de karşı karşıya kalabildiklerine dikkat çekildi. Böylece engelliliğin toplumsal cinsiyet açısından görünmez hale getirilmesinin farklı engel gruplarında ve farklı cinsiyetlerde değişik sonuçlar doğurabileceği belirtildi.

Hadise’nin davranışının mutlaka kötü niyetli olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmadığı özellikle ifade edildi. Sanatçının hayranına içtenlikle yaklaşmış olabileceği, hatta olayın toplumsal cinsiyet ve engellilik açısından bu şekilde yorumlanabileceğinin kendisinin aklına gelmemiş olabileceği belirtildi. Ancak bireylerin davranışlarının niyetlerinden bağımsız olarak toplumsal anlamlar taşıyabileceği ifade edildi.

Programda Hadise’nin engelli hayranıyla yaşadığı olayın medyada sunuluş biçimine dikkat çekildi. Haberlerin ağırlıklı olarak sanatçının duyarlılığını ve hayranıyla yaşadığı duygusal anları öne çıkardığı, engelli bireyin ise bu duygusal anlatının merkezinde bir nesne haline getirildiği eleştirisi yapıldı. Engelli bireyin kendi kimliği, yaşamı veya deneyimlerinden çok sanatçının samimiyetini göstermek için kullanılan bir figür olarak sunulmasının sorunlu olabileceği ifade edildi. Bu yaklaşımın engelli bireylerin medyada nesneleştirilmesiyle bağlantılı olduğu belirtildi. Engelli bireylerin başarıları, hak talepleri, düşünceleri ve deneyimleri yerine çoğu zaman diğer insanların merhametini, duyarlılığını veya iyilikseverliğini görünür kılan haberlerde yer almalarının eleştirilmesi gerektiği vurgulandı. Hadise’nin konserinde yaşanan olayın da bu çerçevede değerlendirilebileceği ifade edildi.

 

Tekirdağ’da engelli genç kız için temsili düğün

Programın üçüncü bölümünde, Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde yaşayan 24 yaşındaki Esmanur Kılıç için düzenlenen sembolik düğün organizasyonu değerlendirildi. Basına yansıyan habere göre özel gereksinimli olarak tanımlanan Esmanur Kılıç’ın gelinlik giyme hayalinin gerçekleştirilmesi amacıyla evinin önünde sembolik bir düğün düzenlendiği aktarıldı. Etkinlikte Esmanur’un gelinlik giydiği, davul ve zurna eşliğinde düğün atmosferi oluşturulduğu ve kardeşi Sami Kılıç’ın sembolik olarak damat rolünü üstlendiği belirtildi.

Programda daha önce de engelli bireyler için düzenlenen temsili düğün organizasyonlarının gündeme getirildiği ve eleştirildiği hatırlatıldı. Ancak bu olayda engelli bireyin erkek kardeşinin sembolik damat rolünü üstlenmesinin daha önce karşılaşılan örneklerden farklı olduğu ifade edildi. Kardeşin damat rolünü üstlenmesinin dikkat çekici ve tartışmaya açık bir durum olduğu belirtildi. Sembolik düğünlerin hangi ihtiyaçtan hareketle düzenlendiği sorgulandı. Öncelikle engelli bireyin gerçekten gelinlik giyme veya düğün yapma isteğinin bulunup bulunmadığının anlaşılması gerektiği ifade edildi. Böyle bir isteğin kişinin kendi iradesinden mi kaynaklandığı, yoksa aile bireylerinin beklentileriyle mi şekillendiği sorusu gündeme getirildi. Ayrıca yerel sivil toplum kuruluşlarının, platformların veya çeşitli kurumların bu tür organizasyonları toplumsal duyarlılıklarını göstermek, kamuoyunda görünür olmak veya basında yer almak amacıyla düzenleyip düzenlemediklerinin de tartışılması gerektiği belirtildi. Engelli bireylerin kendi istekleri yerine başkalarının iyi niyetli olduğunu düşündükleri faaliyetlerin merkezine yerleştirilmesinin hak temelli açıdan sorunlu olabileceği ifade edildi.

Programda sembolik düğün organizasyonlarının istismar riski üzerinde özellikle duruldu. Bazı temsili düğünlerde damat rolünü üstlenen kişilerin engelli bireyle akrabalık ilişkisi bulunmadığı, mahalleden veya sivil toplum kuruluşlarından kişiler olabildikleri hatırlatıldı. Böyle durumlarda organizasyonun yalnızca eğlence amacıyla düzenlenmiş bir etkinlik olarak görülmemesi gerektiği ifade edildi. Temsili evliliklerde yer alan kişilerin daha sonra engelli bireyi kandırma, kendisini gerçek eşi olarak tanıtma veya duygusal bağ kurulduğu izlenimi yaratarak istismarda bulunma ihtimalinin dikkate alınması gerektiği savunuldu. Bu tür organizasyonların özellikle istismara karşı korunmaya ihtiyaç duyan kişiler bakımından riskler oluşturabileceği belirtildi. Bunun bütün sembolik düğünlerde mutlaka istismar yaşandığı anlamına gelmediği, ancak risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiği ifade edildi.

Engelli bireylerin farklı istismar biçimlerine maruz kalabildikleri ve bu tür olayların zaman zaman yerel basında veya gazetelerin adli haberlerinde gündeme geldiği hatırlatıldı. Dolayısıyla sembolik düğünlerin yalnızca katılımcıların eğlenmesi veya bir hayalin gerçekleştirilmesi açısından değerlendirilmemesi, uzun vadede ortaya çıkarabileceği risklerin de düşünülmesi gerektiği savunuldu.

Programda engelli bireyler için düzenlenen sembolik düğün organizasyonlarından vazgeçilmesi gerektiği savunuldu. Bu tür uygulamaların iyi niyetli olarak sunulmasının doğurabilecekleri istismar risklerini ortadan kaldırmadığı belirtildi. Engelli bireylerin kendi yaşamlarına ilişkin kararları verebilmelerinin, duygusal ve sosyal ilişkilerini bağımsız biçimde kurabilmelerinin ve istismardan korunmalarının esas alınması gerektiği vurgulandı.

 

İşitme engelli çizgi film karakteri: Gigi

Programın bir diğer haberinde, yönetmen ve senarist Suat Emu tarafından oluşturulan işitme engelli çizgi film karakteri Gigi ele alındı. Basına yansıyan haberde Gigi’nin işaret dili kullanarak iletişim kuran işitme engelli bir çizgi film karakteri olduğu belirtildi. Karakterin yer aldığı animasyon içeriklerinde işaret dili, seslendirme, altyazı ve sesli betimleme unsurlarının bir arada kullanıldığı aktarıldı. Bu içeriklerin işitme engelli, görme engelli ve engelli olmayan çocukların aynı hikâyeyi birlikte deneyimleyebilmelerini amaçladığı ifade edildi. Gigi karakterinin hikâye içerisinde işaret diliyle iletişim kurduğu, karakterin ifadelerinin seslendirme ve altyazı aracılığıyla da aktarıldığı belirtildi. Böylece farklı iletişim biçimlerini kullanan çocukların aynı animasyon içeriğine erişebilmelerinin hedeflendiği anlatıldı.

Haberde özellikle sesli betimleme yaklaşımı üzerinde durulduğu aktarıldı. Görme engelli çocukların hikâyeyi anlayabilmeleri için gerekli olan görsel ayrıntıların, ayrı bir sesli betimleme kanalı oluşturmak yerine karakterler arasındaki diyalogların doğal akışı içerisinde aktarılmasının amaçlandığı belirtildi. Böylece erişilebilirliğin sonradan içeriğe eklenen bir unsur olmaktan çıkarılarak hikâyenin doğrudan bir parçası haline getirildiği ifade edildi. Bu yaklaşımın geleneksel sesli betimleme yöntemlerinden farklı bir anlayış ortaya koyduğu belirtildi. Sesli betimlemenin genellikle görsel içerik tamamlandıktan sonra görme engelli bireylerin erişimini sağlamak amacıyla eklenen bir hizmet olduğu hatırlatıldı. Gigi projesinde ise görsel ayrıntıların senaryo ve diyalogların doğal akışına dâhil edilmesinin hedeflendiği aktarıldı. Görsel ayrıntıların hikâyenin doğal akışı içerisinde aktarılmasının görme engelli çocukların içeriği anlamalarını gerçekten kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının incelenmesi gerektiği ifade edildi. Özellikle sesli betimlemenin ayrı bir anlatım yerine diyalogların içerisine yerleştirilmesi durumunda görme engelli çocukların sahneleri, karakter hareketlerini ve olayların gelişimini nasıl takip edebilecekleri sorgulandı.

Geçmişte yaygın olan radyo tiyatroları bu konuya örnek gösterildi. Radyo tiyatrolarında görsel unsurların sesler, anlatım ve karakterler arasındaki konuşmalar aracılığıyla dinleyiciye aktarıldığı hatırlatıldı. Bu içeriklerin hem görme engelli hem de gören bireyler tarafından dinlenebildiği, ancak tamamen işitsel bir anlatım üzerine kurulduğu belirtildi. Gigi projesinin ise görsel bir çizgi film içerisinde benzer bir anlatım yaklaşımını nasıl uyguladığının merak edildiği ifade edildi.

Gigi karakterinin işitme engelli çocuklar açısından sunduğu yaklaşım olumlu değerlendirildi. İşaret dili kullanan bir çizgi film karakterinin hikâyenin merkezinde yer almasının işitme engelli çocukların temsil edilmesi bakımından önemli olduğu belirtildi. Karakterin işaret diliyle iletişim kurması, ifadelerinin seslendirilmesi ve altyazıyla desteklenmesi sayesinde işitme engelli ve işiten çocukların aynı içeriği birlikte izleyebilmelerinin değerli olduğu vurgulandı. Bu yaklaşımın çocukların erken yaşlardan itibaren işaret dili ve farklı iletişim biçimleriyle tanışmalarına katkı sağlayabileceği ifade edildi. İşitme engelliliğin ve işaret dilinin çocuklara yönelik kültür ve sanat içeriklerinde doğal biçimde yer almasının toplumsal farkındalığı artırabileceği belirtildi. Ancak görme engelli çocuklara yönelik erişilebilirlik iddiasının ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Sesli betimlemenin hikâyeye doğal biçimde dâhil edilmesinin olumlu bir yenilik olabileceği, ancak bunun gerçekten işlevsel bir çözüm olup olmadığının kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmesi gerektiği ifade edildi.

 

İzmir’de erişilebilir kent yürüyüşü

Programın son haberinde İzmir’de Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında gerçekleştirilen erişilebilir kent yürüyüşü ele alındı. Etkinliğin kentte yaşayan farklı grupların güvenli, erişilebilir ve eşit ulaşım hakkına dikkat çekmek amacıyla düzenlendiği aktarıldı. Yürüyüşün ardından konuya ilişkin bir panel gerçekleştirildiği belirtildi.

Organizasyonda Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi, Bisikletli Ulaşımı Geliştirme Derneği, Yaya Derneği ve Eşpedal Derneğinin yer aldığı ifade edildi. Engelli bireyler ve bisiklet kullanıcılarının kent sokaklarında birlikte yürüyerek güvenli ve erişilebilir ulaşımın önemine dikkat çektikleri anlatıldı. Etkinlik sırasında farklı grupların kentte hareket ederken karşılaştıkları sorunları ve deneyimlerini birbirleriyle paylaştıkları belirtildi. Bu etkinlik, farklı hak alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının ortak mücadele yürütmesi açısından olumlu bir örnek olarak değerlendirildi. Özellikle organizasyonda engelli bireylerin ve engellilik alanındaki sivil toplum kuruluşlarının doğrudan yer almasının önemli olduğu vurgulandı. Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesinin etkinliğin bileşenlerinden biri olması, engelli bireylerin kendi erişilebilirlik taleplerini doğrudan dile getirebilmeleri açısından değerli bulundu. Eşpedal Derneğinin etkinlikte yer alması da ayrıca değerlendirildi. Derneğin tandem bisiklet faaliyetleriyle tanındığı ve farklı illerde temsilcilikleri veya çalışma grupları bulunduğu belirtildi. Eşpedal Derneğinin merkezinin İzmir’de bulunmasının organizasyona katkı sunmuş olabileceği ifade edildi.

Etkinliğin yalnızca engellilik alanındaki kuruluşlar tarafından düzenlenmemiş olması önemli görüldü. Bisikletli ulaşım ve yaya hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının da erişilebilirlik talebi etrafında bir araya gelmeleri, farklı toplumsal grupların ortak sorunlar karşısında dayanışma geliştirmelerinin örneği olarak değerlendirildi.

erişilebilirlik konusunun engellilerin yanı sıra yaşlılar, hamileler, geçici yaralanmalar nedeniyle hareket etmekte güçlük yaşayan kişiler, çocuklar, gençler ve kenti yeterince tanımayan kişiler açısından da önemli kolaylıklar sağladığı belirtildi. Bu nedenle erişilebilir kent talebinin yalnızca engelli bireylerin özel bir isteği olarak görülmemesi gerektiği ifade edildi. Kentte yaşayan herkesin güvenli, bağımsız ve eşit biçimde hareket edebilmesinin ortak bir hak olduğu vurgulandı. Kaldırımların, yaya geçitlerinin, toplu ulaşım araçlarının, bisiklet yollarının ve diğer kamusal alanların erişilebilir biçimde düzenlenmesinin bütün kent sakinlerinin yaşam kalitesini artırabileceği belirtildi. Bu bağlamda etkinliğe katılan farklı sivil toplum kuruluşlarının ortak bir kent hakkı talebi etrafında birleşmeleri olumlu değerlendirildi. Programda farklı alanlarda çalışan kuruluşların yalnızca kendi üyelerinin sorunlarına odaklanmak yerine ortak kamusal alanların iyileştirilmesi için birlikte hareket etmelerinin önemli olduğu ifade edildi.

Paylaş: