|

Engellilerin Gündemi (79. bölüm)

 

Engellilerin Gündemi programının 79. bölümünde, son iki hafta içerisinde basında, sivil toplumda ve sosyal medyada gündeme gelen haberler değerlendirilerek engelli bireylerin istihdam, emeklilik, sağlık hizmetleri, dijital kamu hizmetlerine erişim, fiziksel çevrenin erişilebilirliği, ayrımcılıkla mücadele ve spor alanlarında yaşadıkları deneyimler tartışıldı.

 

Samsun’da emekli olamayan engelli vatandaşın talepleri

Programın ilk bölümünde Samsun’un Çarşamba ilçesinde yaşayan Ercan İnan’ın engelli emekliliği konusunda karşılaştığı sorun gündeme getirildi. Ağır bir trafik kazası geçiren, bu kaza sonucunda kafa travması yaşayan, beyin ameliyatı olan ve sonrasında epilepsi tanısı konulan Ercan İnan hakkında 12 Eylül 2024 tarihli sağlık kurulu raporu düzenlendiği belirtildi. Altı farklı tıbbi branşta gerçekleştirilen değerlendirmeler sonucunda İnan’ın engellilik oranının yüzde 75 olarak belirlendiği aktarıldı. Ancak İnan’ın yüksek engellilik oranı nedeniyle işverenler tarafından istihdam edilmekte güçlük yaşadığı, buna karşılık Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aranan emeklilik koşullarını da tam olarak karşılayamadığı gerekçesiyle emekli olamadığı ifade edildi. Böylece çalışmakta güçlük yaşayan ancak emeklilik hakkından da yararlanamayan bir vatandaşın karşı karşıya kaldığı durum değerlendirildi.

Programda, önceki yıl gerçekleştirilen yasal düzenlemeyle emeklilik değerlendirmelerinde sağlık kurulu raporlarında belirtilen engellilik oranı yerine çalışma gücü kaybı oranının belirleyici hale getirildiği anlatıldı. Bu kapsamda yalnızca engelli sağlık kurulu raporuna sahip olmanın emeklilik hakkından yararlanmak için yeterli olmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde oluşturulan kurullar tarafından ayrıca çalışma gücü kaybının değerlendirildiği belirtildi. Sağlık kurulu raporunda yüksek oranda engelli olduğu belirlenen bir bireyin çalışma gücü kaybı değerlendirmesi sonucunda emeklilik koşullarını karşılamadığına karar verilebildiği ifade edildi. Bu durumun engelli bireylerin yaşamlarında önemli belirsizliklere yol açabildiği vurgulandı.

Ercan İnan’ın yaşadığı olay üzerinden, engellilik oranı ile çalışma gücü kaybı değerlendirmeleri arasındaki farklılığın oluşturduğu sorunlara dikkat çekildi. Ağır bir trafik kazası geçirmiş, beyin ameliyatı olmuş ve epilepsi tanısıyla yaşamını sürdürmeye çalışan bir kişinin yalnızca fiziksel durumunun değil, yaşadığı kazanın psikolojik ve toplumsal etkilerinin de dikkate alınması gerektiği ifade edildi. İşverenler tarafından istihdam edilmekte güçlük yaşayan ancak emekli de olamayan kişilerin yaşamlarını nasıl sürdürecekleri sorusunun önemli bir sosyal politika sorunu olduğu belirtildi. Bu durumdaki vatandaşların hem çalışma yaşamına katılım hem de sosyal güvenlik hakkı açısından belirsizlik içinde bırakılmasının kabul edilebilir olmadığı yönünde değerlendirmelerde bulunuldu.

Engelli emekliliğine ilişkin yasal düzenleme konusunda Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açıldığı ve bir imza kampanyası başlatıldığı aktarıldı. Düzenlemeden olumsuz etkilendiklerini belirten kişilerin bazı Birleşmiş Milletler mekanizmalarıyla da iletişim kurdukları ve haklarını aramak amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde girişimlerde bulundukları ifade edildi. Bu çalışmaların yoğun bir hak savunuculuğu ve lobi faaliyeti niteliği taşıdığı belirtildi. Yürütülen girişimlerin yeni bir yasal düzenlemeyle mi sonuçlanacağı, mevcut koşullarda değişiklik yapılıp yapılmayacağı veya mağduriyet yaşayan kişiler için ara çözümler geliştirilip geliştirilmeyeceğinin henüz bilinmediği ifade edildi.

 

2019 öncesi engelli sağlık kurulu raporları E-Devlet üzerinde görüntülenebilecek

2019 yılından önce düzenlenen süresiz engelli sağlık kurulu raporlarının e-Devlet sistemi üzerinden görüntülenebilmesine yönelik yeni uygulama değerlendirildi. Önceki yıllarda 2019 sonrasında düzenlenen engelli sağlık kurulu raporlarının dijital ortamda görüntülenebildiği, doğrulanabilir karekodlar aracılığıyla kullanılabildiği ve bazı kamu hizmetlerinden yararlanırken doğrudan sistem üzerinden kontrol edilebildiği hatırlatıldı. Buna karşılık 2019 yılından önce düzenlenen süresiz raporların aynı dijital olanaklardan yararlanamadığı belirtildi. Bu durumun eski tarihli raporlara sahip engelli bireyler açısından önemli sorunlara yol açtığı ifade edildi.

Sağlık Bakanlığının yeni uygulamasıyla 2019 öncesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporlarının da e-Devlet ortamına aktarılmaya başlandığı aktarıldı. Ancak bu raporların sisteme aktarılma biçiminin 2019 sonrası raporlardan farklı olduğu belirtildi. Kullanıcılardan ve internet ortamındaki paylaşımlardan edinilen bilgilere göre eski raporların dijital ortamda oluşturulmuş, metin tabanlı ve makine tarafından okunabilir belgeler şeklinde değil, fiziksel raporların fotoğraflarının çekilmesiyle oluşturulan görüntüler biçiminde sisteme yüklendiği ifade edildi. Bu nedenle raporların e-Devlet üzerinden görüntülenebilmesinin önemli bir gelişme olmakla birlikte tam anlamıyla dijital belgeye dönüştürülmeleri anlamına gelmediği vurgulandı.

Eski tarihli raporların fotoğraf biçiminde sisteme aktarılmasının beraberinde yeni sorular ortaya çıkardığı belirtildi. Bu belgelerin doğrulanabildiğine ilişkin bilgiler bulunduğu, ancak diğer kurumların veri tabanlarıyla nasıl ilişkilendirileceğinin henüz açıklığa kavuşmadığı ifade edildi. Özellikle Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi uygulamaları üzerinden bu soruna dikkat çekildi. ÖSYM’nin bazı işlemlerinde 2019 yılı sonrasında düzenlenen engelli sağlık kurulu raporlarını dijital sistem üzerinden kabul ettiği, buna karşılık 2019 öncesinde düzenlenmiş süresiz raporları bulunan kişilerden her işlemde yeniden belge sunmalarını isteyebildiği belirtildi. Yeni uygulamanın bu tür işlemlerde nasıl kullanılacağı ve eski tarihli rapor sahiplerine 2019 sonrası rapor sahipleriyle aynı kolaylıkları sağlayıp sağlamayacağı sorgulandı.

Engelli sağlık kurulu raporlarının yalnızca kamu hizmetlerinde değil, özel sektör tarafından sunulan çeşitli hizmetlerde de kullanıldığı hatırlatıldı. Bazı sesli kitap hizmetlerinin, dijital platformların ve farklı hizmet sağlayıcıların engelli bireylere ücretsiz veya indirimli kullanım olanakları sunduğu belirtildi. Bu hizmetlere erişim sırasında sağlık kurulu raporlarının doğrulanmasının önemli olduğu ifade edildi. Dolayısıyla 2019 öncesinde düzenlenmiş raporların yalnızca e-Devlet ekranında görüntülenebilir hale getirilmesinin yeterli olmayabileceği, ilgili kamu kurumları ve özel hizmet sağlayıcıların sistemleriyle de doğrulama bağlantısının kurulması gerektiği vurgulandı.

Süresiz engelli sağlık kurulu raporlarının hukuki ve pratik önemine ayrıca değinildi. Süresiz raporun, geçerliliği belirli bir tarihle sınırlandırılmamış bir belge olduğu hatırlatılarak yalnızca dijital sistemlere aktarılamadığı gerekçesiyle kişilerin yeniden sağlık kurulu raporu almak zorunda bırakılmamaları gerektiği savunuldu. Yeni bir rapor alma sürecinin engelli bireyler açısından zaman, emek ve başka güçlükler doğurabileceği, ayrıca önceki raporla kazanılmış bazı hakların kaybedilmesi endişesine yol açabileceği belirtildi. Bu nedenle birçok engelli bireyin yeni rapor başvurusu yapmak istemediği ifade edildi.

Sağlık Bakanlığının başlattığı uygulama, eski raporlarla ilgili sorunların çözümüne yönelik bir ara adım olarak değerlendirildi. İlk aşamada raporların e-Devlet üzerinden görüntülenebilir ve doğrulanabilir hale getirilmesinin olumlu olduğu, ancak sürecin bu aşamayla sınırlı kalmaması gerektiği belirtildi. Asıl hedefin, 2019 yılından önce düzenlenmiş süresiz engelli sağlık kurulu raporlarına sahip kişilerin, 2019 sonrasında düzenlenen dijital raporların geçerli olduğu bütün hizmetlerden eşit biçimde yararlanabilmeleri olması gerektiği vurgulandı. Bunun sağlanabilmesi için kurumlar arası veri paylaşımı ve doğrulama sistemlerinin de geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi.

 

Sinop’ta Kaymakam bedensel engelli vatandaşın talebini yerine getirdi

Programın üçüncü bölümünde Sinop’un Saraydüzü ilçesinde yaşayan ve akülü tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaşın ulaşım sorununa yönelik gerçekleştirilen yerel uygulama ele alındı. Saraydüzü Kaymakamı Birkan Göktaş’ın gerçekleştirdiği köy ziyareti sırasında karşılaştığı engelli bir vatandaşın, evine ulaşan yolun taşlık olması nedeniyle akülü tekerlekli sandalyesiyle hareket etmekte zorlandığını anlattığı belirtildi. Vatandaşın talebini dinleyen Kaymakam Göktaş’ın talimatıyla İlçe Özel İdaresi ekiplerinin bölgeye yönlendirildiği ve evin kapısına kadar uzanan taşlık yolun düzenlenerek kaplandığı aktarıldı. Böylece engelli vatandaşın evine daha güvenli ve kolay biçimde ulaşabilmesinin sağlandığı ifade edildi.

Haber, kamu yöneticilerinin vatandaşlarla doğrudan iletişim kurmasının önemi açısından değerlendirildi. Kaymakam Birkan Göktaş’ın ilçeye yeni atandığının anlaşıldığı ve köy ziyaretleri sırasında vatandaşlarla bir araya geldiği belirtildi. Günümüzde bazı kamu yöneticilerinin vatandaşlarla doğrudan temas kurmak yerine araya farklı bürokratik kademeler koyabildiği ifade edilerek kaymakamın köy ziyaretinde karşılaştığı kişinin talebini dinlemesinin ve çözüm üretmesinin olumlu bir yaklaşım olduğu vurgulandı. Bununla birlikte olayın yalnızca olumlu bir yerel yönetim uygulaması olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtildi. Engelli vatandaşın yolun düzenlenmesine ilişkin talebini daha önce ilgili kurumlara iletip iletmediğinin bilinmediği ifade edildi. Vatandaşın daha önce başvuru yapmış olmasına rağmen sonuç alamaması durumunda bunun kamu hizmetlerinin işleyişi açısından ayrı bir sorun oluşturacağı, talebin ilk kez kaymakama iletilmesi durumunda ise kaymakamın hızlı çözüm üretmesinin olumlu bir örnek olarak değerlendirilebileceği belirtildi.

Sinop’taki uygulamanın temelinde fiziksel çevrenin erişilebilirliğiyle ilgili bir talep bulunduğu ifade edildi. Akülü tekerlekli sandalye kullanan bir kişinin kendi evine, köy içindeki yollara ve çevresindeki alanlara güvenli biçimde erişebilmesinin temel bir ihtiyaç ve hak olduğu belirtildi. Taşlık yolun düzenlenmesiyle vatandaşın günlük yaşamının kolaylaştırılmasının önemli olduğu, ancak bu tür sorunların çözümünün kaymakam, belediye başkanı veya başka bir üst düzey kamu yöneticisinin kişisel müdahalesine bağlı olmaması gerektiği savunuldu. Ülkenin bütün bölgelerinde erişilebilirlikle ilgili taleplerin olağan idari işleyiş içinde değerlendirilmesi ve çözüme kavuşturulması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda Kaymakam Birkan Göktaş’ın girişimi olumlu bir örnek olarak değerlendirilirken daha geniş bir kamu yönetimi anlayışına ihtiyaç duyulduğu ifade edildi. Engelli bireylerin yaşam çevrelerinin erişilebilir hale getirilmesi için özel bir ilgi veya üst düzey müdahale beklemek zorunda kalmamaları, erişilebilirlik sorunlarının kamu kurumlarının temel sorumlulukları çerçevesinde çözülmesi gerektiği belirtildi.

 

Isparta’da engelli kardeşlerin bahçesine salıncak kuruldu

Isparta’da üç engelli kardeş için apartman bahçesine salıncak kurulmasına ilişkin haber değerlendirildi. Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in girişimiyle, Zafer Mahallesi’nde yaşayan Zeliha ve Mehmet Nezir Uğur çiftinin yedi çocuğundan engelli olan üçü için apartman bahçesinde düzenleme gerçekleştirildiği aktarıldı. Haberde, 21 yaşındaki Betül, 12 yaşındaki Zeynep ve 7 yaşındaki Mustafa’nın zaman zaman mahalledeki çocuk parkına gitmek istedikleri, ancak ailenin bu süreçte çeşitli güçlükler yaşadığı belirtildi. Üç kardeşin parkta en çok salıncağa binmekten hoşlandıkları ifade edildi. Ailenin talebi üzerine Isparta Belediyesinin çocukların yaşadıkları apartmanın bahçesine salıncak yerleştirdiği, zemin katta oturan çocukların salıncağa daha kolay ulaşabilmeleri için toprak yolun kilit parke taşlarıyla kaplandığı ve bahçeye piknik masası konulduğu aktarıldı. Böylece çocukların yaşadıkları binanın bahçesinde salıncağa binebilecekleri bir alan oluşturulduğu belirtildi. Ailenin gerçekleştirilen düzenlemeden memnun olduğu ve belediye başkanına teşekkür ettiği ifade edildi.

Haberin değerlendirilmesinde, belediyenin ailenin talebini yerine getirmesinin olumlu görünmesine rağmen uygulamanın toplumsal katılım açısından tartışılması gerektiği vurgulandı. Üç engelli kardeşin mahalledeki çocuk parkına ulaşmakta veya parkı kullanmakta güçlük yaşamasının temel sorunu oluşturduğu, bu nedenle asıl çözümün herkesin kullanabileceği erişilebilir çocuk parklarının oluşturulması olması gerektiği belirtildi. Apartman bahçesine salıncak kurulmasının çocukların belirli bir ihtiyacını karşılayabileceği, ancak kamusal yaşam alanlarına katılımlarını güvence altına almadığı ifade edildi. Engelli bireylerin kendi yaşam alanlarıyla sınırlı kalmalarına yol açabilecek uygulamaların toplumsal ayrışmayı güçlendirebileceği üzerinde duruldu. Bir ailenin talebi karşılanmış olsa bile bu durumun engelli bireylerin mahalledeki diğer çocuklarla birlikte oyun oynama ve kamusal alanlardan yararlanma hakkının yerine geçtiğinin düşünülemeyeceği belirtildi. Her bireyin farklı koşullara ve ihtiyaçlara sahip olabileceği, bazı özel durumlarda kişiye yönelik düzenlemelerin gerekli olabileceği kabul edildi. Ancak bu tür bireysel uygulamaların belediyelerin erişilebilir kamusal alan oluşturma sorumluluğunun yerine geçen temel çözümler haline getirilmemesi gerektiği savunuldu.

Isparta Belediyesinin yalnızca talepte bulunan ailelerin bahçelerine özel oyun alanları kurmakla mı yetineceği, yoksa mahalledeki ve kentteki mevcut parkların tamamını erişilebilir hale getirmek için çalışmalar yürütüp yürütmediği sorgulandı. Engelli bireylerin kent yaşamına diğer bireylerle eşit koşullarda katılabilmelerinin yerel yönetim politikalarının temel hedeflerinden biri olması gerektiği ifade edildi. Mevcut parkları erişilebilir hale getirmek yerine engelli bireyler için ayrı oyun alanları oluşturmanın ayrıştırıcı sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Programda bazı yerel yönetimlerin engelli bireyler için özel olarak tasarladıkları ve yalnızca engelli bireylerin kullanımına yönelik alanlar şeklinde sundukları parklar da eleştirildi. Bu tür uygulamaların kimi zaman kapsayıcılık yerine ayrışmayı güçlendirebildiği ifade edildi. Engelli bireyler için ayrı parklar oluşturulmasının, mevcut parkların herkes tarafından kullanılabilir hale getirilmesinden farklı bir yaklaşımı temsil ettiği belirtildi. Toplumun farklı kesimlerinin ortak alanlarda bir araya gelmesini sağlayan düzenlemelerin esas alınması gerektiği savunuldu.

Ailenin açıklamalarında çocuklarıyla birlikte parka gitmenin zor olduğuna ve çevredeki kişilerin rahatsızlık duyabildiğine ilişkin ifadeler bulunduğu aktarıldı. Bu durumun, ailenin kamusal alanlardan yararlanma konusundaki beklentilerini azaltmış olabileceği değerlendirildi. Ailenin daha kapsayıcı çözümler talep etmek yerine kendi bahçelerinde bir oyun alanı oluşturulmasını istemesinin arkasında toplumsal tutumlar ve yaşadıkları güçlüklerin bulunabileceği ifade edildi.

Isparta’daki haber üzerinden engellilik alanında kullanılan dil de tartışmaya açıldı. Özellikle “özel gereksinimli birey” ifadesinin kullanımına eleştiri getirildi. Engelli bireylerin ihtiyaçlarının sürekli özel olarak tanımlanmasının, toplumda bu bireylerin diğer insanlardan ayrı alanlarda yaşaması ve hizmet alması gerektiği düşüncesini güçlendirebileceği savunuldu. Bu söylemin zamanla “özel gereksinimli bireyler için park” gibi ayrıştırıcı uygulamalara zemin hazırlayabileceği ifade edildi. Programda “özel gereksinimli” ifadesinin son yıllarda yaygınlaşan ayrımcı nitelikteki kavramlardan biri olduğu yönündeki görüş dile getirildi ve bu ifadenin kullanımından vazgeçilmesi gerektiği savunuldu.

 

Aksaray’da görme engelli akademisyen noterde ayrımcılığa uğradı

Aksaray’da görme engelli akademisyen Dr. Önder İşlek’in bir noterlikte karşılaştığı ayrımcılık ve bu olayla ilgili Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından verilen karar ele alındı. Dr. Önder İşlek’in önceki yıl Aksaray 7. Noterliğine vekâletname düzenletmek amacıyla başvurduğu, ancak görme engelli olması nedeniyle kendisinden iki tanık getirmesinin istendiği aktarıldı. İşlek’in bütün itirazlarına rağmen iki tanık olmaksızın noterlik işleminin gerçekleştirilmeyeceğinin kendisine bildirildiği belirtildi. Görme engelli bir kişinin yalnızca engelliliği nedeniyle tanık bulundurmaya zorlanmasının ayrımcılık oluşturduğu ifade edildi. Dr. Önder İşlek’in kendisine uygulanan muameleyi kabul etmediği, olayı polise bildirdiği ve şikâyetçi olduğu anlatıldı. Ancak savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği aktarıldı. Bunun üzerine İşlek’in engellilik temelinde ayrımcılığa uğradığını belirterek Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvurduğu ifade edildi.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun yaptığı inceleme sonucunda 2026/773 sayılı kararı verdiği belirtildi. Kararda eski Aksaray 7. Noteri H.Ö.’nün engellilik temelinde ayrımcılık yaptığına hükmedildiği ve 200 bin Türk lirası tutarında idari para cezası uygulandığı aktarıldı. Bu kararın görme engelli bireylerin noterliklerde karşılaştıkları sorunlar bakımından önemli olduğu vurgulandı.

Dr. Önder İşlek’in akademik kimliğine de değinildi. İşlek’in Aksaray Üniversitesinde özel eğitim alanında yöneticilik yapmış bir akademisyen olduğu, bilimsel çalışmaları ve uluslararası deneyimi bulunan bir kişi olarak kendi hukuki işlemini gerçekleştirmek istediği belirtildi. Böyle bir kişinin yalnızca görme engelli olduğu gerekçesiyle bağımsız biçimde imza atamayacağının veya vekâletname düzenletemeyeceğinin ileri sürülmesinin ayrımcılığın ötesinde onur kırıcı bir tutum olduğu ifade edildi. Noterliklerin görme engelli bireyler açısından uzun süredir sorun yaşanan kurumlardan biri olduğu belirtildi. Görme engelli kişilerin noterlik işlemlerine giderken karşılaşabilecekleri muhtemel engeller nedeniyle endişe yaşayabildikleri anlatıldı. Bir noterlikte tanık istenip istenmeyeceği, işlemin gerçekleştirilmesinin engellenip engellenmeyeceği veya ilgili personele hangi mevzuat hükümlerinin gösterilmesi gerekeceği gibi soruların görme engelli bireyler açısından olağan hale geldiği ifade edildi. Haklarını kullanmak isteyen bireylerin mevzuat metinlerini yanlarında taşımak ve personele yasal düzenlemeleri açıklamak zorunda kalmalarının kabul edilebilir bir durum olmadığı vurgulandı.

Dr. Önder İşlek’in yaşadığı olayda hak arama sürecini sürdürmesinin önemine dikkat çekildi. İlk başvurusu sonucunda istediği hukuki sonuca ulaşamamasına rağmen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvurarak sürecin peşini bırakmamasının önemli bir hak savunuculuğu örneği oluşturduğu belirtildi. İşlek’in farklı ülkelerde bulunmuş ve uluslararası deneyim kazanmış bir kişi olarak hak arama yollarını bilmesinin bu süreçte etkili olduğu değerlendirildi.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi kurumların varlığının ve ayrımcılığa karşı kararlar verebilmesinin önemi üzerinde duruldu. Kurumun bu olayda verdiği kararın yalnızca Dr. Önder İşlek açısından bireysel bir kazanım olmadığı, benzer durumlarla karşılaşabilecek diğer görme engelli bireyler için de önemli bir dayanak oluşturduğu ifade edildi. Özellikle noterliklerde aynı gerekçeyle tanık bulundurmaya zorlanan görme engelli kişilerin bu karara başvurabilecekleri belirtildi. Kararın görme engelli bireylerin hak arama süreçlerinde önemli bir örnek oluşturduğu, ancak asıl hedefin benzer ayrımcılıkların hiç yaşanmaması olması gerektiği vurgulandı. Engelli bireylerin noterlik işlemlerini gerçekleştirirken ayrımcılıkla karşılaşmamaları ve haklarını kullanmak için ayrıca hukuki mücadele yürütmek zorunda kalmamaları gerektiği ifade edildi. Dr. Önder İşlek’in elde ettiği sonucun bütün görme engelli bireylerin ortak hak mücadelesine katkı sunduğu belirtildi. Kişisel girişim sonucunda ortaya çıkan bu kararın görme engelli topluluğunun ortak kazanımları arasında değerlendirilmesi gerektiği savunuldu.

 

Avrupa İşitme Engelliler Gençlik Oyunları’nda Türkiye

Programın son haberinde Avrupa İşitme Engelliler Gençlik Oyunları’nda Türkiye’yi temsil eden millî sporcuların kazandıkları madalyalar ele alındı. Türkiye’nin farklı branşlarda yarışan sporcularının toplam 33 madalyayla yurda döndükleri aktarıldı. Bu madalyaların 9’unun altın, 14’ünün gümüş ve 10’unun bronz olduğu belirtildi. Sporcuların atletizm, masa tenisi, badminton, tenis, oryantal ring ve yüzme branşlarında başarı gösterdikleri ifade edildi. Millî sporcuların Ankara Esenboğa Havalimanı’nda aileleri ve vatandaşlar tarafından Türk bayrakları ve alkışlarla karşılandıkları aktarıldı. Millî sporcuların uluslararası organizasyonda elde ettikleri başarının önemli olduğu ve takdir edilmesi gerektiği vurgulandı. Ancak engelli sporcuların başarılarının ulusal basında yeterince görünür olup olmadığı sorgulandı. Bu başarının televizyon kanallarının spor bültenlerinde ne ölçüde yer aldığı, yoksa büyük ölçüde internet haber siteleriyle mi sınırlı kaldığı sorusu gündeme getirildi. Engelli sporcuların kazandıkları uluslararası başarıların daha fazla kamuoyuna duyurulması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’de spor yayıncılığının büyük ölçüde futbol merkezli olmasına eleştiri getirildi. Özellikle bazı spor televizyonlarında gün boyunca futbolcuların performansları, transfer haberleri, kulüpler arasındaki tartışmalar ve benzeri konular üzerine uzun değerlendirmeler yapıldığı, buna karşılık farklı spor branşlarında elde edilen uluslararası başarıların yeterince ele alınmadığı belirtildi. Spor kanallarının yalnızca futbol yorumculuğuyla sınırlı kalmaması gerektiği, engelli sporcuların ve farklı spor dallarındaki millî başarıların da bu yayınların önemli bir parçası olması gerektiği savunuldu. Programda futbol merkezli yayıncılığın zaman zaman kahvehane sohbetlerini andıran tartışmalarla sürdürüldüğü ifade edildi. Futbol alanındaki başarısızlıklara saatlerce yayın süresi ayrılırken diğer branşlarda elde edilen başarılı sonuçlara çok sınırlı zaman ayrılmasının yayıncılık tercihleri açısından sorunlu olduğu belirtildi. Reyting kaygısının engelli sporcuların başarılarını görünmez hale getirmemesi gerektiği vurgulandı.

Engelli sporlarının görünürlüğünün artırılmasında yalnızca basın kuruluşlarının değil, ilgili spor federasyonlarının ve kamu kurumlarının da sorumlulukları bulunduğu ifade edildi. Federasyon yöneticilerinin sporcuların başarılarının kamuoyuna duyurulması ve medyada daha fazla yer bulması için çalışmalar yürütmeleri gerektiği belirtildi. Gençlik ve Spor Bakanlığının da bu alanda önemli görevler üstlendiği vurgulandı. Bazı engelli spor müsabakalarının TRT Spor Yıldız gibi kamu yayıncılığı kanallarında yayımlandığı hatırlatılarak özel televizyon kuruluşlarının da engelli sporlarına daha fazla yer vermesi gerektiği ifade edildi. Engelli sporcuların uluslararası başarılarının toplum tarafından daha fazla tanınmasının hem sporcuların emeklerinin görünür hale gelmesi hem de engelli bireylerin spor yaşamına katılımının desteklenmesi bakımından önemli olduğu belirtildi. Farklı engel gruplarından sporcuların başarılarının daha düzenli ve kapsamlı biçimde haberleştirilmesi gerektiği savunuldu.

Paylaş: