Engelli emeklilik düzenlemesi kimleri etkiliyor?
Bu programda, Türkiye’de engelli bireylerin emeklilik hakkına erişirken yaşadığı sorunlar ele alınıyor. Program konuğu Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği Başkanı Nazlı Pınar Tetik oluyor.
Neden engelli emekliliği ile ilgili anket oluşturuldu?
Nazlı Pınar Tetik, engelli emekliliğiyle ilgili mücadeleleri bir süredir çeşitli platformlardan takip ettiklerini anlatıyor. Kendi iş yaşamındaki deneyimlerinden hareketle, bir mağduriyet rakamlarla ortaya konulmadığında üst düzey yöneticiler ve karar vericiler tarafından sorunun büyüklüğünün yeterince anlaşılamadığını söylüyor. Bu nedenle daha önce yapılmayan neyi yapabileceklerini düşündüklerini ve engelli emekliliğinde yaşanan sorunları ölçmek amacıyla bir anket hazırlamaya karar verdiklerini belirtiyor.
Dernek olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine ve Sosyal Güvenlik Kurumuna çeşitli başvurular yaptıklarını ancak sorunun boyutunu ortaya koyacak yeterli bir resmî veriye ulaşamadıklarını anlatıyor. Bunun üzerine kendi verilerini oluşturmaya karar verdiklerini ve anket çalışmasının bu ihtiyaçtan doğduğunu ifade ediyor.
Kimler engelli emeklilik düzenlemesinden etkileniyor?
Emeklilik sorununun kimleri kapsadığı açıklanırken, temel olarak 2008 yılı öncesinde sigortalı olarak çalışmaya başlayan engelli bireylerden söz edildiği belirtiliyor. Bu kişilerin önemli bir bölümünün 2008 yılından bu yana yaklaşık 18 yıldır çalışma hayatında bulunduğu, dolayısıyla uzun süredir çalışan ve prim ödeyen kişiler olduğu vurgulanıyor. Bu çalışanların daha önce 506 sayılı Kanuna tabi olduğu ve bütün çalışma ve emeklilik hayatlarını bu kanuna göre planladıkları aktarılıyor. Engelli çalışanların sağlık kurulu raporları ile vergi indirimi belgelerine dayanarak belirli çalışma yılı ve prim şartlarını tamamladıklarında emekli olma haklarının bulunduğu ifade ediliyor.
Nazlı Pınar Tetik, bu sistemin uzun yıllardır uygulandığını ve çalışanların değişmeyeceğini düşündüğü bir hak olduğunu söylüyor. Ancak 15 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan kanunla vergi indirimi belgesine dayalı engelli emekliliğinin kaldırıldığını ve daha önce bu kapsamda bulunan çalışanların da 5510 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilmeye başlandığını anlatıyor. Bu değişikliğin engelli çalışanlarda büyük bir şaşkınlık ve şok yarattığını ifade ediyor.
Kanun ilk yayımlandığında nasıl uygulanacağının yeterince açık olmadığını belirten Tetik, kamuoyuna yansıyan bazı haberlerde yüzde 40 ve üzerinde engel oranı bulunanların değişiklikten etkilenmeyeceği veya daha önce emekli olan kişilerin haklarının korunacağı yönünde bilgiler bulunduğunu söylüyor. Bu nedenle ilk aşamada değişikliğin çok ağır sonuçlar doğurmayacağı düşünüldüğünü, ancak uygulama başladığında tahmin edilenden çok daha ağır bir tabloyla karşılaşıldığını aktarıyor.
Engelli memurların durumu
Programda düzenlemenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurları kapsayıp kapsamadığı da konuşuluyor. Nazlı Pınar Tetik, memurların durumunun farklı olduğunu, bu konuyu kendisinin de yeni araştırdığını belirtiyor. Memurların emeklilik işlemlerinde daha önce de çalışma gücü kaybının değerlendirildiğini, 2008 yılı Ekim ayından sonra göreve başlayan memurlar açısından ise 2021 yılı itibarıyla çalışma gücü kaybı listesine geçildiğini ifade ediyor. Buna karşılık 2008 yılı Ekim ayından önce sigortalı olan çalışanların, 5510 sayılı Kanuna geçiş sürecinde dahi eski haklarının değiştirilmediğini söylüyor.
Engellilerin emeklilik hayali yarım kaldı
Tetik, 2008 yılı öncesindeki sistemin zaten doğal olarak sona yaklaşmakta olduğuna dikkat çekiyor. En düşük oran olan yüzde 40 engel oranıyla emeklilik için 20 yıllık çalışma süresi gerektiğini ve 2008 yılında işe başlayan bir kişinin 2028 yılında bu süreyi tamamlayacağını anlatıyor. Dolayısıyla eski sisteme tabi kişilerin büyük bölümünün emekliliğine yalnızca birkaç yıl, hatta bazılarının emekliliğine birkaç ay kalmışken böyle bir değişiklik yapılmasının büyük bir mağduriyet doğurduğunu belirtiyor.
Uygulamada yaşanan sorunlara kendi hayatından örnek veren Nazlı Pınar Tetik, kendisinin daha önce emekli olduğunu ve bütün hayatını mevcut emeklilik sistemine göre değiştirdiğini anlatıyor. İmkânları iyi olan bir işte çalıştığını ancak emeklilik hakkına güvenerek işinden ayrıldığını ifade ediyor. Kendisi bir onkoloji hastası olduğu için ilk beş yıllık sürenin ardından hastalığın remisyona girmesi nedeniyle sağlık kurulu raporundaki engel oranının değişebileceğini bildiğini söylüyor. İşinden ayrılmadan önce bu durumu defalarca SGK yetkililerine sorduğunu ve oranı düştüğünde emekli aylığının kesilip kesilmeyeceği konusunda açıkça teyit aldığını belirtiyor.
Vergi indirimi sisteminde engel oranlarına göre farklı dereceler bulunduğunu, yüzde 80 ve üzeri, yüzde 60 ve üzeri ve yüzde 40 ile yüzde 60 arası şeklinde kademeler uygulandığını anlatıyor. SGK’dan aldığı bilgiye göre oranı değiştiğinde yalnızca vergi indirimi derecesinin değişeceği ancak emekli aylığında herhangi bir sorun yaşanmayacağı kendisine bildirilmiş. Bu güvenceye dayanarak işinden ayrıldığını söyleyen Tetik, daha sonra çıkan kanunun daha önce emekli olmuş kişileri dahi mağdur edebilecek ölçüde ağır sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor.
Yeni sistem ve eski sistem arasındaki fark
Tetik, yeni sistemde kullanılan çalışma gücü kaybı listesinin eski sağlık kurulu sisteminden çok farklı olduğunu belirtiyor. İlk aşamada yüzde 40 ve üzerindeki engel oranlarının, 2019 yılında yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelikteki hastalık ve engel oranlarına göre değerlendirileceğini düşündüklerini anlatıyor. Ancak yeni çalışma gücü kaybı listesiyle eski sağlık kurulu listesinin yan yana karşılaştırılması hâlinde aralarında çok büyük farklar bulunduğunun görüldüğünü söylüyor. Listenin yalnızca 2008 yılı öncesinde sigortalı olanlar için değil, bütün engelli çalışanlar açısından adil biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyor.
Engelliler yeni listeye göre emekli olamıyor
Yeni listede emeklilik hakkı elde etmenin ne kadar zorlaştırıldığı, farklı engel gruplarından örneklerle açıklanıyor. Ortopedik engelli bazı kişilerin bastonla çok zor yürüyebildiği hâlde çalışma gücü kaybı kapsamında değerlendirilmediği anlatılıyor. Bu kişilere çalışma gücü kaybı verilebilmesi için neredeyse tamamen yürüyememe veya yatağa bağımlı olma seviyesine gelmelerinin beklendiği belirtiliyor.
Görme engelli kişiler açısından da son derece ağır ölçütlerin uygulandığı ifade ediliyor. Örneğin bir gözünde 0,3, diğer gözünde 0,1 görme keskinliği bulunan bir kişinin günlük yaşamını sürdürürken çok ciddi zorluk yaşamasına rağmen çalışma gücü kaybı bulunmadığı yönünde karar verilebildiği anlatılıyor. Çalışma gücü kaybının kabul edilebilmesi için her iki gözdeki görme düzeyinin belirlenen çok düşük sınırların altında olması beklendiği belirtiliyor. Nazlı Pınar Tetik, belirli bir düzeyde görme kaybı açık biçimde bulunmasına rağmen bu kişiler hakkında “çalışma gücü kaybı yoktur” şeklinde karar verilmesinden özellikle rahatsız olduğunu söylüyor. Kayıp hafif, orta veya ağır düzeyde olabilir ancak gözle görülür bir işlev kaybı yaşayan kişiye hiçbir kaybı yokmuş gibi yaklaşılmasının doğru olmadığını ifade ediyor.
İşitme engelli bireyler açısından da benzer bir durum yaşandığı anlatılıyor. Çalışma gücü kaybının kabul edilmesi için kişinin her iki kulağında da işitme cihazına rağmen duyamaması gerektiği belirtiliyor. İşitme cihazı kullandığında işitme düzeyi belirli ölçüde düzelen kişilerin emeklilik hakkından yararlanamaması nedeniyle bazı engelli bireylerin “Cihaz kullanmamak daha mı mantıklı?” diye düşünmeye başladığı aktarılıyor. Yeni değerlendirmelerde iki kulağın, iki gözün, iki elin veya iki bacağın birden kullanılamaz hâlde olmasının beklendiği, tek taraflı veya kısmi kayıpların çoğu zaman dikkate alınmadığı ifade ediliyor.
Eski sistemde sağlık kurulu raporundaki engel oranı ve vergi indirimi belgesi esas alınırken, yeni sistemde sağlık raporunun SGK sağlık kurulları tarafından çalışma gücü kaybı açısından yeniden değerlendirildiği belirtiliyor. Kişi yine hastaneye giderek engel oranının yazılı olduğu sağlık kurulu raporunu alıyor ancak SGK bu rapordaki engel oranını doğrudan emeklilik hakkı olarak kabul etmiyor.
Dernek ekibinde bulunan bir kişinin kalp rahatsızlığı nedeniyle yüzde 70 engel oranına sahip olmasına rağmen SGK tarafından herhangi bir çalışma gücü kaybı bulunmadığına karar verildiği örneği veriliyor. Tek akciğeri bulunmayan ve iki kat merdiven çıkarken dahi ciddi biçimde zorlanan başka bir kişinin de SGK değerlendirmesinde çalışma gücü kaybı olmadığı kabul ediliyor.
Çalışma gücü kaybı daha geniş bir çerçevede değerlendirilmeli
Nazlı Pınar Tetik, çalışma gücünün yalnızca kişinin masa başında oturup klavyede bir tuşa basabilmesi üzerinden değerlendirilemeyeceğini söylüyor. Bir çalışanın işyerine ulaşabilmek için metrobüse, minibüse, otobüse veya başka bir ulaşım aracına binmesi, yürümesi, merdiven çıkması ve ciddi bir fiziksel efor harcaması gerektiğini hatırlatıyor. Engelli bireylerin işe ulaşırken yaşadığı zorlukların, kullandıkları ilaçların, hastalıkların yarattığı yorgunluğun ve çalışma hayatında karşılaştıkları diğer güçlüklerin de çalışma gücü kaybı değerlendirmesine dâhil edilmesi gerektiğini savunuyor.
Kanser hastalarının da yeni listede büyük ölçüde kapsam dışında kaldığını anlatıyor. Kanser hastalarında çalışma gücü kaybının kabul edilebilmesi için uzak metastaz bulunması ve hastalığın ameliyat edilemeyecek kadar ilerlemiş olması gibi çok ağır koşullar arandığını belirtiyor. Bunun, hastanın neredeyse yaşamının son dönemine yaklaşması kadar ağır bir hastalık tablosu beklendiği anlamına geldiğini söylüyor.
Engelliler neden erken emekli olmak istiyor?
Engelli emekliliğinin neden daha erken yaşta ve daha düşük çalışma süresiyle mümkün olduğuna da açıklık getiriliyor. Engelli bireylerin sağlıklı kişilere göre çalışma yaşamında daha fazla fiziksel ve sağlıkla ilgili zorluk yaşadığı, yaş ilerledikçe bu zorlukların ağırlaştığı ifade ediliyor. Bu nedenle çalışma süresinin ve emeklilik yaşının bir miktar geriye çekildiği belirtiliyor. Bu kişilerin hiç çalışmadan emekli olmak isteyen insanlar olmadığı, çoğunun 20 yıl boyunca çalıştığı ve 5 bin, 6 bin veya 7 bin gün prim ödediği vurgulanıyor. Engelli emekliliğinin malulen emeklilikten tamamen farklı olduğu ve iki sistemin birbirine karıştırılmaması gerektiği özellikle belirtiliyor.
Derneğin faaliyetleri
Engelli Emeklilik Dayanışma Derneğinin anketi çok kısa sürede hazırlamasının nedeni olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmek üzere olması gösteriliyor. Dernek yöneticileri, Meclis kapanmadan önce araştırma sonuçlarını hazırlayarak milletvekillerine ve ilgili komisyonlara ulaştırmak istiyor. Bu nedenle erişebildikleri mümkün olduğunca fazla kişiye ulaşarak anketi hazırlıyor ve elde edilen verileri raporlaştırıyor.
Derneğin sosyal medyada da kısa sürede önemli bir takipçi kitlesine ulaştığı anlatılıyor. Sosyal medya hesaplarının açılmasının üzerinden iki ay bile geçmeden toplam takipçi sayısının yaklaşık 5 bin 500 ile 6 bin arasına ulaştığı belirtiliyor. Dernek, her gün mağduriyet yaşayan bir kişinin hikâyesini anlatan videolar hazırlıyor. Videolarda gerçek kişilerin fotoğraflarını veya görüntülerini kullanmanın kişisel veriler ve özel hayat açısından uygun olmayacağı düşünüldüğü için yapay zekâ tarafından oluşturulan görseller kullanılıyor. Ancak videolarda anlatılan olayların ve kişisel hikâyelerin gerçek olduğu vurgulanıyor.
Bu videoların yüz binlerce kez izlendiği, yaklaşık bir buçuk aylık süre içinde toplam izlenme sayısının 2 milyonun üzerine çıktığı ifade ediliyor. Dernek yöneticileri, konunun temelinde bir mağduriyet bulunmasından dolayı sevinilecek bir durum olmadığını ancak sorunun geniş kitlelerin dikkatini çekmesinden ve görünür hâle gelmesinden memnun olduklarını söylüyor.
Anket bulguları ne söylüyor?
Anketin sonuçları, engelli emekliliğinin kamuoyunda sanıldığı kadar kolay elde edilen bir hak olmadığını ortaya koyuyor. Eski sistemde birden fazla hastalık ve engel durumunun Balthazard formülüyle birleştirilmesi nedeniyle bazı çevrelerde engelli bireylerin kolay biçimde emekli olduğu yönünde bir algı oluştuğu belirtiliyor. Dernek, araştırmayla bu algının gerçeği yansıtmadığını göstermeye çalışıyor.
Ankete katılanların önemli bölümünün 45 veya 50 yaşın üzerinde olduğu, katılımcıların yaklaşık yüzde 80’inin 40 yaşından büyük olduğu açıklanıyor. Bu kişilerin genç yaşta, çok kısa süre çalışarak emekli olmaya çalışan insanlar olmadığı vurgulanıyor. EYT düzenlemesiyle daha genç ve sağlıklı kişilerin emekli olabildiği hatırlatılarak, uzun yıllardır çalışan ve sağlık sorunları yaşayan engelli kişilere emeklilik hakkı verilmesinin haksızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiği savunuluyor.
Katılımcıların engel oranları incelendiğinde yaklaşık yüzde 56’sının yüzde 50’nin üzerinde engel oranına sahip olduğu belirtiliyor. Bu nedenle katılımcıların yalnızca yüzde 40 sınırını güçlükle karşılayarak emekli olmaya çalışan hafif vakalardan oluşmadığı, önemli bölümünün ciddi sağlık sorunları ve yüksek engel oranları bulunduğu ifade ediliyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu en ağır mağduriyetlerden biri, kanuni değişiklik yapılırken herhangi bir geçiş süreci tanınmaması oluyor. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 30’unun, kanun yürürlüğe girmeden önce eski sisteme göre emeklilik hakkını tamamen kazanmış olduğu açıklanıyor. Bu kişilerin vergi indirimi belgelerinin bulunduğu, gerekli çalışma yılı ve prim şartlarını tamamladığı ancak henüz SGK’ya emeklilik dilekçesi vermediği belirtiliyor. Kanunun bir anda değişmesi nedeniyle yalnızca dilekçesini vermemiş olan bu kişilerin kazanılmış haklarını kullanamadığı ve en ağır mağduriyet yaşayan grubun bunlar olduğu ifade ediliyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde 43’ünün ise eski sisteme göre emekliliğine bir yıldan az süre kaldığı belirtiliyor. Bir kişinin emekliliğine bir yıldan az zaman kaldığında bütün yaşamını buna göre planladığı anlatılıyor. Bazı kişilerin mallarını sattığı, memleketinden ev veya arazi aldığı, çocuklarının okul düzenini değiştirdiği ve emeklilik sonrası başka bir yere yerleşmek üzere hazırlık yaptığı ifade ediliyor. Bu kişilerin emeklilik hayatına geçmek üzereyken bir gecede değişen kanunla bütün planlarının bozulduğu vurgulanıyor.
Hakkını zaten kazanmış olan yüzde 30’luk kesim ile emekliliğine bir yıldan az kalan yüzde 43’lük kesim birlikte değerlendirildiğinde, ankete katılanların yaklaşık yüzde 72’sinin emeklilik hakkını tamamlamış veya tamamlamasına bir yıldan daha az süre kalmış kişilerden oluştuğu belirtiliyor. Dernek, bu verinin geçiş süreci tanınmamasının ne kadar büyük bir mağduriyet yarattığını açık biçimde gösterdiğini ifade ediyor.
Araştırmada, eski sağlık kurulu sistemine göre yüzde 40 veya daha yüksek engel oranı bulunan kişilerin yeni çalışma gücü kaybı listesine göre ne oranda reddedildiği de inceleniyor. Elde edilen sonuca göre başvuruların yüzde 97’sinin reddedildiği açıklanıyor. Başka bir ifadeyle SGK sağlık kuruluna başvuran 100 kişiden yalnızca yaklaşık üç kişinin emeklilik hakkı elde edebildiği belirtiliyor. Nazlı Pınar Tetik, eski ve yeni değerlendirme listeleri arasındaki farkın büyüklüğünü en açık biçimde bu oranın gösterdiğini söylüyor.
Kaç engelli emekli düzenlemesinden etkileniyor?
Bu düzenlemeden etkilenen toplam kişi sayısına ilişkin kesin bir resmî veri bulunmadığı ancak geçmiş yıllarda vergi indirimiyle emekli olanların sayısı ile hâlen emeklilik başvurusu yapmayı bekleyen veya şartlarını tamamlamak üzere olan kişilerin sayısı birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık 60 bin ile 70 bin kişinin bu sorunla karşı karşıya olduğunun tahmin edildiği anlatılıyor. Dernek yöneticilerinin Ankara’da TBMM Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile görüştüğü ve komisyondaki bilgilerin de yaklaşık olarak 60 bin ile 70 bin kişi arasındaki tahminle örtüştüğü ifade ediliyor.
Derneğin savunuculuk çalışmaları
Derneğin yürüttüğü görüşmeler ve savunuculuk faaliyetleri hakkında bilgi veren Nazlı Pınar Tetik, konuyu bir insan hakları meselesi olarak gördüğünü söylüyor. Bu nedenle siyasi görüş ayrımı yapmadan bütün partilerden ve farklı kesimlerden kişilerle görüşmeye çalıştığını belirtiyor. Sorunun doğru, anlaşılır ve verilerle desteklenen bir biçimde anlatılması hâlinde mutlaka bir çözüm bulunabileceğine inandığını ifade ediyor.
Görüşmelerden aldığı genel izlenimin olumsuz olmadığını ve yetkililerin konuya ılımlı yaklaştığını anlatıyor. Özellikle en büyük mağduriyetin herhangi bir kademeli geçiş düzenlemesi yapılmamasından kaynaklandığının artık karar vericiler tarafından fark edildiğini söylüyor. Konuyla ilgili bir mağduriyet bulunduğunun kabul edilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor. Ağır mağduriyet yaşayan kişilerin durumunun düzeltilmesi için bir çalışma yapılacağına inandığını ve Ankara’daki görüşmelerden bu yönde bir izlenim edindiğini belirtiyor.
2008 sonrası işe başlayanların durumu
Programda 2008 yılı sonrasında işe başlayan engelli çalışanların durumu da ele alınıyor. Emre Taşgın, mevcut çalışma gücü kaybı sistemi zaten 2008 yılı sonrası işe başlayanlar için uygulanırken, 2008 yılı öncesinde işe başlayanların da aynı sisteme alınmasının bir eşitleme olup olmadığını soruyor. Nazlı Pınar Tetik, eşitlemenin koşulları ağırlaştırmak yerine hakları iyileştirme yönünde yapılması gerektiğini söylüyor.
2008 yılı öncesinde işe başlayan kişilerin 18 veya 19 yıldır çalıştığını ve birçoğunun emekliliğine yalnızca bir yıl kaldığını hatırlatıyor. Bu kadar kısa süre kala şartların ağırlaştırılmasının adil olmadığını ifade ediyor. Bir eşitleme yapılacaksa, 2008 yılı sonrasında işe başlayan engelli çalışanların koşullarının 2008 öncesindeki daha elverişli sisteme yaklaştırılması gerektiğini savunuyor. Engelli bireyler açısından şartları zorlaştırmak yerine kolaylaştıran bir eşitlik anlayışının benimsenmesini istiyor.
2008 yılı öncesinde çalışanların sorunu çözüldüğü takdirde 2008 yılı sonrasında çalışmaya başlayanların da benzer taleplerde bulunabileceği ifade ediliyor. Nazlı Pınar Tetik, 2008 yılı sonrasında işe başlayan kişilerin bu yöndeki itirazlarının haklı olduğunu söylüyor.
Derneğin gruplarında 2008 yılı Ekim ayından sonra işe başlayan engelli çalışanların da bulunduğunu ve onlarla da görüşmeler yaptıklarını anlatıyor. TBMM Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ve danışmanlarıyla yaptığı görüşmelerde 2008 sonrası çalışanların sorunlarını da özellikle dile getirdiğini ifade ediyor.
Bazı çevrelerde yalnızca daha önce vergi indirimi belgesi almış kişilerin haklarının korunması, diğer kişilerin kapsam dışında bırakılması yönünde öneriler bulunduğunu belirtiyor. Ancak kendisinin bu yaklaşımı kabul etmediğini ve “Arkamızda hiç kimseyi bırakmadan bu konuyu çözeceğiz” düşüncesiyle hareket ettiğini söylüyor. Vergi indirimi belgesi bulunanlarla sınırlı bir çözümün yeterli olmayacağını, 2008 yılı Ekim ayından sonra işe başlayan engelli çalışanların da haklarının gözetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Mevcut çalışma gücü kaybı listesinin yalnızca 2008 öncesi sigortalılar açısından değil, 2008 sonrası çalışanlar açısından da hakkaniyetli olmadığını ifade ediyor. Listede insani çalışma koşullarıyla bağdaşmayan son derece ağır şartlar bulunduğunu yetkililere ayrıntılı biçimde anlattığını söylüyor. Yetkililerin de çalışma gücü kaybı listesi üzerinde aktif bir çalışma yürütüldüğünü kendilerine bildirdiğini aktarıyor.
