|

Engelli Hayvanların Yaşam Mücadelesi

 

Bu programda engelli ve bakıma muhtaç hayvanların yaşam hakkı, tedavi süreçleri, bakım ihtiyaçları ve toplumun bu alandaki sorumluluğu ele alındı. Programın konuğu, Engelli ve Muhtaç Hayvanları Yaşatma ve Koruma Derneği, kısa adıyla ENCANDER’in Başkanı Zühal Kadıoğlu oldu. Yayının başında, engelli hayvanların da var olduğu, onların da yaşamayı hak ettiği vurgulandı. Zühal Kadıoğlu’nun önce bireysel bir çabayla başlattığı bu serüveni zamanla dernek çatısı altına taşıdığı, engelli, felçli, kanserli, yaşlı, yaralı ve özel bakım gerektiren hayvanlar için bir yaşam ve bakım merkezi oluşturduğu anlatıldı.

 

Zühal Kadıoğlu hakkında

1970 yılında Bulgaristan’ın Varna kentinde doğduğunu, 1977 yılında Türkiye’ye geldiğini, ODTÜ’de iktisat ve ekonomi eğitimi aldığını, ardından yüksek lisans yaptığını anlattı. Meslek hayatında bankacılık, ithalat ve ihracat alanlarında çalıştığını, daha sonra kendi şirketini kurduğunu ve dış ticaretle ilgilendiğini belirtti. Hayvan sevgisinin hayatında her zaman var olduğunu, evinde hayvan besleyen bir kişi olduğunu, ancak yaklaşık 20 yıl önce sokaktaki hayvanların durumunun yavaş yavaş daha fazla dikkatini çekmeye başladığını ifade etti. Önceleri sokaktaki hayvanları beslemek ve iyileştirmek gibi bireysel adımlarla başlayan bu ilgi, yaklaşık 15 yıl önce ilk felçli hayvanıyla tanışmasıyla tamamen farklı bir yöne evrildi.

 

İlk felçli hayvanla babası yoğun bakımdayken tanıştı

Zühal Kadıoğlu’nun bu alandaki hikâyesinde “Melek” adlı felçli hayvanın özel bir yeri olduğu anlatıldı. Kadıoğlu, babasının yoğun bakımda entübe edildiği ve uyutulduğu bir dönemde, felçli olduğu için uyutulması düşünülen bir hayvanla karşılaştığını söyledi. “Uyutulma” kelimesinin hem babasının yoğun bakım süreciyle hem de bu hayvanın kaderiyle aynı anda karşısına çıkmasının kendisinde çok güçlü bir duygusal etki yarattığını belirtti. O hayvanı kurtarabilirse sanki babasının da yeniden hayata dönmesine katkı sağlayacakmış gibi hissettiğini anlattı. Bu duyguyla ilk felçli hayvanı Melek’i sahiplendi. Melek’in bir veteriner kliniğinde olmasına rağmen gerçek anlamda tedavi edilmediğini gördüklerini, bunun üzerine tedaviye başladıklarını, önce evde baktığını, sonra fakülteye götürdüklerini, ardından veterinerle birlikte 4 tonluk bir havuz kurarak Melek’in yeniden yürümesini sağladıklarını söyledi. Bu deneyim, Kadıoğlu’nun felçli ve ağır vakalı hayvanların çoğu zaman tedavi şansı verilmeden maliyet ya da masraf olarak görüldüğünü fark etmesine yol açtı. Özellikle 15 yıl önce hayvanlarda felç ve ağır vakaların bugünkü kadar ele alınmadığını, tedavi şansı verilmediğini ve bu nedenle kendisini bu alana yönlendirdiğini ifade etti.

 

Türkiye’nin ilk özel geçici bakımevi kuruluyor

Kadıoğlu, sağlık sektöründe ithalat ve ihracat yapan bir firma sahibi olduğu için meseleye yalnızca duygusal değil, aynı zamanda teknik bir açıdan da bakmaya çalıştığını belirtti. Felçli hayvanlarla ilgili çalışmalarına 2011 yılında başladığını, 2015 yılında bugün kullanılan yaşam alanını kiralayarak önce bireysel bir bakım merkezi oluşturduğunu anlattı. 2018 yılında bu çalışma dernekleşti ve 2019 yılında Türkiye’nin ilk özel geçici bakımevi statüsüne ulaştı. Kadıoğlu, Türkiye’de özel bakımevi kurmanın ne anlama geldiğini kendi çalışmalarıyla gösterdiklerini ifade etti. Merkezin temel amacının felçli, bakıma muhtaç, birebir ilgi gerektiren hayvanlara ev ortamına yakın bir sıcaklıkta, fakat hastane kalitesi ve bilgisiyle, veteriner hekimler, teknikerler ve bakıcılarla 7 gün 24 saat bakım sağlamak olduğunu vurguladı. Merkez yalnızca felçli hayvanlara değil, kanserli, bir uzvunu kaybetmiş, ağır hastalık geçirmiş ya da sürekli bakım gerektiren hayvanlara da hizmet veriyor. Burada hayvanlar korunuyor, kollanıyor, tedavi ediliyor ve onlara bir yuva sağlanmaya çalışılıyor. Kadıoğlu, son 6 yılda 200’den fazla hayvanı felçten kaldırdıklarını, çoğu ağır vakada ekibin birebir emeğiyle önemli başarılara imza attıklarını ve birçok kişinin takip ettiği mucize niteliğinde sonuçlar aldıklarını belirtti. Kendi çıkış noktasını da engelli insanların yaşamlarının nasıl zorlaştırıldığını ve değersizleştirildiğini görmesiyle, hayvanlarda da benzer bir yaklaşımın var olduğunu fark etmesi olarak açıkladı. Bu yüzden kendilerini engelli hayvanların yaşam kalitesini ve yaşam şansını artırmaya adadıklarını söyledi. Merkezin Eylül ayında 11. yılını kutlayacağı da ifade edildi.

 

Engelli hayvanlar bakımevinde yaşıyor

Merkezde hangi hayvanların bulunduğu sorulduğunda Kadıoğlu, ağırlıklı olarak kedi ve köpeklerin bulunduğunu, ancak geçmişte felçli ya da engelli tavşan, ördek, kaz, baykuş ve karga gibi farklı hayvanlara da kapılarını açtıklerini anlattı. Merkezin 5 dönümlük bir arazi üzerinde kurulu olduğunu, bunun yaklaşık 1,5 dönümünün kapalı alan olduğunu belirtti. Bu nedenle tek tırnaklı hayvanlar ya da büyükbaş hayvanlar gibi daha büyük türleri alamadıklarını söyledi. Buna rağmen bacağı olmayan, uçamayan, kanadı zarar görmüş ya da başka biçimlerde engelli hale gelmiş farklı türlere imkânlar ölçüsünde destek olmaya çalıştıklarını ifade etti. Ancak merkezdeki hayvan sayısının yüksekliği nedeniyle artık belli bir kapasitede kalmak zorunda olduklarını vurguladı. Çünkü amaçlarının yalnızca daha çok hayvan kurtarmak değil, mevcut hayvanların yaşam kalitesini korumak ve onlara uzun soluklu, nitelikli bir yaşam sunmak olduğunu belirtti.

Merkezdeki hayvan sayısına ilişkin olarak Kadıoğlu, yaklaşık 76 felçli hayvan bulunduğunu ve bunların büyük bölümünün köpek olduğunu anlattı. Bunun dışında üç bacaklı, kör, iki gözü olmayan, ön ya da arka ayağı bulunmayan 100’den fazla hayvanın bulunduğunu söyledi. FIP hastalığı geçiren ya da atlatan 26 hayvanın da merkezde olduğunu belirtti. Toplamda 420’ye yakın hayvanın dernek bünyesinde yaşadığı ifade edildi. Kadıoğlu, hayvanların bir bölümünün yaşlı olduğunu, 5-7 yaş üstü hayvanların bulunduğunu, hatta 12 yıldır felçli olarak yaşamını sürdüren hayvanlarının olduğunu anlattı. Bu uzun süreli bakımın ancak teknik bir ekip, veteriner hekim, cihazlar ve düzenli klinik kontrollerle mümkün olabildiğini söyledi. Veteriner kliniklerinin merkeze düzenli olarak geldiğini, hayvanlara birlikte baktıklarını ve bunun başarılarını güçlendirdiğini vurguladı.

 

Engelli hayvanlar merkeze nasıl geliyor?

Hayvanların merkeze nasıl geldiği konusunda Kadıoğlu, hayvansever camiasında doğal bir iletişim ağı bulunduğunu, ENCANDER’in özellikle felç, kanser ve nörolojik vakalardaki başarısı nedeniyle hem profesörler hem de hayvanseverler tarafından bilinen bir dernek haline geldiğini anlattı. Bu nedenle ağır bir vaka görüldüğünde insanlar kendilerine ulaşıyor. Geçmişte yer ve imkânlar daha uygun olduğu için daha fazla hayvana kapılarını açmaya çalıştıklarını, ancak hem yeni yasal düzenlemeler hem de ruhsat, metrekare, toplu bakım ve iyi bakım şartları nedeniyle artık belli bir sayıda kalmaya özen gösterdiklerini söyledi. Yeni hayvan alma kararlarının hem veteriner hekimin hem de yönetim kurulunun değerlendirmesiyle verildiği belirtildi. Bununla birlikte, her hayvanı merkeze alamıyor olsalar da tedavilere el uzatmaya, tedavi süreçlerine yardımcı olmaya ya da sponsor bulmaya çalıştıklarını ifade etti. Merkezin Silivri’de bulunduğu, çevrede bulunan hayvanlara da destek verildiği, fakat derneğe Türkiye’nin birçok yerinden ulaşıldığı anlatıldı. Hatay, Mardin, Antalya, Amasya ve Kars’ın dağlarından gelen hayvanlar örnek verildi. Kadıoğlu, Türkiye’nin pek çok ilinden hayvan geldiğini ve ülke genelinde tanındıklarını söyledi.

 

Engelli hayvanlar neden sahiplenilmiyor?

Söyleşide hayvan sahiplenme konusunda toplumdaki estetik kaygılar da ele alındı. Emre Taşgın, insanların genellikle güzel görünen hayvanları sahiplenmek istediğini, engelli ya da özel bakıma ihtiyaç duyan hayvanların sahiplenilme ihtimalinin daha düşük görülebileceğini hatırlattı. Kadıoğlu ise engelli hayvanları sahiplenen insanların çıktığını ve bunun çok değerli olduğunu anlattı. Hiç şans vermedikleri bazı hayvanların sahiplenildiğini, hatta onlar için sosyal medya sayfaları açıldığını söyledi. Üç bacaklı bir hayvanın sokakta bulunduğunu, ayağının ampute edilmek zorunda kaldığını, fakat çok insan canlısı olduğu için merkezi ziyaret eden bir kişi tarafından sahiplenildiğini ve ona çok güzel bakıldığını anlattı. Başka bir örnek olarak orta yaşlı, çocuklarla arası çok iyi olan bir köpeğin sahiplenildiğini söyledi. Sahiplenen kişi başlangıçta onu bahçede bakacağını, eve almayacağını söylemişken zamanla hayvanı koynunda yatırmaya başlamıştı. Kadıoğlu, bu örneklerden yola çıkarak toplumdaki görsellik baskısının yalnızca hayvanlara değil insan ilişkilerine de yansıdığını belirtti. İnsanların birbirini zayıf, kilolu, saçının boyalı ya da boyasız oluşu gibi ölçütlerle değerlendirdiğini, görselliğin toplumun yarattığı bir baskı olduğunu söyledi. Buna karşın muhtaç bir canlıya el uzatmanın verdiği duyguyu tadan kişilerin bundan vazgeçemeyeceğini vurguladı.

Kadıoğlu, engelli hayvanların minnetinin farklı olduğunu, onların yalnızca doyurulmadığını, eksiklikleri hissettirilmeden kucaklandıklarında çok güçlü bir bağ kurduklarını söyledi. İki gözü olmayan bir kedinin kısa süre önce sahiplendirildiğini, merkezdeyken kendilerini zorlayan bu kedinin ev ortamında ve az hayvan içinde çok mutlu, oyun oynayan ve bambaşka bir canlıya dönüştüğünü anlattı. Üç bacağı olduğu halde 4-5 yıldır sahipli olarak yaşayan hayvanlar bulunduğunu da ekledi. Felçli ya da felçten kalkmış hayvanların ev ortamında bakımı için evde birinin bulunmasının önemli olduğunu belirtti. Çünkü felçli hayvanlar idrar ve dışkı kontrolü sağlayamadıkları için ortam temizliğinin düzenli yapılması, kan tahlilleri ve sağlık kontrollerinin aksatılmaması gerekiyor. Kadıoğlu’na göre uzun süre dışarıda kalmayan, evde zaman geçirebilen kişiler felçli hayvan bakabilir. Altlarına bez bağlanabilir, bezleri düzenli değiştirilebilir, 3 saatte bir kontrolleri yapılabilir ve veteriner hekim takibi sürdürülebilir. Ona göre gönülden sahiplenildiğinde hayvan sevgisi hiçbir engel tanımıyor.

Programda, sahiplenilen hayvanların geri getirilip getirilmediği de konuşuldu. Kadıoğlu, derneğin sahiplendirme sayısının zaten düşük olduğunu, bunun nedeninin merkezdeki hayvanların çoğunun çok sağlıklı hayvanlar olmaması olduğunu söyledi. Buna rağmen geri getirilen hayvanlar olmuştu. Bir örnek olarak, felçten kaldırılan iki setter köpeğin sahiplenildiğini, kocaman bir bahçede koştuklarını, ancak sahiplenen kişinin babası vefat edince hayvanları geri getirmek istediklerini, aksi halde barınağa bırakacaklarını söylediklerini anlattı. Dernek bu hayvanları geri almış, sonra yeniden sahiplendirmiş ve takip etmeye devam etmişti. Kadıoğlu, bir hayvan sahiplendirildiğinde artık o kişinin ailesi olduğunu, ancak onu kurtaran kişinin ya da kurumun da ömür boyu takipçisi olması gerektiğini ifade etti. Cins hayvanlar yerine engelli hayvanların ne kadar özel olduğunun anlaşılmasını dilediğini söyledi. Ona göre engelli hayvanlar kendi engellerini görmüyor; insanlar da o engeli görmemeye başladığında alınan sevgi ve keyif sağlıklı bir hayvandan farklı olmuyor. Hatta Kadıoğlu, kendi hayatında felçli hayvanların onu iyileştirdiğini söyledi. Önceden gergin, tedirgin ve mutsuz bir insan olduğunu, ancak bu hayvanların hayata bağlılığını, her koşulda mutlu olma çabasını ve son ana kadar savaşma gücünü gördükten sonra kendisinin de iyileştiğini anlattı. Bu nedenle insanlara engelli hayvan sahiplenmelerini tavsiye etti; bunun insanın ruhuna da iyi geleceğini söyledi.

 

Engelli hayvan merkeze geldiğinde süreç nasıl işliyor?

Bir hayvan merkeze geldiğinde sürecin nasıl işlediği de ayrıntılı biçimde anlatıldı. Ağır vakalarda felç çoğunlukla travma, kaza ya da ameliyat gerektiren başka bir sorun nedeniyle ortaya çıkıyor. Eğer hayvanın ameliyat olması ya da özel tedavi alması gerekiyorsa, dernek güvendiği alan uzmanı hocalarla ve kliniklerle hızla iletişime geçiyor. Tedavinin gerekli kısmı kliniklerde ya da fakültelerde yapılıyor, ardından hayvan merkeze bakım için geliyor. Merkezde de tedaviler devam ediyor. Kliniklerden gelen veterinerlerle ve merkezin kendi veteriner hekimiyle birlikte her gün düzenli tedavi süreçleri yürütülüyor. Merkezde yoğun bakım cihazları ve fizik tedavi cihazları bulunduğu belirtildi. Kadıoğlu, hayvan merkeze geldiğinde yapılan en önemli işlerden birinin ona güven duygusu sağlamak olduğunu söyledi. Çünkü gelen hayvan ya ağır bir travma geçirmiş, ya hastalanmış, ya da hayata dair ciddi bir korku ve endişe yaşamış oluyor. Dernek bir yandan tedaviyi yürütürken bir yandan da güvenli bir ortam yaratmaya çalışıyor. Hastalık atlatan tüm hayvanların düzenli kan tahlillerinin yapılması, gerektiğinde yeniden hocalarla tedavi planlanması ve koruyucu hekimlik yaklaşımının sürdürülmesi merkezin önemli ilkeleri arasında yer alıyor.

Merkezde bakım anlayışı yalnızca hayvanın önüne mama ve su koymakla sınırlı değil. Kadıoğlu, hayvanlara yaşam alanı yaratmaya çalıştıklarını özellikle vurguladı. Kışın kapalı alanda güvenli bir ortam sağlanırken, yazın çimde koşmaları, bahçeye çıkmaları ve açık alanda vakit geçirmeleri için uygun düzenlemeler yapılıyor. Güneş şemsiyesinden yerde kullanılan halıya, mama kabının yüksekliğinden beslenme düzenine kadar her ayrıntı hayvanın ihtiyacına göre planlanıyor. Örneğin alçak yerden mama yediğinde sindirim sorunu yaşayan bir köpek için mama yüksekliği ayarlanıyor. Hızlı yemek yediği için sindirim problemi yaşayan felçli bir hayvan için özel mama sistemleri kullanılıyor. Böylece her hayvanın kendi özel ihtiyacına göre günlük yaşamını daha rahat sürdürebilmesi hedefleniyor.

 

Engelli hayvanların psikolojik travmaları

Hayvanların psikolojik travmaları da söyleşinin önemli başlıklarından biri oldu. Kadıoğlu, merkeze gelen hayvanların yaklaşık yüzde 95’ini psikolojik olarak toparlayabildiklerini söyledi. Özellikle yaşlı hayvanların daha çok etkilendiğini belirtti. Yıllarca sokakta özgürce yaşamış yaşlı hayvanların felç geçirip merkeze gelmeleri onları derinden etkileyebiliyor. Hem alıştıkları çevreden kopmaları hem de felç olmayı kabul etmekte zorlanmaları nedeniyle bu hayvanları döndürmek daha zor olabiliyor. Kadıoğlu, bugüne kadar felç olmayı kabul etmeyen çok az hayvan gördüğünü, bunun iki vakayı geçmediğini ve kendisinin binden fazla felç vakası görmüş biri olduğunu anlattı. Kendini kapatan hayvanlar olabildiğini, bazı durumlarda psikolojik destek ve ilaç kullanımı gerekebildiğini, ancak bunun çok nadir olduğunu söyledi. Çoğu durumda sevgiyle bu sürecin aşıldığını ifade etti. Merkezdeki hayvanların yüzde 99’unun sokak hayvanı olduğunu, sahipli hayvanlardan ziyade sokakta korkarak yaşayan hayvanların geldiğini belirtti. Bu hayvanlar merkezde artık güvende olduklarını hissettiklerinde toparlanmaları daha kolay oluyor.

 

Engelli hayvanlar uyutulmalı mı?

Yerel yönetimlerin ve belediyelerin engelli hayvanlara yaklaşımı konusunda Kadıoğlu oldukça eleştirel konuştu. Yeni yasa çıkmadan önce bile felçli hayvanlara düzenli bakan belediye olduğunu düşünmediğini söyledi. Bazı belediye alanlarında üç bacaklı, bir gözü olmayan, ağzında ya da kulağında problemi olan hayvanlar görülebileceğini, ancak özellikle felçli hayvanların çoklu ortamda yaşama şansının çok düşük olduğunu belirtti. Yeni yasal düzenlemelerle birlikte belediyelerin hayvanları toplama yaklaşımının engelli hayvanlar için riski artırdığını ifade etti. Çünkü engelli bir hayvan kalabalık ortamda kendini korumakta ve yaşamını sürdürmekte zorlanıyor. Ayrıca yeterince beslenemediği ve bakım alamadığı için uyutulma ihtimalinin de arttığını söyledi. Kadıoğlu’na göre belediye barınaklarında felçli hayvanların yaşam şansı giderek azalmış durumda.

Uyutma meselesi ayrıca ele alındı. Kadıoğlu, konuya hem teknik hem de vicdani açıdan baktığını söyledi. Bir hayvanı aldıklarında amaçlarının onu uyutmak değil, yaşatmak olduğunu vurguladı. Hayvan acı çekiyorsa ya da tedaviye ihtiyacı varsa bütün yönleriyle tedavi edilmesi gerektiğini belirtti. Binlerce deneyimden yola çıkarak, sürecin doğru yönetilmesi halinde felçli, engelli ya da hasta bir hayvanın hayatının sonuna giderken düşünüldüğü gibi sürekli acı çekmek zorunda olmadığını söyledi. Toplumda “acı çekiyor, uyutulsun” şeklinde yaygın bir algı bulunduğunu, ancak acı çeken hayvanın yemek yemediğini ve insanla iletişim kurmadığını ifade etti. Eğer bir hayvan yemek yiyor, iletişim kuruyor ve yaşama tutunuyorsa sırf engelli ya da felçli diye hayatına son vermeyi doğru bulmadıklarını söyledi. Hayvan artık gitmek istiyorsa, o yolculukta acı çekmeden yanında olunması gerektiğini; ancak yaşam nefesini insanın koymadığı bir bedenden, acı çekmediği sürece o nefesi almayı doğru bulmadığını belirtti.

 

Merkezde günler nasıl geçiyor?

Merkezde bir günün nasıl geçtiği de ayrıntılı biçimde anlatıldı. Gündüzleri 7 bakıcı, teknikerler ve bir veteriner hekim görev yapıyor. Sabah saat 08.00’de ilk olarak felçli hayvanların altları temizleniyor ve mamaları veriliyor. Daha sonra bahçede bulunan hayvanların altları temizleniyor ve onlar da besleniyor. Gün içinde klinikten gelen veterinerlerle merkezin veterineri birlikte tedavileri yürütüyor. Pansumanlar yapılıyor, yıkanması gereken hayvanlar yıkanıyor, tıraş edilmesi gerekenler tıraş ediliyor. Felçli hayvanların altları gün içinde defalarca değiştiriliyor. Kadıoğlu, felçli hayvanların altına kum kullanmadıklarını ve onları bezlemediklerini; yatak ve örtü kullandıklarını söyledi. Bu örtüler sürekli yıkanıyor, kurutuluyor ve katlanıyor. Akşamları ise iki kişilik bir kontrol ekibi ve yatılı bir tekniker bulunuyor. Böylece merkezde 7 gün 24 saat yaşam ve bakım devam ediyor.

 

ENCANDER nerede zorlanıyor?

Derneğin zorlandığı konular sorulduğunda Kadıoğlu, ENCANDER’in teknik ve misyon olarak dar bir alanda algılandığını söyledi. Çünkü dernek felçli, kanserli ve ağır bakıma ihtiyaç duyan hayvanlara odaklandığı için çok yüksek sayıda hayvan kurtaran, sürekli sirkülasyonu olan bir dernek gibi görünmüyor. Ancak onlar için kurtarmak yalnızca çok sayıda hayvan almak değil, alınan hayvanı uzun süre ve nitelikli biçimde yaşatmak anlamına geliyor. Bu nedenle dernek daha az sirkülasyonla, fakat daha ağır ve özel bakım gerektiren hayvanlarla çalışıyor. Kadıoğlu, çok hayvan kurtaran derneklerin daha aktif göründüğünü, bunun da bilinirlik açısından avantaj sağladığını belirtti. ENCANDER’in bilinirliğinin sınırlı kalması bağışların düşük olmasına ve yeni canlılara ulaşma kapasitesinin azalmasına yol açıyor. Dernek daha çok felçli, engelli ve tedaviye ihtiyacı olan hayvana ulaşmak istiyor; ancak mevcut hayvanları koruyacak alan, bakıcı ve kaynak olmadan bunu yapamıyor. Bu nedenle en büyük ihtiyaçlarının hem bireysel hem de kurumsal bağışçılara ulaşmak olduğunu vurguladı. Emre Taşgın da derneğin nicelikten çok nitelikli yaşama odaklandığını, fakat toplumun çoğu zaman sayılara daha fazla önem verdiğini belirtti. Kadıoğlu da bunu onaylayarak nitelikli yaşatmaya odaklandıklarını söyledi.

 

ENCANDER için gönüllüler ne yapabilir?

Gönüllülük ve destek yolları da programda kapsamlı biçimde konuşuldu. Kadıoğlu, İstanbul’da yaşayan kişilerin merkezi ziyaret ederek neler yapılabileceğini birlikte konuşabileceklerini, etkinliklerde derneğe destek olabileceklerini söyledi. Etkinliklerde derneği anlatmak, stantlarda görev almak ve insanlarla iletişim kurmak için gönüllülere ihtiyaç duyduklarını belirtti. Çalışan kişilerin kendi şirketlerinde ENCANDER’den bahsedebileceğini, dernek için projeler üretebileceğini, özel günlerde destek çalışmaları düzenleyebileceğini ifade etti. Okullarda bulunan kişiler okul kulüpleri aracılığıyla merkezi ziyaret edebilir ya da farkındalık çalışmaları yapabilir. Şehir dışında yaşayanlar ise kurumsallaşma, çevrim içi çalışmalar, sosyal medya paylaşımı, proje üretimi, broşür tasarımı gibi yollarla destek olabilir. Kadıoğlu, bir broşürü tasarlamanın bile dernek için değerli bir gönüllülük olduğunu, çünkü bütün bu işlerin maliyet gerektirdiğini söyledi. Ona göre her fikir ve her destek, merkezdeki mevcut hayvanlar ve yeni kurtarılacak hayvanlar için umut anlamına geliyor.

Somut ihtiyaçlar konuşulurken Kadıoğlu çok basit ama çok önemli bir örnek verdi: Merkezde yaklaşık 76 felçli hayvan bulunduğu ve bunların çoğu köpek olduğu için çok fazla çarşafa ihtiyaç duyuluyor. Yaz aylarında bu ihtiyaç daha da artıyor. Kullanılmayan çarşafların gönderilebileceği, bunun merkez için çok kıymetli olduğu anlatıldı. Günde yaklaşık 200’e yakın çarşaf ya da örtünün yıkandığı ifade edildi. Çünkü felçli hayvanlar altlarını kirlettiklerinde bu örtülerin sürekli değiştirilmesi gerekiyor. Ancak kargo bedellerinin yüksekliği ayrı bir sorun olarak dile getirildi. Bu nedenle kurumlar, firmalar ya da okullar kendi içinde kullanılmayan çarşaf ve benzeri malzemeleri toplayabilir, dernek de bunları toplu halde gidip alabilir. Bu tür küçük gibi görünen desteklerin merkez için büyük anlam taşıdığı vurgulandı.

 

Zühal Kadıoğlu’nu en çok ne etkiledi?

Söyleşinin son bölümünde Kadıoğlu’na kendisini en çok etkileyen hikâyeler soruldu. Kadıoğlu, çok fazla hikâye olduğunu ancak iki tanesini anlatmak istediğini söyledi. Bunlardan ilki “Baltacı” adlı bir köpekti. Pozantı taraflarında bir yerde dövüş köpeği olan Baltacı’nın, karşı köydeki köpek sahibinin “Baltacı dövüşü kazanmasın” diye beline baltayla vurması sonucu felç kaldığı anlatıldı. Dernek, Baltacı’yı yaklaşık 5 yıl önce jandarmayla birlikte karda kışta almıştı. Baltacı merkeze getirildi, tedavi edildi, felçten kalktı ve merkezde güzel günler geçirdi. Kocaman, devasa bir hayvan olduğu, başının neredeyse bir insan başının iki katı büyüklüğünde olduğu, fakat karakter olarak pamuk gibi yumuşak olduğu anlatıldı. Bir gün ansızın kaybedilmiş olsa da, onun merkezde geçirdiği zaman ve yaşama dönüş hikâyesi Kadıoğlu için çok özel bir yerde duruyor.

İkinci hikâye “Adil” adlı kangalın hikâyesiydi. Adil’in Ahlat ya da Adilcevaz tarafından geldiği, Bingöl bağlantılı olabileceği, dört bacağının da tutmadığı, kış şartlarında hiçbir şey yapılamadığı bir vakayken derneğe ulaştığı anlatıldı. Kadıoğlu, çok zor bir vaka olduğunu, dört bacağı tutmayan koca bir kangalın geldiğini söyledi. Adil’in boynundan kurşunlandığı belirtildi. “Yürümez” denilen bu hayvan için ekip canla başla çalıştı ve dört bacağını da kurtardı. Adil dört bacağıyla ayağa kalktı ve 4 yıldır dernekle birlikte yaşamını sürdürüyor. Kadıoğlu, bu tür hikâyelerin kendisine pes etmemeyi öğrettiğini söyledi. Aynı zamanda hayvanların ne kadar ağır şiddete maruz kalabildiğini de gösterdiğini belirtti. Programda hayvanlara yönelik şiddet konusuna çok derin girilmediği, ancak merkezdeki birçok ağır vakanın aslında şiddet sonucu geldiği ifade edildi. Kadıoğlu, bütün vücudunda 150 saçma bulunan hayvanlar olduğunu, ayrıca 7 yıl önce felçten kaldırdıkları bir hayvanın vücudunda hâlâ 25 saçma bulunduğunu anlattı. Bu hayvan , saçmalar nedeniyle zaman zaman epilepsi krizleri geçiriyor; buna rağmen çok mutlu, kıpır kıpır ve yaşama sevinci yüksek bir hayvan olarak yaşamını sürdürüyor. Kadıoğlu, engelli hayvanların bu yaşam sevincinin herkes tarafından görülmesi, hissedilmesi ve onlardan öğrenilmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaş: