Engellilerin Gündemi (77. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 77. bölümünde, geride bırakılan iki haftalık dönemde engellilik alanında basına, sosyal medyaya ve sivil toplum gündemine yansıyan gelişmeler ele alınıyor.
Antalya’da “durakta el kaldırın” uygulaması
Antalya Ulaşım AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet İnce’nin sosyal medya üzerinden yaptığı bir açıklamada, aynı duraktan birden fazla otobüs hattının geçtiği yerlerde sürücülerin durakta bulunan yolcuların hangi aracı beklediğini anlayamadıkları gerekçesiyle vatandaşlardan, bekledikleri otobüs durağa yaklaştığında el kaldırmalarının istendiği belirtiliyor. İnce’nin bu yöntemin, toplu taşımada otobüslerin duraktan yolcu almadan geçmesiyle ilgili şikâyetleri azaltabileceğini savunduğu aktarılıyor.
Bu açıklamaya Altı Nokta Körler Derneği Antalya Şube Başkanı Ahmet Oktay tepki gösteriyor. Oktay, görme engelli bir kişinin yaklaşmakta olan otobüsü görmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla hangi otobüse el kaldıracağını bilmesinin de mümkün olmayacağını belirtiyor. Programda bu eleştiriye Emre Taşgın da açık biçimde destek veriyor ve otobüs durağında yolcu bulunmasına rağmen sürücünün durması için yolcunun ayrıca el kaldırmasının beklenmesinin özellikle görme engelli kişiler açısından ciddi bir dezavantaj yarattığını ifade ediyor.
Görme engelli kişilerin toplu taşıma duraklarında yaşadığı temel sorunlardan birinin, durağa yaklaşan otobüsün hangi hat olduğunu bağımsız olarak anlayamamak olduğu anlatılıyor. Duraklarda hangi aracın geldiğini bildiren sesli sistemlerin bulunmaması nedeniyle görme engelli kişilerin çoğu zaman çevredeki insanlardan yardım istemek zorunda kaldığı belirtiliyor. Telefonlardaki toplu taşıma uygulamalarının bu sorunu tamamen çözmediği; söz konusu uygulamaların zaman zaman yanlış veya güncel olmayan veri gösterebildiği, her zaman sağlıklı çalışmadığı ve bazı uygulamalarda ayrıca dijital erişilebilirlik sorunları yaşanabildiği ifade ediliyor.
Birden fazla hattın kullandığı duraklarda görme engelli bir kişinin gelen her otobüsün numarasını çevresindeki bir kişiye sorması gerekebiliyor. Ancak her durakta yardım istenebilecek başka bir yolcu bulunmadığı, özellikle insan yoğunluğunun düşük olduğu duraklarda kişinin tamamen yalnız kalabildiği hatırlatılıyor. Böyle durumlarda görme engelli yolcuların gelen aracın hangi hat olduğunu öğrenebilmek için aracın önüne doğru yaklaşarak sürücüye veya yolculara otobüs numarasını sormak zorunda kaldıkları anlatılıyor. Üstelik durdurdukları araç bekledikleri otobüs değilse bazı şoförlerden “neden otobüsü durdurdunuz?” şeklinde tepki veya azar işitebildikleri ifade ediliyor.
Altı Nokta Körler Derneği Antalya Şube Başkanının açıklamalarında bir başka önemli noktaya daha değindiği aktarılıyor. Gören yolcular bazı duraklarda yağmurdan veya güneşten korunmak amacıyla durağın biraz uzağındaki gölgede bekleyip kendi otobüsleri yaklaştığında araca doğru hareket edebiliyor. Görme engelli bir kişi ise hangi otobüsün geldiğini göremediği için bu seçeneğe sahip değil ve durağa gelen araçları sürekli takip etmek zorunda kalıyor.
Buradan hareketle toplu taşımada erişilebilirliğin yalnızca otobüsün içine rampa koymak, engelli koltuğu ayırmak veya aracın fiziksel özelliklerini düzenlemek anlamına gelmediği vurgulanıyor. Erişilebilir bir ulaşım sisteminin yolcunun durağa geldiği andan itibaren ihtiyaç duyduğu bilgiyi bağımsız biçimde alabilmesini de kapsaması gerektiği belirtiliyor. Hangi otobüsün durağa yaklaştığı, hangi hat numarasını taşıdığı ve mümkünse ne zaman geleceği gibi bilgilerin erişilebilir biçimde sunulmasının zorunlu olduğu savunuluyor. Bunun çözümünün yalnızca cep telefonu uygulamalarına bırakılmaması gerektiği, otobüs duraklarında da sesli bilgilendirme sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiği ifade ediliyor. Antalya’daki “el kaldırma” uygulamasının il genelinde yaygınlaşmaması ve daha da önemlisi başka şehirlere örnek gösterilerek ülke genelinde benimsenmemesi temenni ediliyor.
Ankara’da görme engelli ve şoför arasında durak seslendirme gerilimi
Toplu taşımayla ilgili ikinci olay Ankara’dan aktarılıyor. Olay, Sivil Düşün Avrupa Birliği Programı kapsamında gerçekleştirilen bir kısa film etkinliğinden dönen görme engelli iki kişinin, Esat’tan Kızılay yönüne giden 317 numaralı otobüste yaşadıkları tartışmayla ilgili. Selim Nibak ve Gökçe Nil Şahin isimli görme engelli yolcular, otobüse bindikten sonra sürücüden Kızılay’a geldiklerinde kendilerine haber vermesini istiyor. Bunun nedeni araçta çalışan bir sesli durak bilgilendirme sisteminin bulunmaması.
Görme engelli yolcuların cep telefonları bulunduğu ancak telefonlarının şarjlarının azaldığı ve yolculuk boyunca uygulamadan konum takibi yapmakta zorlandıkları aktarılıyor. Bu nedenle sürücüden yalnızca Kızılay durağına gelindiğinde haber vermesini talep ediyorlar. Ancak sürücünün bu talebe “tamam” veya “hayır” şeklinde dahi herhangi bir yanıt vermediği, yolcuların kendilerini duyup duymadığını anlamakta zorlandığı ifade ediliyor. Görme engelli yolcuların bu konuda birkaç kez sürücüye seslenmesinin ardından araç içerisinde gerilim yaşanıyor.
Videoda yolculardan birinin, kendilerinden vatandaş olarak neden bir açıklama beklenmediğini sorguladığı, “Güvenpark’a geldiğimizde söyler misin?” şeklindeki taleplerine sürücünün en azından cevap vermesi gerektiğini söylediği duyuluyor. Görme engelli bir kişinin karşısındaki kişinin yüz hareketlerini veya beden dilini göremediği için sessizliğin ne anlama geldiğini anlayamayacağı vurgulanıyor. Bir kişinin başıyla onay vermesi veya başka bir görsel hareket yapmasının görme engelli yolcu açısından hiçbir bilgi taşımadığı, dolayısıyla sözlü yanıtın önemli olduğu ifade ediliyor.
Programda burada asıl çözümün sürücünün inisiyatifine bağlı yardım istemek olmadığı belirtiliyor. Sorunun kaynağı, otobüs içerisinde çalışan sesli durak bilgilendirme sisteminin bulunmaması. Selim ve Gökçe’nin bindiği aracın özel halk otobüsü olduğu, Ankara’daki özel halk otobüslerinde hiçbir zaman sesli durak sistemlerinin bulunmadığı ifade ediliyor. Buna karşılık geçmişte Ankara Büyükşehir Belediyesine ait belediye otobüslerinde bu sistemlerin bulunduğu ancak son yıllarda bunların da önemli ölçüde çalışmaz duruma geldiği belirtiliyor.
Bu nedenle görme engelli bir yolcunun hangi durakta olduğunu öğrenebilmesinin şoförün iyi niyetine veya kişisel yaklaşımına bırakılmaması gerektiği savunuluyor. Hem belediye otobüslerinde hem özel halk otobüslerinde çalışan ve düzenli biçimde denetlenen sesli durak sistemlerinin bulunması gerektiği ifade ediliyor. Bu konu Ankara Büyükşehir Belediyesine uzun süredir anlatıldığı hâlde kalıcı bir çözüm üretilemediği eleştirisi yapılıyor. Erişilebilirlik altyapısı düzgün çalışmadığında basit bir ulaşım ihtiyacının yolcu ile şoför arasında gereksiz gerilimlere, tartışmalara ve rahatsız edici olaylara dönüşebildiği belirtiliyor.
Sivas’ta görme engelli yolcular ve otobüs şoförü arasında engelli kartı tartışması
Toplu taşıma konusundaki üçüncü olay Sivas’tan geliyor. Sivas’taki olayda altı kadın yolcunun bir otobüse bindiği, bu kişilerden beşinin görme engelli olduğu anlatılıyor. Görme engelli olmayan kişi kendi ulaşım kartını kullanarak ücret ödüyor. Diğer beş kişi ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından verilen engelli kimlik kartlarını göstererek ücretsiz ulaşım hakkından yararlanmak istiyor. Sivas’taki şehir içi toplu taşımanın ağırlıklı olarak özel işletmeciler tarafından yürütüldüğü ve olayın da bir özel halk otobüsünde gerçekleştiği belirtiliyor.
Görme engelli yolcular, sahip oldukları engelli kimlik kartlarının ücretsiz ulaşım hakkını gösterdiğini ifade ediyor. Sürücü ise kendilerine Sivas’a ait yerel toplu taşıma kartını kullanmaları gerektiğini söylüyor. Yolcuların bir kısmının Sivas’ta yaşamadığı ve şehre yalnızca birkaç günlük bir ziyaret için geldiği belirtiliyor. Bu nedenle kısa süreliğine ziyaret ettikleri her şehirde ayrı bir toplu taşıma kartı çıkarmalarının beklenmesinin mantıklı olmadığı savunuluyor. Yolcular da engelli kimlik kartlarının Türkiye genelinde ücretsiz ulaşım haklarını kanıtlayan belge olduğunu ve şoförün bunu kabul etmesi gerektiğini ifade ediyor.
Tartışma sırasında şoförün yolculara “Siz bedava biniyorsunuz” ve “beleşçisiniz” şeklinde ifadeler kullandığı, otobüsü hareket ettirmeyerek “Gitmeyeceğiz o zaman” dediği ve yolculara yönelik hakaret içeren sözler söylediği aktarılıyor. Programda gösterilen video bölümünde, yolcuların şoföre beş görme engelli kişinin otobüse binmesinden neden bu kadar rahatsız olduğunu sordukları ve şoförün kendilerine “Daha beter olun” şeklinde cevap verdiğini söyledikleri duyuluyor.
Videonun sosyal medyada yayılması üzerine şoföre yönelik yoğun tepki oluştuğu belirtiliyor. Ancak bu tepkilerin bir bölümünün hak temelli olmaktan çok acıma yaklaşımına dayandığına dikkat çekiliyor. “Zaten görme engelliler, onlara bunu nasıl yaparsınız?” biçimindeki yorumların bir yandan sürücünün davranışını eleştirirken diğer yandan engelli bireyleri acınması gereken insanlar olarak konumlandırabildiği ifade ediliyor.
Sürücünün de olayın ardından kendi anlatımını kamuoyuna taşıdığı belirtiliyor. Şoförün, söz konusu kişilerin geçerli engelli kartları bulunmadan ücretsiz binmek istediklerini ve kendisinin onların engelli olduğunu bilmediğini ileri sürdüğü aktarılıyor. Programda bu savunmanın özellikle ikinci kısmı inandırıcı bulunmuyor. Görme engelli yolcuların bazılarının beyaz baston kullandığı hatırlatılarak, sürücünün onların engelli olduklarını fark etmediği yönündeki açıklamasının gerçeği yansıtmıyor olabileceği değerlendiriliyor.
Taşgın’ın olayda bulunan kişilerden biriyle doğrudan görüştüğü ve yapılan görüşmeler sonucunda sürücünün bazı açıklamalarının doğru olmayabileceği kanaatine ulaştığı belirtiliyor. Yolcuların olayın ardından kendileri hakkında yapılan yanlış veya eksik haberlere karşı da girişimde bulunduğu, tekzip yayımlatmaya ve gerçeği yansıtmadığını düşündükleri haberlerin kaldırılmasını sağlamaya çalıştıkları aktarılıyor.
Sivas Belediyesi olayın ardından bir açıklama yapıyor. Şoförün toplu taşıma hizmeti vermesinin yasaklandığı ve aracın trafikten çekildiği belirtiliyor. Ancak bu yaptırımın kalıcı mı yoksa belirli bir süre için mi uygulandığının programın hazırlandığı aşamada bilinmediği ifade ediliyor. Ayrıca Sivas Belediyesinin ücretsiz taşınan engelli yolcular için toplu taşıma işletmesine ödeme yaptığı, dolayısıyla engelli bireylerin ücretsiz seyahatinin doğrudan şoförün cebinden karşılanan bir hizmet olmadığı vurgulanıyor.
Olayın başka bir boyutu olarak yolcuların tamamının kadın olması üzerinde de duruluyor. Sürücünün kadın yolculara karşı daha otoriter veya baskın davranabileceğini düşünmüş olabileceği, bunun eril bir yaklaşım ihtimalini akla getirdiği belirtiliyor. Bunun yanında beş görme engelli kişinin aynı anda ücretsiz seyahat etmesinin sürücüyü rahatsız etmiş olabileceği de değerlendiriliyor. Ancak belediyenin engelli yolcuların taşınması için işletmelere ödeme yaptığı hatırlatılarak bunun hiçbir biçimde geçerli gerekçe olamayacağı ifade ediliyor.
Otobüste ulaşım için 81 ilde geçerli tek kart önerisi
Sivas’taki olaydan hareketle farklı şehirlerde yaşayan veya seyahat eden engelli kişilerin ücretsiz toplu taşıma hakkını nasıl daha kolay kullanabileceği tartışılıyor. Bu konuda Bingöl Bütün Engelliler Derneği Başkanı Murat Belgin’in önerisi aktarılıyor. Belgin, engelli bireylerin toplumsal hayata tam, bağımsız ve engelsiz katılımı açısından şehir içi ve şehirlerarası ulaşım imkânlarının büyük öneme sahip olduğunu belirtiyor. Türkiye’de her ilin kendi şehir içi ulaşım kartı sistemini kullanmasının özellikle farklı şehirlere seyahat eden engelli kişiler açısından bürokratik engel ve zaman kaybı oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Bu nedenle 81 ilde geçerli olacak tek bir ulaşım kartı sistemi öneriyor. Programda bu önerinin yalnızca engelli kişiler için değil bütün vatandaşlar açısından yararlı olabileceği ifade ediliyor. Türkiye genelinde tek kartla farklı şehirlerin toplu taşıma sistemlerinin kullanılabilmesine yönelik çalışmaların daha önce de gündeme geldiği ancak sistemin hangi aşamada olduğuna ilişkin güncel bilgi bulunmadığı belirtiliyor. Böyle bir sistem oluşturulursa engelli bireylerin ücretsiz ulaşım haklarının ve diğer sosyal destek mekanizmalarının da doğrudan karta entegre edilmesi gerektiği savunuluyor.
Sağlık Bakanlığı’ndan online koruyucu sağlık hizmeti
Programın sonraki bölümünde Sağlık Bakanlığının yeni bir uygulamasına geçiliyor. Sağlık Bakanlığının “Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemi”ni Sağlıklı Hayat Merkezlerinde de devreye aldığı belirtiliyor. Vatandaşların Merkezi Hekim Randevu Sistemi, yani MHRS üzerinden randevu alarak bazı hizmetlerden görüntülü görüşmeyle ücretsiz yararlanabilecekleri açıklanıyor. Bu kapsamda psikolojik destek, sigara bırakma hizmetleri ve sosyal destek hizmetleri gibi alanlar bulunuyor.
Uygulamanın özellikle yaşlılar, engelli bireyler ve sağlık merkezlerine fiziksel olarak ulaşmakta güçlük çeken kişiler açısından koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmayı hedeflediği belirtiliyor. Türkiye genelinde 351 Sağlıklı Hayat Merkezi bulunduğu ve bu merkezlerde toplam 17 farklı branş veya hizmet alanında çalışma yürütüldüğü aktarılıyor. Merkezlerde psikologlar ve sosyal çalışmacılar gibi farklı meslek gruplarının görev yaptığı, uygun hizmetlerin çevrim içi görüntülü görüşme yoluyla alınabileceği ifade ediliyor.
Sağlık Bakanlığının bu sistemlerle hastanelerdeki yoğunluğu azaltmayı, koruyucu sağlık hizmetlerini farklı merkezlere dağıtmayı ve uygun olan bazı hizmetleri çevrim içi ortamda sunmayı amaçladığı değerlendiriliyor. Özellikle evden çıkmakta zorlanan, hareket kısıtlılığı yaşayan veya sağlık merkezine erişimi güç olan engelli kişiler açısından uygulamanın yararlı olabileceği belirtiliyor. Bu hizmetlerden yararlanmak isteyenlerin MHRS üzerinden randevu talebi oluşturabilecekleri hatırlatılıyor.
Bununla birlikte sistemin yeni devreye alınması nedeniyle randevuların ne kadar kolay bulunabileceğinin henüz bilinmediği ifade ediliyor. Talebin yüksek olması hâlinde personel yetersizliği veya randevu yoğunluğu yaşanıp yaşanmayacağının zaman içerisinde görüleceği belirtiliyor. Kullanım düzeyine göre Sağlık Bakanlığının personel planlaması ve görevlendirme yapmasının beklendiği ifade ediliyor. Programda genel olarak uygulamanın engelli bireylerin sağlık ve sosyal destek hizmetlerine erişimi açısından olumlu bir gelişme olduğu değerlendiriliyor.
Otizmli öğrencinin kaydını yenilemeyen özel okula TİHEK cezası
Bir sonraki haber Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun Ankara’da bir özel okulda yaşanan olayla ilgili verdiği karara ayrılıyor. Otizmli bir öğrencinin ailesinin, Ankara’daki özel bir kolejde çocuklarının ayrımcılığa uğradığı iddiasıyla Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvurduğu aktarılıyor.
Ailenin iddiasına göre 26 Mayıs 2025 tarihi itibarıyla hem öğrencinin hem de öğrencinin eğitim sürecine destek sağlayan gölge öğretmenin okula girişi sözlü olarak yasaklanıyor. Ailenin bir sonraki eğitim öğretim yılı için kayıt yenileme talebi de kabul edilmiyor. Bunun yanında öğrencinin bazı günlerde okula gelmemesine rağmen okulun sisteminde okula gelmiş gibi gösterildiği ileri sürülüyor.
Aile ayrıca öğrencinin Rehberlik ve Araştırma Merkezi, yani RAM tarafından hazırlanmış raporu bulunduğu hâlde gerekli bireyselleştirilmiş eğitim programının ve eğitim desteklerinin sağlanmadığını iddia ediyor.
Özel okul yönetimi ise aile tarafından ileri sürülen iddiaları reddediyor ve bu tür usulsüzlüklerin yapılmadığını savunuyor. Ancak Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun incelemesi sırasında dikkat çekici bazı kayıtlar tespit ediliyor. Kurumun değerlendirmesine göre okul yönetimi, TİHEK’in inceleme süreci devam ederken kullanılan yapay zekâ tabanlı eğitim platformuna geriye dönük etüt ve devamsızlık kayıtları giriyor. Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü eğitim müfettişleri tarafından hazırlanan soruşturma raporunda da okul müdürünün öğrencinin devamsızlık belgelerini e-Okul sistemine zamanında girmediği ve veliye gerekli bildirimleri yapmadığı tespit ediliyor. Okul müdürünün bu durumu iş yoğunluğuyla açıkladığı aktarılıyor.
TİHEK yaptığı değerlendirme sonucunda okul yönetiminin sunduğu savunmaların birbiriyle çeliştiğini ve öğrenciye ayrımcılık yapılmadığını kanıtlayabilecek yeterli delilin ortaya konulamadığını değerlendiriyor. Kurum, engellilik temelinde ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vererek ilgili özel öğretim kurumuna 150 bin lira idari para cezası uyguluyor. Kararın oy çokluğuyla alındığı da belirtiliyor.
Programda Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun engellilik alanı açısından önemli bir başvuru mekanizması olduğu vurgulanıyor. Kurumun idari para cezası verme yetkisinin bulunmasının yanı sıra kararlarının kamuoyuyla paylaşılmasının da önemli olduğu ifade ediliyor. Bu kararların benzer kurumlara yol gösterici veya caydırıcı olabileceği ve otizmli, Down sendromlu veya başka engel gruplarındaki öğrencilerin özel öğretim kurumlarından ayrımcılığa uğramadan yararlanmasına katkı sunabileceği değerlendiriliyor.
Özellikle bir öğrencinin okula girişinin fiilen engellenmesi ve olay inceleme aşamasına geldikten sonra geriye dönük dijital kayıt oluşturulmaya çalışılması ciddi bir durum olarak eleştiriliyor. Dijital sistemlerde yapılan işlemlerin zaman kayıtlarının bulunduğu, bu nedenle geriye dönük müdahalelerin tespit edilmesinin oldukça kolay olduğu ifade ediliyor.
Mersin’de engelsiz Pazar kuruluyor
Mersin Yenişehir Belediyesinin Aydınlıkevler Cumartesi Pazarı’nda Türkiye’nin ilk “tam erişilebilir engelsiz pazar” uygulamasını hayata geçirmeyi amaçladığı belirtiliyor.
Yeni pazar alanında görme engelli kişiler için hissedilebilir kılavuz yüzeyler, Braille alfabeli yönlendirme planları, tekerlekli sandalye kullanıcılarına uygun geniş koridorlar, erişilebilir tezgâh düzenlemeleri, engelli otoparkları, dinlenme alanları ve engelli kadın ve erkek kullanıcılar için erişilebilir tuvaletlerin bulunacağı aktarılıyor.
Programda pazar yerlerinin mevcut durumda erişilebilirlik bakımından oldukça sorunlu alanlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Pazarların genellikle çok kalabalık ve dar olduğu, tezgâhlar arasındaki geçiş alanlarının sınırlı kaldığı belirtiliyor. Bazı pazarlarda araç girişinin yasak olmasına rağmen araçların pazar alanına girdiği, buna yeterli zabıta müdahalesinin yapılmadığı ve bu durumun özellikle engelli kişiler açısından ek güvenlik riski yarattığı ifade ediliyor.
Taşgın, daha önce eşi Ayşegül ile birlikte bir pazarda yapay zekâ desteğiyle alışveriş yaptıkları bir video çektiklerini hatırlatıyor. Bu videonun yaklaşık bir hafta boyunca ülke gündeminde geniş yer bulduğunu, farklı medya kuruluşlarının kendileriyle röportaj yaptığını anlatıyor.
Mersin’deki erişilebilir pazar uygulamasında Braille yönlendirme tabelalarının nasıl kullanılacağına ilişkin merakını da dile getiriyor. Örneğin tabelalarda hangi tezgâhın hangi yönde bulunduğunun, sebze ve meyve satıcılarının yerlerinin veya farklı ürün gruplarının konumlarının belirtilip belirtilmediğini merak ettiğini söylüyor. Görme engelli kişiler açısından yalnızca fiziksel olarak tezgâhlara ulaşabilmenin değil, hangi tezgahta hangi ürünün satıldığını bağımsız biçimde öğrenebilmenin de önemli olduğunu vurguluyor.
Bazı semt pazarlarında satıcıların ve tezgâhların yerleri yıllardır büyük ölçüde sabit olduğu için düzenli alışveriş yapan görme engelli kişilerin zaman içerisinde pazarı öğrenebildiği, ancak tezgâhların sürekli değiştiği pazarlarda bu yöntemin işe yaramadığı belirtiliyor. Bunun yanında görme engelli kişilerin satılan sebze ve meyvelerin tazeliğini, bozulmuş veya çürümüş olup olmadığını bağımsız biçimde değerlendirmekte de çeşitli güçlükler yaşayabildiğine değiniliyor. Dolayısıyla erişilebilir bir pazar tasarımının yalnızca fiziksel dolaşımı değil, bilgiye erişimi ve alışveriş sürecindeki bağımsızlığı da dikkate alması gerektiği değerlendiriliyor.
Taşgın, Mersin’deki uygulamanın gerçekten açıklandığı gibi erişilebilir olup olmadığını yerinde deneyimlemek istediğini ancak Ankara ile Mersin arasındaki mesafe nedeniyle bunu kısa vadede yapmasının zor olduğunu belirtiyor. Mersin’de yaşayan veya pazarı deneyimleyen engelli kişilerden kendisine bilgi, video veya görsel göndermelerini istiyor. Eğer uygulama gerçekten anlatıldığı ölçüde erişilebilir ve işlevsel ise diğer belediyeler için örnek oluşturmasının önemli olacağını ifade ediyor.
