| | |

Beşeri Bilimlerin 50 Rengi Kitap Serisinde Posthüman Engellilik Çalışmaları Adlı Makalem Yayımlandı

Kapak görselinde; turuncu zemin üzerinde dört bölüme ayrılmış görselde sol üstte doğa ve çevreyi simgeleyen yaprak ve dünya formu, sağ üstte dijital ağlar ve devre çizimleri, sol altta kalp, DNA ve hücrelerle tıbbi unsurlar, sağ altta robot figürü ve şehir silüetiyle posthüman tema yer alıyor. Altında kitap adı, alt başlık, editörler Başak Ağın ve Z. Gizem Eriş ile Kapadokya Üniversitesi Yayınları logosu bulunuyor. Betimleme: ChatGPT yapay zeka.

 

Beşerî Bilimlerin 50 Rengi Daha: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman İzler kitabında, “Posthüman Engellilik Çalışmaları” adlı makalem yayımlandı.

 

Kitap hakkında

editörlüğünü Başak Ağın ile Z. Gizem Eriş’in yaptığı Beşerî Bilimlerin 50 Rengi Daha: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman İzler, beşerî bilimlerin günümüzde geçirdiği dönüşümü derinlikli, geniş ve cesur bir perspektifle ele alan önemli bir derleme olarak karşımıza çıkıyor. 2023 yılında yayımlanan ilk cildin açtığı tartışma alanını genişleten bu kitap, beşerî bilimlerin geldiği yeni eşiği daha görünür kılan bir aşama olarak konumlanıyor.

Bu eser, insanı merkeze alan klasik düşünce biçimlerinin artık yetersiz kaldığı bir dünyada, insan–doğa–teknoloji ilişkilerini yeniden düşünmeye davet ediyor. Çevresel krizlerin derinleştiği, yapay zekâ ve dijital teknolojilerin hayatın her alanına nüfuz ettiği, beden ve sağlık kavramlarının yeniden tanımlandığı bir çağda, beşerî bilimlerin de bu dönüşüme kayıtsız kalamayacağını ortaya koyuyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ise posthüman yaklaşımı daha ileri bir noktaya taşıması. İnsan merkezli bakış açısının sorgulanmasının ötesine geçilerek, insanın diğer varlıklarla birlikte, ilişkisel bir bütün içinde düşünülmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu bağlamda yapay zekâ, biyoteknoloji ve dijital kültür gibi alanlar, yalnızca teknik gelişmeler olarak değil; insanın varoluşunu yeniden tanımlayan dinamikler olarak ele alınıyor.

 

Posthüman Engellilik Çalışmaları

Kitabın 38. Bölümü olarak 457 – 469. Sayfaları arasında yer alan bu makale, engellilik olgusunun tarihsel süreçte nasıl algılandığını ve bu algının günümüze kadar nasıl dönüşüm geçirdiğini ortaya koyarak başlıyor. Antik Çağ’da engellilerin toplum için olumsuz bir işaret olarak görülüp dışlandığı, Orta Çağ’da izole edilerek bakım kurumlarına kapatıldığı, Rönesans ve Sanayi Devrimi dönemlerinde ise üretkenlik üzerinden değerlendirilip “anormal” kategorisine yerleştirildiği anlatılıyor. 20. yüzyılda öjeni uygulamalarıyla en sert ayrımcılık biçimlerinin yaşandığı, savaşlar sonrası ise engellilerin topluma yeniden kazandırılması amacıyla politikalar geliştirildiği vurgulanıyor. Bu süreçte ortaya çıkan tıbbi modelin engelliliği bireyin iyileştirilmesi gereken bir durumu olarak ele aldığı, buna karşılık engelli bireylerin örgütlenmesiyle gelişen sosyal modelin sorunu bireyde değil, çevresel ve toplumsal engellerde gördüğü ifade ediliyor.

Makale, bu tarihsel çerçevenin ardından insan-merkezci düşüncenin eleştirisine yöneliyor. Aristoteles’ten itibaren insanın hiyerarşik olarak en üstte konumlandırıldığı anlayışın, zamanla “kusursuz insan” idealini doğurduğu ve bu idealin dışında kalan bireylerin ötekileştirilmesine yol açtığı belirtiliyor. Bu noktada insanötesici (posthümanist) yaklaşım devreye giriyor. Posthümanizm, insanın merkezde olduğu bu yapıyı sorgulayarak insan, doğa, hayvan ve teknoloji arasındaki hiyerarşiyi reddeden daha kapsayıcı bir bakış açısı öneriyor.

Çalışmada, engelli hareketinin de bu dönüşüm içinde kendine yeni bir konum aradığı vurgulanıyor. Sosyal modelin önemli bir kazanım sağladığı kabul edilmekle birlikte, teknolojik gelişmelerin engellilerin yaşamını dönüştürdüğü ve birçok yeti kaybının artık engel olmaktan çıkabildiği ifade ediliyor. Bu durum, engelliliğin yalnızca toplumsal bariyerler üzerinden değil, daha geniş bir ilişkisel ağ içinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Makalenin temel argümanı, engellilik çalışmalarının daha kapsayıcı bir perspektife ulaşabilmesi için posthümanist yaklaşımın önemli bir imkân sunduğudur. Posthümanizm, yalnızca engellileri değil; feminist hareket, çevre hareketi ve hayvan çalışmaları gibi farklı mücadele alanlarını da içine alan bir çatı olarak ele alınıyor. Bu sayede insan-merkezci ve dışlayıcı bakış açılarının yerine, farklı varlık biçimlerini birlikte düşünen daha eşitlikçi bir yaklaşım öneriliyor.

Beşerî Bilimlerin 50 Rengi Daha: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman İzler kitabına erişin

Paylaş: