|

Engelsiz Bilişim Gündemi (2. bölüm)

 

Engelsiz Bilişim Platformu üyeleri Emre Taşgın ve Süleyman Doğan tarafından hazırlanan “Engelsiz Bilişim Gündemi” programının 2. bölümünde, dünyadan ve Türkiye’den engellilik, erişilebilirlik ve teknoloji alanındaki geride bırakılan üç haftanın güncel gelişmeleri ele alınıyor.

 

Engelliler uçak kullanabilir mi?

Programın ilk haberi İngiltere’den geliyor. Doncaster Sheffield Airportta engelli bireylerin uçuş deneyimi yaşayabilmesi için özel bir program başlatıldığı anlatılıyor. Haberde yalnızca terminal erişilebilirliğinin değil, doğrudan uçuş deneyiminin de herkes için tasarlanması gerektiği vurgulanıyor. Emre Taşgın, Türkiye’de henüz engelli bireylerin online check-in işlemlerini bile rahatlıkla yapamadığını söyleyerek konuya eleştirel yaklaşıyor. Özellikle bazı hava yollarında engelli bileti alan kişilerin online check-in yapamadığını ve işlemleri kontuardan yürütmek zorunda kaldığını anlatıyor. Buna karşılık İngiltere’de yürütülen projede çok daha ileri bir vizyon bulunduğunu belirtiyor.

Projeyi yürüten oluşumun adının Aerobility olduğu, organizasyonun CEO’sunun da engelli bir eski pilot olduğu anlatılıyor. Yaklaşık 30 yıldır bu çalışmaları sürdürdüklerini ve 10 bin civarında engelli bireye uçuş deneyimi yaşattıklarını ifade ediyorlar. Bazı kişiler için fren kontrolü sağlayan el kumandaları geliştirdiklerini, bazı kişiler için ise tekerlekli sandalye kullanıcılarının pilot koltuğuna oturabilmesini sağlayan mekanizmalar oluşturduklarını anlatıyorlar. Mayıs sonunda 50 kişilik yeni bir uçuş programı planlandığı belirtiliyor. Taşgın, özellikle engelli bireylerin kriz çözme becerilerine dikkat çekiyor. Günlük yaşamın zaten sürekli bir kriz yönetimi olduğunu, sokakta yürürken, otobüse binerken, kaldırımlarda ilerlerken engelli bireylerin sürekli sorun çözmek zorunda kaldığını anlatıyor. Bu nedenle uçuş gibi karmaşık sistemleri de yönetebilecek vizyona sahip olduklarını savunuyor.

 

Beyin- bilgisayar arayüzü engellilere hareket becerisi sağlıyor

Programın ikinci haberi Kanada’dan geliyor. “Thinks to Switch” adlı bir uygulamanın özellikle hareket etmekte veya iletişim kurmakta zorlanan çocuklar için geliştirildiği anlatılıyor. Burada klasik butonlara basmak ya da fiziksel hareketler yapmak yerine, beynin ürettiği sinyaller üzerinden cihaz kontrolü sağlanıyor. Kafaya takılan özel bir cihaz aracılığıyla beyin dalgaları okunuyor ve belirli komutlar algılanabiliyor. Taşgın burada “cyborg” kavramına giriyor ve kitabında da bu konuya geniş yer verdiğini söylüyor. Vücuduna yapay bir araç eklenen kişilerin bazı çevrelerce “cyborg” olarak tanımlandığını ifade ediyor. Bu implantların protez, ortez veya doğrudan beyin-bilgisayar arayüzü şeklinde olabileceğini anlatıyor.

Bu sistemin özellikle bir çocuk üzerinde denendiği, yaklaşık 35 dolarlık aylık uygulama ücreti olduğu ve belirli kulaklıklarla çalışabildiği aktarılıyor. Taşgın ve Doğan, sistemin zihin okumadığını, yalnızca beyin dalgalarını tercüme ederek eyleme dönüştürdüğünü vurguluyorlar. Taşgın, Stephen Hawking örneğini vererek geçmişte çok pahalı ve özel imkanlarla yapılabilen şeylerin bugün giderek yaygınlaştığını söylüyor. Gelecekte konuşamayan insanların kendi sesleriyle yeniden konuşabilecekleri teknolojilerin ortaya çıkabileceğini, hatta görme kaybı yaşayan bireylerin de yeni bir görme biçimiyle dünyayı algılayabileceğini anlatıyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen insanların bugünkü yaşamlarını geleceğin teknolojileri uğruna kaçırmaması gerektiğini özellikle vurguluyor. “Hayatı bir kere yaşayabiliyoruz” diyerek teknolojik beklentilerin bugünü yaşamaya engel olmaması gerektiğini ifade ediyor.

 

Görme engelliler için implantlar bir umut mu?

Bir sonraki haberde ABD’de geliştirilen ve doğrudan beynin görme merkezine sinyal göndermeyi amaçlayan bir sistem konuşuluyor. Bu teknolojinin göz ve optik sinirleri devre dışı bırakarak doğrudan görme korteksine sinyal iletmeye çalıştığı anlatılıyor. Gözlükler üzerindeki kameralar aracılığıyla alınan görüntüler beyne aktarılıyor. Kullanıcı burada yine geleceğin görme teknolojileri üzerine konuşuyor ve özellikle Elon Musk’ın çalışmalarına değiniyor. Şu anki teknolojilerin gören insanlar gibi tam bir görme sağlamadığını, daha çok ışık, karartı ve temel şekil algısı oluşturduğunu anlatıyor. Ancak uzun vadede amaçlarının yalnızca kör bireyleri görmek değil, gören insanların da daha fazla görebilmesini sağlamak olduğunu söylüyor. Bunun aslında insan kapasitesini artırmaya yönelik transhümanist bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor.

Bu noktada zihin aktarımı, dijital ikizler ve yapay zekâyla kişilik simülasyonları gibi kavramlara da değiniliyor. İnsanların internette bıraktıkları dijital izlerin gelecekte kişilik simülasyonlarına dönüşebileceğini, hatta hayatını kaybetmiş insanların bile dijital ortamda varlığını sürdürebileceği senaryoların konuşulduğunu anlatıyorlar. Yapay zekânın artık tarihsel figürlerin konuşma biçimlerini taklit edecek düzeye geldiği örneği veriliyor. Burada Mustafa Kemal Atatürk üzerinden örnek verilerek yapay zekânın onun konuşma tarzını bile simüle edebildiği ifade ediliyor.

 

Görme engelliler için güvenli yaya navigasyonu

Programın bir başka önemli haberi ise şehir erişilebilirliğiyle ilgili oluyor. Finlandiya’da geliştirilen teslimat robotlarının görme engellilerin navigasyonuna katkı sağlayabilecek veriler ürettiği anlatılıyor. Bu robotların sensörler aracılığıyla çevredeki çukurları, ağaçları, rampaları ve diğer engelleri tespit edebildiği belirtiliyor. Bu verilerin de görme engellilerin kullandığı BlindSquare uygulamasına aktarılabildiği ifade ediliyor. Taşgın, BlindSquare uygulamasını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Uygulamanın “saat yönü” mantığıyla çalıştığını, örneğin “restoran saat 3 yönünde” diyerek kullanıcıya veri sunduğunu, yön kararını ise kullanıcının kendisine bıraktığını anlatıyor.

Teslimat robotlarının karşılaştığı fiziksel engellerin aslında görme engellilerin günlük yaşamda karşılaştığı sorunlarla aynı olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle robotların topladığı verilerin görme engelliler için de çok değerli olduğu belirtiliyor. Taşgın, bu sistemlerin yaygınlaşması halinde yaya navigasyonunun büyük ölçüde gelişeceğini düşünüyor. Robotların trafik ışıklarına basabilmesi, çevreyi analiz etmesi ve veri üretmesi gibi özelliklerin gelecekte erişilebilir şehir teknolojilerinin temelini oluşturabileceğini söylüyor.

 

Demans hastaları için akıllı gözlük

Programın ilerleyen bölümünde demans hastaları için geliştirilen yapay zekâ destekli akıllı gözlükler konuşuluyor. “Visby” adlı yapay zekâ asistanı kullanan bu sistemin kamera, mikrofon ve hoparlör içerdiği anlatılıyor. Gözlüklerin demans hastalarına günlük yaşamda sözlü yönlendirmeler yapabildiği, görevleri hatırlatabildiği ve gerektiğinde gözlük üzerinde yazılı uyarılar gösterebildiği ifade ediliyor. Bu projenin 1 milyon sterlinlik ödül kazandığı belirtiliyor. Taşgın burada yapay zekâ destekli gözlüklerin geleceği konusunda temkinli yaklaşıyor. Bazı giyilebilir teknolojilerin kısa süreli popülerlik yaşayıp unutulduğunu, ancak bazılarının kalıcı hale gelebildiğini söylüyor. Süleyman Doğan ise özellikle fabrika ortamlarında kalite kontrol gibi alanlarda bu gözlüklerin önemli avantajlar sağlayabileceğini ifade ediyor.

Taşgın, teknolojinin yalnızca hayatta kalmak değil “hayatın tadını çıkarmak” için de kullanılabileceğini vurguluyor. Demans hastalarının toplumda çoğu zaman “hayatı bitmiş insanlar” gibi görüldüğünü, oysa teknolojinin onların yaşam kalitesini artırabileceğini anlatıyor. Ancak yapay zekânın güvenilirliği konusunda ciddi kaygılar da dile getiriliyor. Yapay zekânın halüsinasyon üretme riskine dikkat çekiliyor. Örneğin gözlüğün kaynayan bir çayı “soğuk” olarak algılaması halinde ciddi tehlikeler oluşabileceği belirtiliyor. Ayrıca bu sistemlerin kullanıcı verilerini sürekli topladığı, bulut sistemlerinde depoladığı ve bunun etik sorunlar yaratabileceği ifade ediliyor. Taşgın, insanların internette zaten çok fazla veri paylaştığını ama yine de yapay zekânın gelecekte bu verileri nasıl işleyeceğinin önemli bir tartışma konusu olduğunu söylüyor.

 

OpenAI sesli asistanı ve erişilebilirlik

Programın bir diğer teknoloji haberi ise OpenAI’ın geliştiriciler için API üzerinden sunduğu gerçek zamanlı sesli yapay zekâ modelleri oluyor. Bu sistemlerin uygulamalara entegre edilerek kullanıcıyla sesli iletişim kurabildiği, konuşmayı yazıya dökebildiği, canlı çeviri yapabildiği ve çeşitli görevleri yerine getirebildiği anlatılıyor. Taşgın, özellikle ellerini kullanamayan bireyler açısından bunun büyük bir erişilebilirlik fırsatı sunduğunu düşünüyor. Sesli komutlarla görev başlatabilen, dijital asistan gibi davranabilen sistemlerin gelecekte çok önemli hale geleceğini söylüyor. Bu teknolojilerin akıllı ev sistemleri ve robotlarla entegre edildiğinde erişilebilirlik açısından çok büyük dönüşümler yaratabileceğini ifade ediyor.

 

5. Engelsiz Kütüphaneler Çalıştayı

Programın sonunda ise önemli bir duyuru yapılıyor. 15-16 Haziran tarihlerinde 5. Erişilebilir Kütüphaneler Çalıştayı’nın düzenleneceği açıklanıyor. Taşgın, Türkiye’de kütüphanecilik alanında hâlâ ciddi erişilebilirlik sorunları yaşandığını söylüyor. Özellikle yayıncılarla engelli örgütleri arasında tam bir uzlaşının oluşmadığını, Marakeş Sözleşmesi imzalanmasına rağmen Türkiye’nin uluslararası kitap dolaşımı konusunda gerekli bildirimleri yapmadığını anlatıyor. Bu nedenle yurt dışındaki erişilebilir kitapların Türkiye’de kullanılamadığını ifade ediyor. Ayrıca Milli Kütüphane’nin görme engellilere elektronik kitap sunma yükümlülüğünün tam anlamıyla uygulanamadığını, yapay zekâ destekli seslendirme projelerinde ise akademik kullanım açısından sorunlar bulunduğunu söylüyor. Bu nedenle erişilebilir kütüphaneler çalıştayı’nın çok önemli olduğunu ve ilgilenen herkesin engelsizbilişim.org adresi üzerinden kayıt yaptırarak katılım sağlaması gerektiğini vurguluyor.

Paylaş: