Deniz Göktaş’a göre asperger ve Celal Şengör
Bu videoda, son günlerde genç komedyen Deniz Göktaş’ın YouTube’da yayımlanan gösterisinin Türkiye gündeminde geniş yer bulduğu belirtilerek konuya giriş yapılıyor. Bu gösterinin siyaset, medya ve gündelik olaylar başta olmak üzere birçok başlığı hicvettiği, bazı kişiler tarafından son yılların en dikkat çekici politik komedi işlerinden biri olarak övüldüğü, bazı kişiler tarafından ise eleştirildiği ifade ediliyor.
Emre Taşgın, gösterinin tamamını henüz izlemediğini ancak özellikle Celal Şengör ve otizmle ilgili bölümün dikkatini çektiğini söylüyor. Bu nedenle önce Deniz Göktaş’ın Celal Şengör hakkındaki ilgili bölümünün izleneceği, ardından eşi Ayşegül Derin Taşgın ile birlikte bu bölümde söylenenlerin yorumlanacağı belirtiliyor.
Deniz Göktaş ne diyor?
Gösteriden aktarılan bölümde Deniz Göktaş, Celal Şengör’ün “özel bir durumu” olduğunu söyleyerek başlıyor. Ardından Celal Şengör’de muhtemelen Asperger sendromu bulunduğunu, Asperger’in otizm spektrumu içinde yer aldığını dile getiriyor. Ancak kendisinin birçok Aspergerli kişi gördüğünü ve hiçbirinin Celal Şengör gibi davranmadığını söyleyerek, Celal Şengör’ün durumunu genel olarak Aspergerli bireylerle özdeşleştirmemeye çalışıyor. Göktaş, Celal Şengör’ün zaman zaman tartışmalı açıklamalar yapmasını bu bağlamda ele alıyor. Örnek olarak darbe döneminde dışkı yedirilmesini işkence olarak görmediği yönündeki sözlerine ve “ben yedim, bokun tadı güzel” şeklindeki ifadesine değiniyor. Bir başka örnek olarak da Celal Şengör’ün bir öğrencisine dokunduğunu anlattığı anıya gönderme yapıyor. Göktaş, bu tür anıların kendisine kimse sormadan anlatıldığını, Celal Şengör’ün bunları ilginç ve anlatmaya değer bulduğunu, genel kültür programlarında konuyu kendisinin bu noktalara getirdiğini ifade ediyor.
Deniz Göktaş, bu noktada Fatih Altaylı’ya da gönderme yapıyor. Celal Şengör’ün tartışmalı sözlerinden sonra Fatih Altaylı’nın bu sözleri açıklamaya, toparlamaya veya savunmaya çalıştığını ima ediyor. Özellikle “Celal’in Asperger’i var” denilerek Celal Şengör’e bir tür koruma alanı açıldığını söylüyor. Göktaş’a göre, Celal Şengör ağzını tutamayan, çok tartışmalı ifadeler kullanabilen ama buna rağmen başına ciddi bir iş gelmeyen biri olarak sunuluyor. Buradan hareketle “benim Asperger’im işini bilir” anlamına gelen alaycı bir değerlendirme yapılıyor. Bu bölümde Göktaş’ın temel eleştirisi, Asperger’in veya otizm spektrumunda olmanın Celal Şengör’e yönelik eleştirileri bertaraf eden bir gerekçe gibi kullanılmasına yöneliyor.
Asperger istismar mı ediliyor?
Bu bölümün ardından videoda otizmin bir spektrum olduğu açıklanıyor. Asperger’in de bu spektrum içinde yer aldığı, toplumda Asperger denildiğinde çoğu kişinin aklına genellikle yüksek zekâ, sıra dışı yetenekler veya dışarıdan hemen fark edilmeyen bir farklılık geldiği belirtiliyor. Bu bağlamda “Mucize Doktor” dizisindeki Ali Vefa karakteri örnek veriliyor. Ali Vefa’nın herkesten önce teşhis koyabilen, üstün zekâlı ve hayranlık uyandıran bir karakter olarak sunulduğu hatırlatılıyor. Ancak burada otizm ve Asperger konusunda daha ayrıntılı bilgiyi bu alanda çalışan uzmanların verebileceği de özellikle belirtiliyor. Ardından temel soru ortaya konuyor: Asperger sendromu bulunan herkes için “atış serbest” midir? Aspergerli biri ne söylerse kabul edilmek zorunda mıdır? Bu noktada Ayşegül’e görüşü soruluyor.
Her şeyin mizahı yapılmaz
Ayşegül, ilk olarak Ali Vefa karakteri üzerinden bir karşılaştırma yapıyor. Ali Vefa’nın kimseyi ellemediğini, eğer böyle bir şey yapsaydı hastaneden atılacağını söylüyor. Buradaki vurgu, otizmli veya Aspergerli bir bireyin sınır ihlali yapmasının otomatik olarak mazur görülemeyeceği yönünde. Ayşegül, Türkiye’de başka otizmli veya Aspergerli bilim insanları da bulunduğunu, onların benzer şeyler söylemesi ya da yapması hâlinde muhtemelen linç edileceklerini ifade ediyor. Bu nedenle Celal Şengör’e yönelik yaklaşımın yalnızca Asperger ile açıklanamayacağını, kişinin statüsüne, toplumsal konumuna ve sahip olduğu itibara göre değişen bir muamele olduğunu dile getiriyor. Ona göre, “öğrencime dokundum” demek veya “bokun tadı güzel” demek gibi ifadelerin toplumdaki karşılığı, söyleyen kişinin kim olduğuna göre farklılaşabiliyor.
Ayşegül’ün özellikle altını çizdiği ikinci nokta, bir otizmli, Aspergerli ya da herhangi bir engelli bireyin başka bir kişiye istediği gibi dokunabilmesi veya sınır ihlali yapabilmesi fikrinden komedi üretilmemesi gerektiği. Ona göre bu konu bir komedi malzemesi değildir. Engellilik veya nöroçeşitlilik, bir kişinin taciz, sınır ihlali ya da suç niteliğindeki davranışlarını meşrulaştıran bir alan hâline getirilmemelidir. Aynı zamanda bu meseleye mizah üzerinden yaklaşırken, otizmli ve Aspergerli bireylerin tamamını damgalayacak veya yanlış temsil edecek bir dil kurulmasından da kaçınılmalıdır.
Bütün aspergerliler Celal Şengör gibi değil mi?
Emre Taşgın, Deniz Göktaş’ın Celal Şengör’e yönelik sert ve küfürlü girişinden sonra aslında “bütün Aspergerliler böyle değil” mesajını verdiğini belirtiyor. Yani Göktaş’ın bir yandan Celal Şengör’ü hedef alırken diğer yandan Aspergerli bireylerin tamamına laf etmediğini özellikle göstermeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu, “beni linçlemeyin, ben Asperger’e değil Celal Şengör’e ve onun etrafında kurulan koruma zırhına laf söylüyorum” şeklinde yorumlanıyor. Devamında Göktaş’ın asıl eleştirisinin, Celal Şengör’e Asperger üzerinden bir dokunulmazlık zırhı kazandırılması olduğu belirtiliyor. Fatih Altaylı örneği de bu bağlamda ele alınıyor. Fatih Altaylı’nın Celal Şengör ne söylerse söylesin, bunu onun Aspergerli olmasıyla açıklamaya ve yumuşatmaya çalıştığı aktarılıyor.
Buradan hareketle engelliliğin bu tür durumlarda istismar edilip edilmediği sorusu gündeme getiriliyor. “Onun otizmi var”, “Aspergerli zaten”, “o yüzden hoş görün”, “öyle olmasaydı böyle demezdi” gibi açıklamaların, kimi zaman kişinin davranışlarını sorumluluk alanının dışına çıkardığı ifade ediliyor. Taşgın, Celal Şengör’ün kendisinin bu durumu ne kadar umursadığını bilmediğini de özellikle belirtiyor. Celal Şengör’ün “nasıl olsa Aspergerliyim, istediğimi söylerim” gibi bir düşünceyle hareket ettiğinden emin olmadığını, hatta böyle bir kaygı taşımadan aklına geleni doğrudan söylediği izlenimi verdiğini dile getiriyor. Aynı şekilde Celal Şengör’ün “ben ne söylersem söyleyeyim çevremdekiler beni toparlar, Asperger üzerinden savunurlar” diye bilinçli bir hesap yaptığını da söylemenin mümkün olmadığını ifade ediyor. Ancak bu davranışların Asperger ile ne kadar ilişkili olduğu konusunu uzmanların değerlendirmesi gerektiğini de ekliyor.
Engelliler de suç işleyebilir
Ayşegül ise meselenin tartışılması gereken daha geniş bir boyutu olduğunu söylüyor. Bir Aspergerli, otizmli, engelli ya da herhangi bir farklılığı olan bireyin suç işleme özgürlüğünün neye göre değerlendirileceği sorusunu öne çıkarıyor. Farklılık durumunun hem kişinin kendisi tarafından hem de çevresi tarafından istismar edilebildiğini belirtiyor. Örnek olarak bazı kör erkeklerin, birinin koluna girdiklerinde bu fiziksel yakınlığı taciz amacıyla kullanabildiklerini söylüyor. Bu örnek üzerinden, engelli kişinin, hasta kişinin ya da farklılık durumuna sahip kişinin konumunu kötüye kullanabileceği gibi, çevresindekilerin de o kişinin farklılığını bir savunma gerekçesi hâline getirebileceğini anlatıyor. Celal Şengör özelinde de onun kendi tutumunu bilmediklerini, ancak çevresindekilerin “onun otizmi var”, “onun özel durumu var” diyerek davranışlarını açıklamaya çalıştıklarını ifade ediyor.
Bu noktada yalnızca Fatih Altaylı’ya odaklanmanın yeterli olup olmadığı da tartışılıyor. Taşgın, Deniz Göktaş’ın Fatih Altaylı’nın popülerliği nedeniyle onun üzerinden yürüdüğünü söylüyor. Ayşegül ise bunun daha geniş bir tartışma başlığı olduğunu belirtiyor. Farklılık durumu olan bireylerin suçsuzlaştırılması, masumlaştırılması ve hatta cinsiyetsizleştirilmesi gerektiği varsayımının problemli olduğunu vurguluyor. Engelli bireylerin veya nöroçeşitlilik kapsamındaki bireylerin de toplumsal sorumlulukları, sınırları ve hesap verebilirlikleri olduğu; bu kişileri tamamen masum, tamamen zararsız veya cinsiyetsiz varlıklar gibi konumlandırmanın doğru olmadığı anlatılıyor. Bu yaklaşımın bir yandan kişiyi sorumluluktan muaf tutarken diğer yandan onu tam bir birey olarak görmeyen başka bir ayrımcılık biçimine dönüşebileceği ima ediliyor.
Küfür komedi değildir
Ayşegül son olarak iki önemli vurgu yapıyor. Birincisi, bu konunun hiçbir şekilde bir komedi malzemesi olmaması gerektiği. İkincisi, küfrün kendi başına komedi olmadığı. Ona göre Deniz Göktaş, kendi üslubuyla aslında “Celal Şengör Asperger’in arkasına sığınıyor ya da çevresi onu Asperger üzerinden koruyor; ama Asperger böyle bir şey değil” demeye çalışıyor olabilir. Ancak bunu yaparken meseleyi daha çarpıcı, daha ilgi çekici ve daha sert bir üsluba taşıdığı değerlendiriliyor.
