|

Engellilerin gündemi (15. bölüm)

 

Bu sayfada Engellilerin gündemi yayınının 15. bölümüne ait videoya ve yazılı dökümüne ulaşabilirsiniz.

 

Yazılı döküm

Merhabalar değerli izleyicilerimiz,

 

Engellilerin Gündemi yayınının 15. bölümüyle sizlerle birlikteyiz. Hepiniz hoş geldiniz. Bu haftaya özel olarak “Engellilerin Gündemi” programını cuma değil, pazar günü yayınlıyoruz. Çünkü hatırlayacağınız üzere, 2 gün önce cuma akşamı Aşık Veysel özel canlı yayını yapmıştık. Sevgili Ali Öztürk ve Oğuz Akkaya dostlarımla gerçekleştirdiğimiz 3 saatlik yoğun bir program olmuştu. Aşık Veysel’i her yönüyle ele almıştık. Ben de program o gün gerçekleştiği için “Engellilerin Gündemi” yayınını pazar gününe almayı uygun buldum. Ama bu sadece içerisinde bulunduğumuz haftaya özel bir durum olacak. Bundan sonraki haftalarda yine 2 haftada bir cuma akşamları “Engellilerin Gündemi”ni sizlerle buluşturacağız. Bugün, 9 Mart’tan bugüne kadar gelen süreçte engellilik alanında neler yaşandı, neler konuşuldu, hangi konular gündem oldu birlikte değerlendireceğiz ve yorumlayacağız. Sizler de bu videoyu beğenerek, yorumlayarak ve paylaşarak bana destek olabilirsiniz. Kanala abone olarak hem bundan sonra yayınlanacak videolardan anlık olarak haberdar olabilirsiniz hem de motivasyonumu arttırabilirsiniz. Açıklama bölümünde her haberin linki var. Eğer haberle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz linke tıklarsınız ve ayrıntıları okursunuz. Yeni açıklamalar bölümünde yer alan zaman damgalarına tıklayarak merak ettiğiniz habere doğrudan gidebilirsiniz. O haberle ilgili yorumları alabilirsiniz. Video içinde bu şekilde erişilebilir biçimde hareket edebilirsiniz. Isterseniz başlayalım.

 

ÖTV istisnasıyla engelli aracı alınması

Geçtiğimiz programımızda da konuşmuştuk, OTV indirimi son zamanlarda çok gündem oluyor. Şubat ayı sonu itibariyle satılan araçların üçte biri, yani 45 bini engelli aracıymış. Değerli izleyiciler, bu özellikle ekonomi gündeminde ve otomobil dünyasında çok konuşulmaya başlandı. Acaba niye bu kadar oluyor, niye engelli aracı sayısında artış var diye. Bir defa yılbaşında dışında limit artırımı olduğu için 1.591.000 TL civarına yükseldi. Önceki yıla göre önemli bir artış oldu. Haliyle engelliler de bu aylar içerisinde araçlarını alıyorlar. İlerleyen aylarda bu satışlar azalacaktır. Çünkü araç fiyatları artarsa 1.591.000 TL civarında araç bulmak zorlaşacaktır. Bunun sebeplerinden bir tanesi bu. Yani yılın ilk aylarında engelli araçlarını almak daha ekonomik olarak mantıklı oluyor ve daha fazla seçenek bulunabiliyor. Fakat genellikle istismar boyutuna dikkat çekiliyor. Biz bir önceki videoda şunu söylemiştik, bazı statü sahipleri engellilerin tırnak içerisinde “lüks” araçları almalarını, içlerini sindiremiyorlar. Kendilerini denk görmüyorlar. Engellilerin kullandığı araçlarla kendilerinin kullandığı araçlar aynı olması onların hoşuna gitmiyor demiştik, işin bir boyutu bu. Bu hâlâ benim düşündüğüm bir şey. İşin istismar boyutu var mıdır, olabilir. Her hakla ilgili istismar konusu gündeme gelir ama bu hakla ilgili devlet sorunu çözmekle mükelleftir. Devlet ortada bir istismar tespit ediyorsa bunun önlemini de alacaktır. Öte yandan özellikle tertibatlı araç kullananlar 1.591.000 TL civarında araç bulamadıklarından yakınıyorlar. Yani engelliler de bu limitin bu şekilde olmasından memnun değil. Diyorlar ki biz eski aracımızı sattık fakat kendimize uygun, tekerlekli sandalyelerimizi koyabileceğimiz genişlikte bir araç bulamıyoruz. Mağduruz diyorlar. Yani OTV limitinden engelliler de sanki memnunmuş gibi, bugünü bekliyormuş ve hepsi birden hücum etmişler araç almak için gibi bir algı oluşuyor. Böyle bir durum yok. Özellikle tertibatlı araç almak isteyenler şu anda ciddi mağduriyet yaşıyorlar. İsmet Berkan, Karar gazetesinden bir yazar ve bu konuyu dikkat çekmiş. Köşesinde yazdığı bir bölümünü aldım. Demiş ki yazının son bölümünde: “Peki ne yapsın Devlet, engellilerin daha kolay ve ucuza araç almasını engellesin mi? Hayır, elbette bunu yapmasın, hatta bence ÖTV muafiyeti konusunda üst sınır koymaktan bile vazgeçsin ama bu teşviki veya ayrıcalığı akıllıca uygulasın. En önemlisi, otomobiller üzerindeki fahiş vergileri normale indirsin. Vatandaşı, daha ucuza otomobil alabilmek için ahlak dışına çıkmaya teşvik etmekten vazgeçsin.” Aslında son cümle çok kritik. Yani araçlar üzerinde o kadar fahiş vergiler var ki, bazı kesimlere uygulanan bir takım avantajlar genel içerisinde hoşnutsuzluk yaratıyor. Böyle şeyler ekonomik krizlerde gündem olur. Bunlar birkaç sene öncesine kadar pek fazla konuşulan şeyler değildi ama bugün insanlar araçlarını rahatlıkla değiştiremiyorlar ve bu şartlar altında engellilerin ÖTV indirimiyle ile araçlarını alabilmeleri onları rahatsız ediyor. Göze batıyor. İşte ekonomik kriz durumlarından en fazla etkilenen kesimlerden birisi engellilerdir derken bundan da bahsediyoruz. Çok fazla değişken burada rol oynayabiliyor. Ama şu görülüyor, biz ilerleyen haftalarda ÖTV konusunu doğrudan ele alan bir program yapacağız. Bir alan uzmanı gelecek. Bize ÖTV’de karşılaşılan sorunlar neler, ondan bahsedecek. Engellilerin bakış açısıyla bunun nasıl değişebileceği üzerine değerlendirmelerde bulunacak ve bu istismar konusuyla ilgili neler yapılabilir onu konuşacağız. Bu anlaşılıyor. Böyle bir yayın planlamaya çalışacağım, söz vermeyeyim ama böyle bir şey olacak ilerleyen haftalarda.

 

Bakan Mehmet Şimşek’in kamuya istihdam açıklaması ve EKPSS atamaları

Geride bıraktığımız haftada Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek çok önemli bir açıklama yaptı. Dedi ki, kamuya ne kadar kişi emekli olacaksa onların yerine eleman alacağız. Kamuya istihdamı bu şekilde sağlayacağız. Tasarrufu böyle gerçekleştireceğiz minvalinde açıklamalarda bulundu. Isterseniz Şimşek’in ne dediğini kendi ağzından duyalım: “Bu sene bakın sadece emekli olanların yerine eleman alımı prensibi getirildi. Alamayacaklar, sağlık hariç. Sağlıkta çünkü yeni hastaneler devreye giriyor. Sağlıkta bir istisna yaptık. Bakın onun dışında hiçbir bakanlığa, personel noktasında emekli olanların ötesinde eleman alımını biz kısıtladık. Tasarrufun özü kamunun genişlememesidir.”

Bu açıklamaların ardından EKPSS’ye girecek engelli adaylarda bir kaygı oluştu. Acaba EKPSS yoluyla engelli memur ataması olur mu? Kamuya yeni atamalar ne zaman gerçekleşir? Gibi sorular gündem olmaya başladı ve bazı yorumlar gördüm. Youtube’da da var. Farklı sosyal medya platformlarında da yapılıyor.” Bu engelli atamalarını etkilemeyecek, endişeye kapılmayın. Bakan bunların dışında şeylerden bahsediyor, sabit olan engelli ataması gibi, gazi atamaları gibi şeyler etkilenmeyecek bundan.” Deniliyor. Ya bu arkadaşlar farklı yerde yaşıyorlar ya ben bu yorumlardan başka şeyler anlıyorum. Değerli arkadaşlar, Bakan’ın söylediği çok net. Diyor ki, kamuya bundan sonra yeni istihdamda emekliler ne kadarsa o kadar kişi alınacak. Bu şu demek. Evet, yeni atamalar gerçekleşecek. KPSS yoluyla, farklı sınavlar yoluyla atamalar olacak. Fakat sayılar tatmin edici olmayacak. 2 yıldır tweet etkinlikleri yapılıyor. Engelliye 10.000 atama, 12.000 atama diye. Böyle rakamlar hiçbir zaman olmadı da, bundan sonra da olmayacak, göremeyeceksiniz. Sayın Bakan’ın açıklaması bunu bize gösteriyor. Yani, EKPSS Nisan ayında gerçekleşecek ve sonuçlar hemen açıklanacak, ardından da atamalar mı gerçekleşecek? Böyle mi umuyorsunuz? Beklentiniz bu yönde mi? Bana kalırsa, böyle olmayacak. Ben en iyi ihtimalle, yıl sonuna yakın atamaların gerçekleşeceğini, en azından takvimin açıklanacağını düşünüyorum. Çünkü bu sene bir atama yapıldı Ocak ayında. Ha diyeceksiniz ki, bu önceki EKPSS ile yapıldı ama devlet buna bakmayacak, diyecek ki ben 2024 yılında EKPSS yoluyla engelli ataması gerçekleştirdim. Bunu daha önceki yıllarda da söyledi zaten. Farkındaysanız, bundan sonra 2028 yılına kadar seçim yok. Dolayısıyla lobi yapmak zorunda. Engelliler, gerçekten hak ettikleri sayıda atama yapılmasını istiyorlarsa, ciddi kampanya çalışmaları yürütecekler. Belki bu şekilde, beklentilerine yakın bir atamanın yapılmasını sağlayabilirler. Ben tekrar söyleyeyim, evet, EKPSS Nisan ayında yapılacak ama onun hemen akabinde yeni bir atama yapılacağı beklentisi içerisinde değilim. Bir ihtimalle, belki engelli öğretmen ataması yapılabilir. Çünkü bu atamalar ÖSYM tarafından yapılmıyor. Milli Eğitim, kendi atamasını ayrı yapıyor. Ama bu atamalar olsa bile, geçen yılki gibi 4000 civarında engelli öğretmen ataması olmayacak. Geçen sene, öğretmen olmak için bütün engellileri aldılar. Bana kalırsa, bu da tartışılır bir karardı, onu ayrı bir programla konuşuruz ama bu sene öyle 4000 civarında bir engelli öğretmen ataması da olmayacak. Kamuya memur ataması içinse, benim iyimser beklentim, yıl sonuna doğru takvim açıklanır ve gelecek yıl böyle bir atama yapılır düşüncesindeyim. Yanılır mıyım? Yanılırsam da, yanıldım derim. Hatta, engellilerin gündeminde de konuşurum. Derim ki, ben böyle söylemiştim. Bakan’ın açıklaması bunu gösteriyordu. Ben bunu anlıyordum ama yanıldım derim. Şayet Sayın Bakan bunu uygulayabilirse, böyle olacak. Yalnız burada da bazı değişkenler var. Çünkü Bakan Mehmet Şimşek’in, kamuda tasarrufla ilgili birçok söylemi oldu. Fakat bunun ne kadar uygulandığı konusunu, siz değerli izleyicilerimizin takdirine bırakıyorum. Eğer Bakan’ın 2024 yılında Sağlık Bakanlığı haricindeki kamu kurumlarına istihdamla ilgili söylediklerini uygulama şansı olursa, benim bu söylediklerim gerçekleşir. Veya Sayın Bakan görevde kalırsa, bu söylediğim beklenti gerçeğe dönüşebilir. Aksi durumlarda, örneğin Sayın Bakan’ın görevde kalmaması veya Sayın Şimşek’in söylediği şeylerin kamuda geçerli olmaması durumunda, tabii ki farklı senaryolar gündeme gelebilir. Fakat şartlar bugünkü gibi devam ederse ve Bakan Mehmet Şimşek söylediğini uygulayabilirse, ben gelecek yılın başından önce yeni bir EKPSS ataması beklemiyorum. Ne yaşanacağını hep birlikte göreceğiz.

 

CHP ve İyi Parti, evde bakım ücreti ve engelli aylığını TBMM’ye getirdi

CHP ve İYİ Parti, Meclis’te engelli aylıkları ve bakım ücretiyle ilgili gündem oluşturuyorlar. CHP’ye bakalım. CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, bir soru önergesi vermiş Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a cevaplaması için. Şöyle söylüyor: “2024 Ocak itibariyle, engel oranı %40 ila %69 arasında olan kişilere aylık 2797 TL, engel oranı %70 ve üzerinde olanlara ise 4196 TL destek sağlanıyor. 65 yaş üzerinde olan ve herhangi bir sosyal güvencesi bulunmayan, maddi durumu yetersiz yurttaşlara da 65 yaş aylığı bağlanıyor. Bu desteğin tutarı ise, Ocak 2024 itibariyle 3504 TL olarak belirlendi. Ancak, asgari ücretin çok altında olan bu tutarlar, engellilerin yaşamlarını sürdürmesine yetmiyor.”

İYİ Parti’ye de bakalım, onlar da bir teklif sundular Meclise. İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu teklif verdikten sonra, bazı engellilerle birlikte bir basın açıklaması yapmış Mecliste. Şöyle bir manşet koyulmuş: “5 milyon engelli yurttaşımızın, devletimizin ilişkisel bağlamının dışında olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.” Biraz dolaylı bir anlatımı olmuş ama ne demek istediğini aşağı yukarı anlayabiliyoruz. Yani, 5 milyon engelli, devletin yaşam şartlarının dışında kalan imkanlarla geçinmeye çalışıyor demek istemiş. Ancak biraz karmaşık geldi bana, yine de ne demek istediği anlaşılıyor. Detaylarına bakalım Sayın Zorlu’nun söylediklerinin: “Gösterge rakamlarındaki değişiklik ve Sosyal Hizmetler Kanunu’nda asgari ücret endeksini getirmek suretiyle evde bakım ayrılığını 12.750 TL’ye çıkaracak düzeye getiriyoruz. 2022 sayılı kanunda 3 kalemde maaş alan muhtaç engellilerimizin ücretlerinin %50 artışla 7.000 TL düzeyine getirilmesini teklif ediyoruz.” Hem CHP hem İYİ Parti, yani muhalefette bulunan iki parti, engellilerin geçim sıkıntısını Meclis’e farklı şekillerde ve yöntemlerle getirmişler. Bakın, programın başından beri ekonomi konuşuyoruz. Farkında mısınız? Zaten ülkenin birinci sorunu bana kalırsa ekonomi ve biz ne diyoruz? Ekonominin kötü gidişatından en fazla etkilenen kesimlerden birisi engellilerdir. Çünkü onların ihtiyaçlarının temelinde bütçe vardır. İhtiyaçlarımız farklılık gösteriyor. Kimimizin ki öz bakımla ilgili oluyor, kimimizin ki erişilebilirlikle ilgili oluyor. Ama bir şekilde biz, yeti yitimi olmayan kişilere göre, yani kamu diliyle konuşacak olursak engelli olmayanlara göre daha fazla para harcamak zorunda kalabiliyoruz. Ve böyle destekler alamadığımız zaman veya bunların tutarı yetersiz olduğu zaman, o zaman yaşam şartlarımız ciddi derecede etkilenebiliyor. Bazılarımızın sağlık sorunları da artabiliyor. İşte bu nedenlerle, sözü edilen evde bakım ücretinin ve çalışmayan engellilerin maaşlarında artış yapılması gerekiyor. Mevcut miktarları az önce CHP Milletvekili’nin açıklamasında göstermiştim sizlere. Dolayısıyla bu konuda düzenleme yapılması gerekiyor. Fakat yakın zamanda böyle bir adım atılacağı beklentisi içerisinde değilim. Sonuçta İYİ Parti’nin verdiği teklif kabul edilmeyecek. Belki bir tasarrufu olur mu Hükümetin, bu konuda ilerleyen aylarda onu da göreceğiz hep birlikte. Fakat tekrar vurgulamak istiyorum, programın başından beri konuştuğumuz şey, farkındaysanız, ekonomi ve muhtemelen ilerleyen haftalarda biz daha çok ekonomi konuşacağız.

 

Down sendromlu öğrenci okula gidemiyor

21 Mart tarihi Dünya Down Sendromlular günü’ydü. Bu tarihe yakın günlerde basında bir haber yer aldı. İstanbul Esenyurt’ta Yusuf Özvatan Ortaokulu’nda eğitim gören 12 yaşındaki Nisa P., her ay ödemesi devlet tarafından yapılan servis şoförünün “fabrikadaki işçilerin çıkış saatlerinde yetişemiyorum” diyerek kendisini almaması nedeniyle uzun süredir okuluna devam edemiyor. Kızının okulundan mahrum kalmasına isyan eden anne, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e çağrıda bulunarak, “Milli Eğitim Bakanımıza çağrıda bulunuyorum. Diyorum ki, kızım için çalacak başka kapı kalmadı. Lütfen bu konuya bir el atsınlar” dedi. Öncelikle şunu söyleyelim, özel eğitim öğrencilerinin servis ücretleri kamu tarafından ödeniyor. Yani ücretsiz servis imkanlarından yararlandırılıyorlar. Fakat son zamanlarda özel eğitim öğrencilerinin servisle taşıması konusunda bazı il ve ilçelerde sorunlar yaşanıyor. Şoförlerle il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri arasında uyuşmazlıklar çıkabiliyor. Bu da böyle bir şeyin sonucu olabilir. Belki şoför aldığı ücreti beğenmiyordur. Belki daha başka şeyler vardır ve sonuç itibariyle de bu tür sorunlar yaşanıyordur. Özel eğitim öğrencileri son zamanlarda ücretsiz servis imkanlarından yararlanırken ciddi problemlerle karşılaşabiliyorlar. Bu Down sendromlu öğrencinin başına gelen de böyle bir şey olsa gerek. Özellikle sene başlarında bu tür konular medyada çok fazla gündem oluyordu, hatırlayabilirsiniz. Belki bu da benzer bir olayı ikinci dönemin ortasına gelmişken yaşamamızdır. Hem de Down Sendromlular Günü’ne yakın bir tarihte bu konunun gündem olması da ayrıca ilgi çekici olmuş. Çarpıcı olmuş. Umarım bu öğrencimizin servis sorunu çözülür. Mevzuatı olağan şartlarda uygulamak kolaydır. Bir parça asıl önemli olan biraz işler yolunda gitmediği zaman uygulamaktır. Gerekli tedbirleri almaktır. Varsa bu mevzuatı suistimal edenler, yasa dışına çıkanlar onlara karşı cezai yaptırım uygulayabilmektir. Dengeleri tutturabilmektir, işte bunu sağlamak lazım. Kimse eğitim hakkından servis nedeniyle mahrum kalmamalıdır. Ben de bu haberle ilgili son olarak bunu söylemiş olayım.

 

Otizmli öğrenciye şiddet

Engellilerin gündemi yayınını sürekli olarak izleyen takipçilerimiz bilirler. Önceki haftalarda İstanbul’da otizmli bir öğrenciye şiddet vakasını gündeme getirmiştim. Kadir A. isimli öğrenci bir spor okulunda şiddete uğramıştı. Bu konuda bir iddiası vardı ailenin ve yargı yoluna başvurmuştu. Bu süreçte tutuklanan eğitmen, mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Veysel Bağırsakçı’nın mahkemedeki savunmasından bir bölüme bakalım isterseniz: “Kadir’le oyun oynuyorduk, sözlerimi dinlemiyordu. Alanda eğitim gören başka öğrenciler vardı, onu baş başa kalabileceğimiz soyunma odasına götürdüm. Beni orada da dinlemediği için içi boş plastik eğitim çubuğuyla 2 kez sol omzuna vurdum. Olaydan sonra pişman olduğumu söyledim. Vücudumdaki diğer yaralanmaları ben yapmadım. Kurumda çalışan 2 farklı hocadan daha ağır şiddet gördüğünü biliyorum. Benim vurduğum eğitim çubuğu iz bırakacak düzeyde değildir.” Bu savunmayı nereden alalım? Gerçekten çok acı, otizmli bir öğrencinin şiddete uğramasıyla ilgili biz sürekli olarak haberler görüyoruz zaten. Açıkçası bu artık istisna olmaktan, münferit olmaktan çıktı da bu savunma çok feci. Bu eğitmen bir üniversite öğrencisi, üçüncü sınıfta. Diyor ki zaten Kadir şiddete uğruyor. Yani aslında alt metin şu: Ben diğer eğitmenlerin Kadir’e veya daha başkalarına da olabilir, şiddet uygulamalarından cesaret alarak böyle bir şey yaptım. Onlardan örnek aldım, onların yaptığını uyguladım. Eğer onlar yapıyorlarsa ve bir şey olmuyorsa ben de yapabilirim diye düşündüm diyor. Böyle bir haddi kendimde bulabildim diyor. Durumun vahametinin farkındasınız değil mi? Zaten başkaları da onunla şiddet uyguluyordu. Ben onların yanında çok basit bir eylemde bulundum diyor aslında. O yüzden bu savunma çok tehlikeli. Ne yapmak gerekiyor? Bu tür özel eğitim okullarında eğitim verecek kişilerin gerçekten sağlam bir formasyon alması gerekiyor özel eğitim alanında. Spor öğreticiliği de yapsa, otizmli öğrencilerle nasıl iletişim kuracağı konusunda güçlendirilmesi gerekiyor. Önüne gelen herkesi siz böyle okullarda görevlendiremezsiniz. Gerçekten bu tür okulların asıl niyeti nitelikli eğitim vermek midir yoksa başka farklı maksatları mı vardır? Biz burada niyet okuyuculuğu yapmayalım, yine yorumu siz değerli izleyicilere bırakalım. Biz sadece biraz farklı sorular sorarak sizlerin kendi değerlendirmelerinizi yapmanızı kolaylaştıralım. Fakat Veysel Bağırsakçı’nın açıklamaları bana böyle düşündürttü. ‘Ben diğer eğitmenlerden cesaret aldım, ben de vurdum. İşim buraya geleceğini de düşünmedim.’ demiş ya. Yani olay bu kadar basit, değerli izleyiciler. O yüzden bu tür mekanların eğitim kurumlarının ciddi şekilde denetlenmesi ve orada çalışan öğreticilerin de yeniden ele alınması gerekiyor. Özel eğitim konusunda engelli öğrencilerle iletişim konusunda, hele otizm gibi iletişimi çok daha dikkatli yürütülmesi gereken bir alanda, güçlenmesi gerektiğini söylememiz gerekiyor.

 

İşitme Engelliler Kış Olimpiyatları

Yine bundan önceki programlarda İşitme Engelliler Kış Olimpiyatları’ndan bahsetmiştik. Erzurum’da gerçekleştiğini söylemiştik. Bizim ‘Engellilerin Gündemi’ programını sürekli olarak takip edenler, önceki haftalarda başlayan olayların takibini yaptığımızı, bir başka deyişle gazetecilik deyimiyle fikri takibi önemsediğimizi görürler. Biz Erzurum’daki İşitme Engelliler Kış Olimpiyatları’yla ilgili üçüncü defa haber yapıyoruz. Daha doğrusu var olan haberi gündeme getiriyoruz. Yoksa biz kendimiz sıfırdan haber yapmıyoruz, kolay kolay böyle bir imkanımız yok. Tabii ki biz medyadaki haberleri burada gündeme getiriyoruz ve kendi bakışımızı ortaya koymaya çalışıyoruz. Şimdi olimpiyatlar bitti, tamamlandı. Fakat biz Türkiye olarak hiçbir madalya alamamışız. Ev sahibi olduğumuz halde bir madalya alma başarısı elde edememişiz. Peki kimler ne kadar madalya almış onlara bakalım. Madalya sıralamasında Çin, genel toplamda 20 madalya ile birinci olmuş. Altın madalyada ise 18 madalya ile Ukrayna ilk sırada yer aldı. Birden fazla madalya kazanan ülkelere baktığımızda Ukrayna 9 altın, 5 gümüş, 4 bronz; Çin, 7 altın, 7 gümüş, 6 bronz; Avustralya 6 altın, 1 gümüş, 3 bronz; Polonya 5 altın, 2 gümüş; İtalya, 1 altın, 3 gümüş, 2 bronz; Fransa, 1 altın, 2 gümüş, 5 bronz madalya almışlar. Değerli izleyiciler, spor yazarı Recep Çınar da bu konuyu eleştiriyor. ‘Neden biz ev sahibi olduğumuz bir turnuvada sıfır madalya alıyoruz? Savaş şartlarıyla boğuşan Ukrayna başa oynarken biz neden bu tür imkanlarımız olduğu halde başarılı olamıyoruz?’ diye sormuş. Köşesinde ayrıca organizasyonu da eleştirmiş, devlet yöneticilerinin İşitme Engelliler Kış Olimpiyatları’na sahip çıkmadığını belirtmiş. Biz daha önceki programlarımızda demiştik ki Amerika, İsveç gibi ülkeler güvenliği gerekçe göstererek bu olimpiyatlara gelmemişlerdi ve hatta ceza almışlardı. Bunu ifade etmiştik. Daha önce Samsun’da bir İşitme Engelliler Olimpiyatı düzenlendi. Onun ülkeye tanıtımı çok fazla oldu demiştik. Biz şimdi tabii Erzurum’a gitmedik. Kim geldi, kim gelmedi bilmiyoruz. Tabii ki bu konuyu gündeme alan çok fazla yazı da okumuyoruz. Yani Recep Çınar’ın söyledikleri önemli. Bakalım Çınar ne söylemiş? Bir kısmını alıntıladık. ‘Kimse kusura bakmasın. Dünyanın bir diğer ucundan Erzurum’a gelen ülkeler ve sporcular madalya heyecanı yaşarken bizim ülkemizden bir tek yetkilinin Erzurum’da ne açılışta ne de kapanışta olmamasını kime nasıl izah edeceğiz? Genel Müdür Yardımcısı Murat Kocakaya hariç, Garibim her tarafa o koşturuyor. Bakan Osman Aşkın Bağ’ı anlayabilirim, neden mi? Önümüzde bir seçim var, dolayısıyla da başını kaşıyacak zamanı yok, eyvallah. ya diğerleri?’ Sayın Çınar böyle sormuş. Konuyla ilgili daha detaylı okuma yapmak isterseniz de açıklama bölümünde ben bu yazının linkini verdim. Oraya gidebilirsiniz. Çünkü Çınar’ın başka tespitleri de var, ilginizi çekiyorsa okumanızı tavsiye ediyorum. Bizim engellilik alanındaki sporlara daha fazla eğilmemiz gerekiyor. Engellilik dışı organizasyonlara verdiğimiz değeri bu gruba da göstermemiz gerekiyor. Aslında bazı branşlarda bazı engel gruplarının ciddi başarılar elde ettiğini görüyoruz. Fakat onların da yine takdir edilme noktasında, örneğin sıfır çeken futbol milli takımı kadar değer görmediğini de biliyoruz.

 

Ankara’da 4 çocuğa cinsel istismar

Değerli izleyiciler, şimdiki haberimiz oldukça mide bulandırıcı. Ankara’da 4 çocuğa cinsel taciz olayı yaşandı. Sokakta oynayan 4 çocuğu yardım etmeleri bahanesiyle evin bodrumuna indirip cinsel istismar girişiminde bulunan ve birinin cinsel organını ısırarak koparan görme engelli Evren Demirci, 111 yıla kadar hapisle yargılandığı davada savunmasını mazeret bildirdiği için duruşmaya katılmayan avukatıyla yapmak istediğini söylemiş. Demirci’nin cinsel organını kopardığı H.A. şöyle konuşmuş: ‘Adam bizi bodruma bir yere götürdü, ışıkları açtırdı ve ‘sünnet oldunuz mu?’ dedi. Sonra ‘sen içeride dur, onlar çıksın’ dedi. Arkadaşlarım dışarı çıktı, bana zarar verdi.’ Peki sanık ne söylemiş? ‘Görme engelli olduğum için bir iş yapamıyorum. Savunmayı avukatımla yapmak istiyorum. Adli tıptan rapor alınmasını talep ediyorum.’ Değerli izleyiciler, az önce de söyledim, gerçekten oldukça rahatsız edici, konuşmakta bile zorlandığım bir haberle karşı karşıyayız. Böyle bir sapıklığı nasıl ele alsak bilemiyorum. Biz daha önceki programlarda suça karışan engellilerden bahsetmiştik ve olayı şuradan ele almıştık: Engellilere melek gözüyle bakılıyor, engeller masum olarak algılanıyor. Aslında engelliler de toplumun bir parçası, suça karışanı da oluyor, karışmayan da oluyor demiştik. Daha önce konuştuğumuz için meseleyi bunun ötesinde ele almak istiyorum. Bu işin görme engelli olanı veya engelli olmayanı olmuyor. Bakın, geçen günlerde yine İstanbul Bağcılar’da bir mahalle sucusu çocuklara cinsel istismarda bulundu. Bu ülkede infial yarattı. Şimdi o zaman ne diyeceğiz? Bütün sucular çocuk istismarcısıdır diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Dolayısıyla burada da kişinin görme engelli olmasıyla bu durumun ilgisi olmadığını söylememiz lazım. Böyle ilişkiler kurmamamız lazım. Çünkü bu da engelliliği genelleyen topluma bir malzeme veriyor. Eğer içimizden birisi olumlu bir izlenim yarattıysa herkes olumlu izlenim yaratmış oluyor. Eğer içimizden bir kişi toplumu rahatsız edecek bir eylemde bulunduysa o hepimize yansıtılıyor. Bu doğru değil. Suçta bireyseldir, olumlu işlerde bireyseldir. Tabii ki olumluları biz örnek olarak gösterelim, iyi uygulama olarak sunalım, teşvik edelim. Hem topluma engellilere tanıtalım, hem içimizdeki arkadaşlarımızı motive edelim. Bu haberde özellikle kişinin görme engeline vurgu yapılmasını ben rahatsız edici buluyorum. Çünkü bunun en hafif tabirle insanlıkla alakalı olup olmadığını söyleyebiliriz. Daha ötesine geçemiyorum. Burada da sanık engelini kullanmış, ‘Ben görme engelliyim, iş yapamaz durumdayım.’ Yani toplumun, yargının vicdanına sığınmaya kalkmış. Umarım yargıçlar bu konuda adil bir şekilde gereğini yaparlar. Sanık suçluysa gerekli cezayı alır. Bizler de bu konuda haberini yaparız yani böyle bir durum söz konusuysa.

 

Samsun’da otobüslerde sesli anons sistemi bulunmuyor

Samsun’a geldik. Samsun’da daha önceki haftalarda başka illerde gündeme getirdiğimiz konunun bir benzeri var. Otobüslerde sesli anons sistemleri çalışmıyor. Ben orayı biliyorum, yakın dostlarım, arkadaşlarım var. Onlar bu konuda idari girişimlerde bulunuyorlar. Belediyeyle de temas halinde olmaya çalışıyorlar. Sorunu ifade ediyorlar fakat şu ana kadar çözüme ulaşabilmiş değiller. Onlar da bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Bir basın açıklaması yaptılar ve belediyeye seslerini bir de böyle duyurmayı denediler.

Basın açıklamasından bir bölüm: “Bizler, Samsun’da yaşayan bir grup görme engelli olarak Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı toplu taşıma araçlarında sesli anons sistemlerini aktif hale getirilmesi için erişilebilirlik mücadelesi başlattık. Bu kapsamda Büyükşehir Belediyesi’ne bireysel dilekçeler vererek sorunun çözümü yolunda girişimlerde bulunduk. Samsun Büyükşehir Belediyesi, uzun yıllardır çözmediği bu soruna yönelik yaptığımız bütün başvurulara ‘Çalışmalarımız devam etmektedir.’ diyerek genel ve geçiştirici cevaplar verip bu sorunu çözme yoluna gitmedi. Samsun Büyükşehir Belediyesi, her alanda erişilebilir bir kent olma yolunda iddiasına rağmen, görme engellilerin ve STK’ların sesini duymazdan gelmeye devam etmektedir. Bizler, yaptığımız her yolculukta aynı tedirginliği yaşamak, yolcularla ve araç sürücüleriyle muhatap olmak istemiyoruz.”

Anlaşılan bu sorun birçok ilde yaşanıyor. Farklı şehirlerden bu konuda haberler geliyor. Biz, geçtiğimiz haftalarda Ankara’da EGO Ses Ver etkinliği düzenlemiştik ve bu kanalda iki ayrı programda Ankara’daki belediye otobüslerinde karşılaşılan sesli anons sistemleri sorunlarını gündeme getirmiştik. EGED (Eğitimde Görme Engelliler Derneği), İzmir’de geçen aylarda benzer bir kampanya yürütmüş ve belediyeye sesini duyurmaya çalışmıştı. Bireysel dilekçeler verilmişti. Denizli’de görme engellilerle yapılan bir anket çalışmasında yine otobüslerdeki sesli anons sistemlerinin çalışmadığı bulgularına ulaşılmıştı. Bunu nereden biliyorum? Hem bu sonuçlar Eğitimde Görme Engelliler Derneği’nin internet sitesinde yer aldı hem de bu bulguların analiz edilmesi sürecinde Denizli il temsilciliğiyle birlikte çalışmıştım. Raporlama sürecinde sorumluluk üstlenmiştim, oradan da biliyorum. Şimdi Samsun’da da böyle bir olay yaşanıyor. Demek ki bunun partisi yok, değerli izleyiciler. Denizli hangi partide? AK Parti’de. Ankara hangi partide? CHP’de. Samsun hangi partide? AK Parti’de. İzmir hangi partide? CHP’de. Ne diyoruz? O zaman şehirlerde toplu taşıma araçlarında karşılaştığımız sorunların erişilebilirlikle ilgili problemlerin çözümünde hangi partinin belediyesi olursa olsun sorunlar yaşanıyor ve biz bu duruma karşı sesimizi yükseltmek, taleplerimizi dile getirmek zorundayız. Bizim yapmaya çalıştığımız budur. Samsun’daki dostlarımızın yapmaya çalıştığı da budur. Ve umarım onlar da en kısa zamanda sonuç alırlar. Ben biliyorum, onlar daha başka girişimlerde de bulunacaklar eğer belediye onların taleplerine sessiz kalırsa. bireysel olarak yanında olduğumu ifade etmek isterim. Yolları açık olsun. Tıpkı Ankara’dakilerin, İzmir’dekilerin, Denizli’dekilerin ve daha benim bilmediğim başka illerde bu tür sorunları yaşayanların yanında olmaya çalıştığımız gibi diyelim.

değerli izleyiciler, Herhalde Engellerin Gündemi yayınının en kalabalık gündemini bu hafta gerçekleştirdik. 15. bölümü de tamamlamış oluyoruz bu şekilde. Videoda sözü geçen haberlerin detaylarını okumak isterseniz, açıklama bölümündeki linklere gidebilirsiniz. Yine zaman damgalarını tıklayarak her haberle ilgili yorumumuzu inceleyebilirsiniz, izleyebilirsiniz. Bu videoyu beğenerek, yorumlayarak ve paylaşarak destek olabilirsiniz. Kanala abone olarak hem bundan sonra yayınlanacak videolardan anlık olarak haberdar olabilirsiniz hem de benim motivasyonumu arttırırsınız. Bir sonraki videoda görüşene kadar kendinize iyi bakın.

Paylaş: