Engelli Kadınlar Nasıl Güçlenir?
Bu söyleşide, Yalova Üniversitesi’nde görev yapan Doç. Dr. Fatma Kahraman Güloğlu ile engelli kadınların güçlendirilmesi, karşı karşıya kaldıkları çok yönlü ayrımcılık ve bu durumla baş edebilmek için geliştirilebilecek stratejiler ele alınıyor.
Doç. Dr. Fatma Kahraman Güloğlu hakkında
Doç. Dr. Fatma Kahraman Güloğlu, Yalova Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptığını, aynı zamanda Engelli Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüğünü yürüttüğünü anlatıyor. Engellilik alanına nasıl yöneldiğini ise oldukça somut bir deneyim üzerinden aktarıyor. Meslek hayatına kadın sığınma evinde başlıyor. Orada karşılaştığı engelli bir kadın, onun bakış açısını değiştiriyor. Kadınların zaten zorlu koşullarla mücadele ettiğini, ancak engellilik eklendiğinde bu zorlukların katlandığını fark ediyor. O dönemde henüz akademik olarak “kesişimsellik” kavramını kullanmadıklarını, fakat yaşadığı deneyimin tam olarak bu kavrama karşılık geldiğini sonradan anladığını anlatıyor.
Daha sonra zihinsel engelli kadınların bulunduğu bir rehabilitasyon merkezinde çalışıyor. Bu süreçte engelli kadınlara yönelik çalışmaların ne kadar sınırlı olduğunu daha net görüyor. Bu eksiklik, doktora tezinin yönünü belirliyor. Tezini engelli kadınlar üzerine yazmaya karar veriyor. Çalışmasının bir bölümünü Amerika’da sürdürüyor ve Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir karşılaştırma yapıyor. Özellikle eğitim ve istihdam alanlarında engelli kadınların durumunu ele alıyor. Bu süreçten sonra da akademik çalışmalarını engellilik, engelli kadınlar ve dezavantajlı gruplar üzerine yoğunlaştırarak sürdürüyor.
Çocuğu otizmli doğunca…
Kendi hayatındaki bir dönüm noktasını da paylaşıyor. Çocuğunun doğumundan sonra otizm tanısı aldığını ve bu deneyimin kendisine yeni bir bakış açısı kazandırdığını ifade ediyor. Ancak bu durumun alana yönelmesinin tek nedeni olmadığını, zaten daha öncesinde de bu konularla ilgilendiğini özellikle vurguluyor. Amacının Türkiye’de engelliliğin daha doğru anlaşılması, kavramsal karmaşanın aşılması ve daha sağlam bir zemine oturtulması olduğunu söylüyor.
Engelli kadınların güçlendirilmesi
Engelli kadınların genel engellilik çalışmalarının içinde yer almasının önemli olduğu kabul ediliyor, ancak bunun yeterli olmadığı da vurgulanıyor. Doğrudan engelli kadınları merkeze alan çalışmaların yapılması gerektiği ifade ediliyor. Türkiye’de bu alandaki akademik üretimin sınırlı olduğu, mevcut çalışmaların önemli bir kısmının yurt dışı kaynaklarına dayandığı da açıkça dile getiriliyor.
Sosyal içerme nedir?
Bir bireyin toplumsal hayata aktif katılım sağlayabilmesi, fırsat eşitliğinden yararlanabilmesi, ayrımcılıkla mücadele edebilmesi ve toplum içinde birey olarak var olabilmesi sosyal içerme olarak tanımlanıyor. Ancak bu durumun özellikle engelli bireyler için kolay olmadığı, eğitimden istihdama kadar birçok alanda ciddi engellerle karşılaşıldığı ifade ediliyor. Bu çerçevede engelli kadınların, engelli erkeklere kıyasla daha fazla zorlandığı gözlemlerin altı çiziliyor.
Güçlendirme, birinin dışarıdan güç vermesi değil; kişinin kendi potansiyelini fark etmesi, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olması ve harekete geçmesi olarak ele alınıyor. Güloğlu, bu kavramın Türkçeye “yetkinlik kazandırma” olarak da çevrilebileceğini ifade ediyor. Kişinin yaşadığı ayrımcılığı fark etmesi, içinde bulunduğu koşulları değerlendirmesi ve “ben ne yapabilirim?” sorusunu sorması bu sürecin temelini oluşturuyor.
Kesişimsellik nedir?
Engelli kadınların yalnızca engelli oldukları için değil, aynı zamanda kadın oldukları için de ayrımcılığa maruz kaldıkları, bu iki durumun birbirinden ayrı düşünülemeyeceği anlatılıyor. Bu nedenle kesişimsel ayrımcılığın, engelli kadınların durumunu anlamada daha kapsayıcı bir çerçeve sunduğu ifade ediliyor. Bu yaklaşımın sadece engelli kadınlarla sınırlı olmadığı, örneğin göçmen engelli kadınlar gibi daha karmaşık dezavantaj durumlarını da açıklayabildiği örneklerle genişletiliyor.
Sosyal içermenin temel unsurları
Sosyal içerme başlığı altında altı temel unsurdan söz ediliyor. Engelli bireyin yalnızca engeliyle değil, bir birey olarak kabul edilmesi, sosyal ilişkiler kurabilmesi, boş zaman aktivitelerine katılabilmesi, uygun yaşam koşullarına sahip olması, istihdam edilmesi ve gerekli desteklere ulaşabilmesi bu unsurlar arasında sayılıyor. Bu çerçevede engelli kadınların bu alanlarda ne kadar yer alabildiğinin sorgulanması gerektiği ortaya konuyor.
Engelli kadınların karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri
Bu aşamada engelli kadınların karşılaştığı sorunlar somut örneklerle açıklanıyor. Marjinalleşme, çevresel ve tutumsal bariyerler, düşük sosyoekonomik statü, ihmal ve istismar gibi başlıklar özellikle öne çıkıyor. Engelli kadınların şiddete daha fazla maruz kaldığına dair yapılan akademik çalışmalara da değiniliyor.
Çözüm kısmına gelindiğinde ilk olarak bireysel ihtiyaçların doğru tespit edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Her engelli kadının ihtiyacının ve yeteneğinin farklı olduğu, bu nedenle birebir çalışmaların önem taşıdığı ifade ediliyor. Kişinin hangi alanda güçlü olduğunu keşfetmesi ve bu alanda desteklenmesi gerektiği anlatılıyor. Bu noktada “kabullenilmiş çaresizlik” kavramı devreye giriyor. Sürekli başarısızlık deneyimi yaşayan bireylerin zamanla hiçbir şey yapamayacaklarına inandıkları, bunun da kırılması gereken bir durum olduğu ifade ediliyor.
Aile faktörü önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. Ailelerin korumacı yaklaşımının çoğu zaman engelleyici bir rol oynadığı, birçok engelli kadının sosyal hayata katılabilmek için önce aile içindeki direnci aşmak zorunda kaldığı anlatılıyor. Bu durumun iyi niyetli olsa bile bireyin gelişimini sınırladığı açıkça ifade ediliyor.
Engelli kadınların örgütlenmesi
Engelli kadınların dernekler aracılığıyla bir araya gelmesinin farkındalıklarını artırdığı ve güçlenmelerine katkı sağladığı belirtiliyor. Engelli Kadın Derneği’nin kuruluş sürecinin bu açıdan önemli bir örnek olduğu ifade ediliyor. Bu tür yapılar sayesinde kadınların hem ulusal hem de uluslararası düzeyde daha görünür hale geldiği anlatılıyor.
Engelliliğin bir yardım meselesi değil, bir hak meselesi olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin bu konuda önemli bir referans olduğu belirtiliyor. Engelli kadınların yoksulluk, şiddet ve dışlanma gibi sorunlara daha fazla maruz kaldığı gerçeği bu çerçevede tekrar hatırlatılıyor.
Toplumsal algı ve farkındalık çalışmaları
Toplumsal algı ve temsiller de önemli bir başlık olarak açılıyor. Sinema, medya ve hatta masallar üzerinden engelli kadınların nasıl temsil edildiği tartışılıyor. Engelli kadınların genellikle güzellik standartlarının dışında, toplumdan dışlanmış karakterler olarak sunulduğu ifade ediliyor. Masallarda bile engelli kadın karakterlerin yer almaması, bu durumun ne kadar erken yaşta öğrenildiğini gösteren bir örnek olarak paylaşılıyor.
Engelli kadınlar kendi kararını verebilmeli
Engelli kadınların kendi hayatlarıyla ilgili kararları kendilerinin vermesi gerekiyor. Dışarıdan yapılan çalışmaların tek başına yeterli olmadığı, gerçek dönüşümün ancak engelli kadınların sürecin öznesi haline gelmesiyle mümkün olduğu ifade ediliyor. Güçlendirme yaklaşımının da tam olarak bunu hedeflediği söyleniyor.
