| |

Görme Engellilerin Online Müzik Kütüphanesi: Engelsiz Nota

 

Bu programda, görme engelli müzisyenlerin ve müzik eğitimi alan görme engelli öğrencilerin notaya erişimde yaşadığı sorunlardan hareketle kurulan Engelsiz Nota çevrim içi müzik kütüphanesinin geçmişi, bugünkü durumu ve geleceğe ilişkin planları ele alınıyor. Söyleşinin konuğu Engelsiz Nota’nın kurucusu Ali Caner Alpaslan.

Görme engelli olduğunu ve müzik öğretmeni olarak yetiştiğini belirten Ali Caner Alpaslan, körlerin notaya nasıl erişebileceği üzerine esas olarak 2016 yılından itibaren sistemli biçimde düşünmeye başladığını söylüyor. Engelsiz Nota çalışmasının 2018 yılında kurulmuş olmasına rağmen kendisi açısından hazırlık ve düşünsel altyapı sürecinin 2016’ya kadar gittiğini anlatıyor. 2021 yılında Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde ayrıca bir Engelsiz Müzik Kütüphanesi kurulduğunu ve kendisinin de yaklaşık beş yıldır burada kabartma nota yazım uzmanı olarak görev yaptığını belirtiyor.

 

Görme engelli müzisyenlerin sorunları

Görme engelli müzisyenlerin yaşadığı temel sorunun ne olduğu sorulduğunda Alpaslan, meselenin merkezinde notaya erişememenin bulunduğunu söylüyor. Nota, müzik eğitimi alan veya profesyonel müzik yapan herkes için en temel çalışma kaynaklarından biri. Bir kişi bir koroya veya orkestraya katıldığında, bir müzik aleti öğrenmeye başladığında ya da yeni bir eser üzerinde çalışması gerektiğinde öğretmenin veya şefin kendisine ilk vereceği materyallerden biri nota oluyor. Notayı okuyabilen gören bir müzisyen, önüne gelen eseri doğrudan incelemeye başlayabiliyor. Müzikte “deşifre” olarak adlandırılan süreç içerisinde notadaki sesleri çözümleyebiliyor, sözlü bir eserse sözlerle sesleri birleştirebiliyor veya çalgısında doğrudan pratik yapabiliyor.

Görme engelli bir müzisyen açısından ise aynı süreç doğrudan başlayamıyor. Mürekkep baskılı standart notayı okuyamadığı için önce bu notanın kendisi açısından erişilebilir hâle getirilmesi gerekiyor. Nota Braille, yani kabartma yazı sistemine dönüştürülmeli, bilgisayar ortamında erişilebilir bir dijital biçime aktarılmalı veya daha önce erişilebilir hâle getirilmiş bir kopyası bulunmalı. Ancak bu işlem tamamlandıktan sonra görme engelli müzisyen eserin kendisini çalışmaya başlayabiliyor. Bu durum gören ve görme engelli müzisyenlerin aynı anda çalışmaya başlamasının önüne geçiyor.

Alpaslan, görme engelli bir enstrüman öğrencisinin zaten gören öğrencinin kullandığı “notayı önüne koyup aynı anda çalma” yöntemini kullanamadığını hatırlatıyor. Bunun üzerine bir de notanın erişilebilir hâle getirilmesini beklemek gerektiğinde süreç daha da uzuyor. Bazı durumlarda nota hiçbir zaman erişilebilir bir biçime dönüştürülemiyor ve görme engelli müzisyen söz konusu eseri ne okuyabiliyor ne de çalışabiliyor. Bu teknik ve materyal kaynaklı eşitsizlik zamanla kişinin müzik yeteneğine ilişkin yanlış değerlendirmelere dönüşebiliyor. Bir görme engelli öğrenci aslında yetenekli ve Braille nota okuyabiliyor olsa bile, erişilebilir materyali bulunmadığı için çalışamadığında sanki müzik yeteneği yokmuş, görme engelli olduğu için gören müzisyenler kadar başarılı olamayacakmış veya hiçbir zaman nota okuyamayacakmış gibi bir muameleyle karşılaşabiliyor.

 

Engelsiz Nota nasıl kuruldu?

Engelsiz Nota’nın ortaya çıkış hikâyesi anlatılırken yurtdışındaki örneklerle Türkiye arasındaki fark üzerinde duruluyor. Alpaslan, kendisinden önce de Türkiye’de görme engelli müzisyenlerin yurtdışındaki kaynaklardan yararlanmaya çalıştığını söylüyor. Yurtdışındaki bazı ülkelerde görme engelli müzisyenlerin bugün notaya erişim konusunda çok daha az sorun yaşamasının nedenlerinden birinin, çalışmaların çok erken tarihlerde başlamış olması olduğunu anlatıyor. 1920’li ve 1930’lu yıllarda henüz bilgisayar veya günümüz teknolojileri yokken insanlar, bir kişinin standart notayı okuyup diğer kişinin bunu kabartma yazıyla yazması gibi son derece emek yoğun yöntemlerle Braille nota kitapları oluşturmuş. Bunun sonucunda Amerika’daki, Hollanda’daki ve Almanya’daki çeşitli kütüphanelerde çok sayıda eğitim müziği eseri, kitap, çalgı metodu ve repertuvar eseri Braille biçiminde birikmiş. Günümüzde bunların bir bölümü dijital olarak da indirilebiliyor.

Alpaslan’ın Türkiye’de benzer bir sistem kurulması gerektiğine ilişkin düşüncesini güçlendiren önemli deneyimlerden biri 2004 yılına uzanıyor. “Goodfiel” olarak geçen ve basılı müzik notalarını görme engelliler açısından erişilebilir hâle getirmeyi amaçlayan bir yazılımdan 2004 yılında haberdar olduğunu anlatıyor. Programın 1998 yılında Amerikalı bir firma tarafından yayımlandığını belirtiyor. Aynı yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesinin görme engelli bireylerin kullanımına yönelik, o dönemin şartlarında oldukça ileri sayılabilecek bir eğitim ve teknoloji laboratuvarı kurduğunu hatırlatıyor.

2004 yılı açısından bu merkezde bulunan imkânların görme engelli kişiler için son derece önemli olduğunu anlatıyor. Merkezde dönemin şartlarına göre pek çok kişinin bireysel olarak ulaşamayacağı nitelikte bilgisayarlar, ADSL internet bağlantısı, kabartma ekranlar ve kabartma yazıcılar bulunuyordu. Bugünün teknolojik olanaklarıyla değerlendirildiğinde bunlar sıradan görünebilse de 2004 yılında bir görme engelli kullanıcının bu araçlara ücretsiz veya kurumsal bir merkez üzerinden ulaşabilmesinin büyük bir imkân olduğunu vurguluyor.

Alpaslan o dönemde merkezin yetkililerine, yapılan teknolojik yatırımın görme engelli müzisyenler açısından da tam anlamıyla işlevsel hâle getirilebilmesi için söz konusu nota yazılımının alınmasını önerdiğini söylüyor. Programın yaptığı işi, basılı kitapların taranarak optik karakter tanımadan geçirilmesine benzetiyor. Basılı bir müzik notası tarandığında yazılım notayı dijital biçimde tanıyor; görme engelli kullanıcı daha sonra notaları tek tek ve ölçü ölçü inceleyebiliyor, aynı zamanda dinleyebiliyor ve uygun bir kabartma yazıcı varsa Braille nota çıktısı da alabiliyor. Bu konuda ilgili görüşmeler gerçekleştirilmesine rağmen yazılım merkeze alınmamış. Alpaslan, bu programın söz konusu merkezin altyapısına hiçbir zaman eklenmediğini ifade ediyor.

Bu erişim sorunları kendi üniversite eğitimi sırasında da doğrudan karşısına çıkmış. Öğretim elemanlarının kendisine nota verdiğini ancak notalar erişilebilir olmadığı için hemen çalışamadığını, başkalarının bunları dönüştürmesini beklemek zorunda kaldığını anlatıyor. Birçok profesörün kendisiyle çalışamayacağını söylediğini belirtiyor. Bunun her zaman doğrudan “nota okuyamıyorsun” şeklinde ifade edilmediğini ancak temel nedenlerden birinin erişilebilir nota problemi olduğunun açık olduğunu düşünüyor. Bazı eğitimcilerin ise görme engelli bir öğrenciyle çalışmayı doğrudan reddettiğini söylüyor.

Yüksek lisans sürecinde de benzer sorunlarla karşılaştığını anlatıyor. 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yüksek lisansa girmeyi denediğini ancak başarılı olamadığını söylüyor. Diploma notunun, o dönemdeki ALES puanının ve dil puanının iyi olduğunu, enstitü tarafından yapılan genel sıralamalarda ikinci sıraya kadar gelebildiğini, buna rağmen üniversitenin kendi yaptığı sınavın ardından birinci yedek konumunda kaldığı örnekler yaşadığını aktarıyor.

Engelsiz Nota fikrinin bir başka kaynağı ise yıllar içinde görme engelli öğrencilerin bireysel olarak oluşturduğu Braille nota arşivleri olmuş. Alpaslan kendi öğrencilik döneminde ürettiği kabartma notaların yanı sıra kendisinden önce eğitim alan görme engelli müzisyenlerin de çeşitli notalar hazırladığını anlatıyor. Ancak bu materyaller merkezi bir yerde toplanmadığı için zaman içinde silinebiliyor, birine verildikten sonra geri gelmeyebiliyor veya tamamen kaybolabiliyordu. Bu kaybolma ihtimali yüzünden kimi görme engelli müzisyenlerin ellerindeki notaları başka kişilerle paylaşmak konusunda isteksiz davranabildiğini de belirtiyor.

Engelsiz Nota’nın ilk çıkış fikri bu nedenle oldukça basit olmuş: Alpaslan kendi elindeki kabartma notaları dijital Braille formatında yazacak, bunları bir internet sitesine yükleyecek ve diğer görme engelli müzisyenler sürekli kendisinden ya da başka kişilerden nota istemek yerine siteye girerek ihtiyaç duydukları dosyaları indirecekti. Alpaslan bunu bireysel olarak kendi adıyla yapması hâlinde Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamındaki telif hükümlerine takılabileceğini fark ettiğini anlatıyor. Mevzuat, görme engelliler için erişilebilir kopyalar üretilmesi konusunda belirli koşullar altında vakıf ve dernek gibi kuruluşlara çoğaltma ve dağıtma olanağı sağlıyor. Bu nedenle çalışmanın bireysel bir girişim olmaktan çıkarılıp bir sivil toplum kuruluşu üzerinden yürütülmesi gerektiği sonucuna varılmış.

Alpaslan bunun üzerine Eğitimde Görme Engelliler Derneğine, yani EGED’e başvuruyor. Kendisinin zaten üyesi olduğu bir dernek varken yalnızca bu çalışma için yeni bir dernek kurmak istemediğini söyleyerek Engelsiz Nota’nın EGED çatısı altında oluşturulmasını öneriyor.

 

Engelsiz Nota nasıl gelişti?

Engelsiz Nota zaman içerisinde başlangıçtaki kişisel arşiv fikrinin çok ötesine geçmiş. Meltem Göçer Fonu olarak anılan bir kaynaktan destek alınmış, daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla bir proje yürütülmüş ve farklı desteklerle çalışma büyütülmüş. Alpaslan, ironik biçimde, projeye başlarken dijital ortama aktarmayı planladığı kendi kişisel arşivinin tamamını hâlâ sisteme yükleyemediğini söylüyor. Bunların bir bölümüne daha sonra ihtiyaç kalmamış olsa da elinde hâlâ yazılması ve sisteme eklenmesi gereken notalar bulunduğunu belirtiyor.

Bugün Engelsiz Nota’da yaklaşık 10 bin nota bulunduğu ve sistemden yaklaşık 350 kişinin yararlandığı ifade ediliyor. Alpaslan, Türkiye’de görme engelli müzisyenlere bu ölçekte hizmet veren, bu kadar geniş içeriğe ve kullanıcı kitlesine ulaşmış başka bir çevrim içi müzik kütüphanesi bulunmadığını söylüyor. Sistem engelsiznota.org adresi üzerinden hizmet veriyor.

Kütüphanenin telif ve erişim yapısı nedeniyle yalnızca görme engelli bireylerin üyeliğine açık olduğu anlatılıyor. Üye olmak isteyen kişinin engelli kimlik kartını, engellilik durumunu gösteren kimliğini veya sağlık raporunu üyelik sırasında sisteme yüklemesi ya da e-posta yoluyla iletmesi gerekiyor. Kişi görme engelli olduğunu beyan etse bile bunu uygun bir belgeyle doğrulamazsa üyeliği aktif hâle getirilmiyor.

Sistemde bulunan nota dosyalarının standart bir PDF veya gören kullanıcıların doğrudan okuyabileceği bir nota görüntüsü olmadığı özellikle anlatılıyor. Bunlar metin dosyası biçiminde; harfler, rakamlar ve farklı karakterlerden oluşan, gören bir kişi açısından bakıldığında karmaşık ve anlam ifade etmeyen kod dizileri gibi görünebiliyor. Ancak dosya kabartma ekrana aktarıldığında veya kabartma yazıcıyla kâğıda basıldığında Braille müzik notası olarak okunabiliyor. Bu nedenle sisteme izinsiz biçimde erişmeye çalışan gören bir kişinin dosyaları elde etmesi durumunda bile bunlardan standart nota gibi doğrudan yararlanabilmesi mümkün değil. Bunun yanında yalnızca üyelerin indirme yapabilmesini sağlayan teknik altyapının da oluşturulduğu belirtiliyor.

Emre Taşgın, Engelsiz Nota’nın ilk internet sitesinin tasarımının kendisi açısından ayrı bir önemi bulunduğunu söylüyor. O dönemde sistemin yalnızca üyelerin dosya indirebilmesi, üyelik yetkilerinin kontrol edilmesi ve farklı teknik işlevlerin birlikte çalışması için ayrıntılı bir yapı oluşturduklarını, bunun kendisi açısından bir tür “ustalık eserlerinden biri” olduğunu ifade ediyor. Sistemin birkaç yıl önce yenilendiğini ancak ilk tasarımla ilgili nostaljik bir bağının bulunduğunu belirtiyor. Alpaslan da eski tasarımı hâlâ özlediğini söylüyor. Bununla birlikte teknolojik altyapıların zaman içinde güncellenmesinin kaçınılmaz olduğu, 2018 yılında oluşturulan bir sistemin aynı hâliyle sürekli kullanılamayacağı ve gelecekte tekrar yenilenmesinin de mümkün olduğu ifade ediliyor.

Engelsiz Nota’nın gelişim sürecinde alınan hibelerin yalnızca internet sitesinin oluşturulması için kullanılmadığı anlatılıyor. Çeşitli dönemlerde Braille nota çıktıları hazırlanarak kişilere gönderilmiş, bazı körler okullarının kütüphanelerinin oluşturulması süreçlerine katkıda bulunulmuş ve proje uluslararası platformlarda da tanıtılmış. Zero Project kapsamında çalışma uluslararası bir örnek olarak sunulmuş ve ilgi görmüş.

 

Engelsiz Nota nasıl kullanılır?

Sistemin bugünkü kullanım süreci de ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Bir görme engelli kullanıcı engelsiznota.org sitesine girerek yeni üyelik formunu dolduruyor. Formda ad, soyad, T.C. kimlik numarası, telefon, adres ve e-posta gibi bilgiler isteniyor ve engellilik durumunu gösteren belge sisteme yükleniyor. Üyelik aktif olduktan sonra kullanıcı arama kutusuna aradığı eserin adını yazıyor. Eser kütüphanede varsa kullanıcı dosyayı indiriyor.

Dosyalar BRF formatında sunuluyor. BRF’nin “Braille Ready File”, yani hazır Braille dosyası anlamına geldiği açıklanıyor. Bu dosyalar kabartma ekranlarda herhangi bir ek dönüştürme işlemine ihtiyaç duyulmadan açılabiliyor. Kullanıcının kabartma yazıcısı varsa BRF dosyasını yazıcıya göndererek fiziksel Braille nota çıktısı alabiliyor. Kişinin ne kabartma ekranı ne de kendi kabartma yazıcısı varsa farklı seçenekler de bulunuyor. Kullanıcı, Braille müzik kodlarını dijital metin üzerinden okuyabilecek yeterliliğe sahipse bilgisayar ortamında da notaya erişebiliyor. Kendi yazıcısı olmayan bir kişi, bulunduğu şehirde üniversite, belediye, okul veya başka bir kurumda kabartma yazıcı varsa buradan da çıktı alabiliyor.

Aranan eser sistemde bulunmuyorsa kullanıcı Engelsiz Nota ekibine e-posta gönderebiliyor veya sitedeki istek formunu doldurabiliyor. “Bu notayı aradım ancak bulamadım, benim için hazırlanabilir mi?” veya “Bu eser arşivinizde var mı?” şeklinde talepte bulunabiliyor.

 

Notalar nasıl engelsiz hale getiriliyor?

Notaların hazırlanması bugün hâlâ ciddi miktarda insan emeği gerektiriyor. Geçmişte alınan hibeler sayesinde bu iş için özel olarak nota yazım uzmanları çalıştırılmış. Engelsiz Nota’daki yaklaşık 10 bin eserin önemli bir bölümü, proje dönemlerinde görev yapan uzmanlar tarafından hazırlanmış. Bu kişilerin temel işi bilgisayar ortamında notaları yazmak ve daha sonra yazdıkları materyalleri kontrol etmek olmuş. Bazı proje dönemlerinde yaklaşık 1.500, bazılarında yaklaşık 1.600 eser üretilebilmiş.

Kütüphanedeki geri kalan binlerce eser farklı kaynaklardan gelmiş. Bazı müzik eğitimi yayıncıları eser bağışlamış, yurtdışındaki erişilebilir kaynaklardan yararlanılmış ve farklı kanallarla içerik kütüphaneye kazandırılmış. Bu noktada insan kaynağının önemini göstermek için Engelsiz Nota ile Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesindeki çalışma arasında bir karşılaştırma yapılıyor. Alpaslan üniversitede yaklaşık beş yıldır görev yapmasına rağmen orada kendisiyle birlikte sürekli oturup nota yazacak bir ekip bulunmadığını, daha çok gönüllü öğrencilerle çalıştığını söylüyor. Bunun sonucunda yaklaşık beş yıllık süreçte üniversite tarafında üretilen nota sayısının 854 civarında kaldığını belirtiyor. Engelsiz Nota projelerinde ise uzman personel istihdam edildiğinde kısa sürede binlerce eserin üretilebildiği görülüyor.

Dolayısıyla mevcut teknolojik imkânlarla sistemli bir kütüphane oluşturulabilmesi için düzenli biçimde çalışan uzman kişilere hâlâ ihtiyaç olduğu ifade ediliyor. Bunun alternatifi gönüllülerle çalışmak. Ancak gönüllülük modelinin de kendi zorlukları bulunuyor. Görme engelliler için erişilebilir nota hazırlamak yalnızca bilgisayarda görünen notaları yeniden yazmak anlamına gelmiyor. Notanın dönüştürme yazılımlarının okuyabileceği belirli kurallara uygun şekilde hazırlanması gerekiyor.

Müzisyenlerin tamamı bilgisayarla nota yazmayı bilmiyor ve çoğu profesyonel olarak bu alanla ilgilenmiyor. Bilgisayarda nota yazabilen gönüllüler bile görsel olarak doğru görünen bir notayı teknik açıdan erişilebilir dönüşüme uygun biçimde hazırlamayabiliyor. Parmak numaraları, şarkı sözleri, artikülasyon işaretleri ve müziğin diğer teknik ayrıntılarının programın anlayabileceği biçimde sisteme girilmesi gerekiyor.

Alpaslan bunu parmak numarası örneğiyle açıklıyor. Gören bir nota yazıcısı ekrandaki bir notanın üzerine “3” rakamını yazıp fareyle sürükleyerek ilgili notanın üstüne bırakabilir. Görsel olarak bakıldığında bu rakam bir parmak numarası gibi görünebilir ve gören müzisyen bunu doğru şekilde okuyabilir. Ancak erişilebilir dönüşüm programı bu “3” rakamını parmak numarası olarak tanımayabilir. Programın onu doğru şekilde algılayabilmesi için parmak numarası ekleme aracının veya ilgili sihirbazın kullanılması ve rakamın semantik olarak parmak numarası biçiminde eklenmesi gerekiyor. Bunun gibi çok sayıda teknik kural bulunuyor.

Bu nedenle yeni bir gönüllü çalışmaya başladığında Alpaslan’ın yaklaşık bir ay süren bir eğitim ve düzeltme süreci yürütmesi gerekebiliyor. Gönüllü notaları hazırlıyor, Alpaslan bunları kontrol ediyor ve hangi bölümlerin yanlış olduğunu, nasıl düzeltilmesi gerektiğini tekrar tekrar anlatıyor. Kişi bu sürecin sonunda işin beklediğinden daha zor olduğunu düşünüp vazgeçmezse düzenli nota üretmeye başlayabiliyor. Ancak gönüllülerin başka işleri çıkabiliyor, motivasyonları azalabiliyor veya bir süre sonra projeden ayrılabiliyorlar. Böyle olduğunda yeni gelen gönüllüyle eğitim süreci yeniden sıfırdan başlıyor.

 

Yapay zeka erişilebilir nota için katkı sağlar mı?

Bu noktada söyleşi yapay zeka konusuna geçiyor. Günümüzde yapay zekanın müzik üretebildiği, beste yapabildiği ve kendisine dijital bir nota verildiğinde bunu çalabildiği hatırlatılıyor. Profesyonel müzik sektöründe bile yapay zekâ araçlarının kullanılmaya başlandığı, bunun nedenlerinden birinin maliyet avantajı olduğu belirtiliyor. Buna rağmen yapay zekânın basılı bir müzik notasını güvenilir şekilde okuyup dijital ve erişilebilir nota hâline getirme konusunda henüz istenen düzeye ulaşamadığı ifade ediliyor.

Alpaslan mevcut yapay zekâ sistemlerinin son derece karmaşık fotoğraf ve görüntüleri tanıyabildiğini, oysa müzik notasının belirli kurallara sahip çok daha düzenli bir grafik yapı olduğunu söylüyor. Bir müzik notasının temelde beş çizgili porte üzerinde belirli sembollerin, nota başlarının, sayısal ve diğer grafik işaretlerin belirli kurallarla yerleştirilmesinden oluştuğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla teorik olarak yapay zekânın bunu doğru okuyabilmesi gerektiğini düşünüyor.

Ancak mevcut sistemlerle yapılan denemelerde yapay zekâ kendisine verilen görüntünün bir müzik notası olduğunu anlayabiliyor, ölçü ve ritim yapısı hakkında bazı çıkarımlar yapabiliyor ve notaları kendince tanımlayabiliyor olsa da sonuçlarda hatalar ortaya çıkıyor. Notaları yanlış okuyabiliyor ve bu nedenle profesyonel kullanım için güvenilir sonuç vermiyor. Alpaslan’a göre bu alan için özelleştirilmiş ve özel veriyle eğitilmiş bir yapay zekâ sistemine ihtiyaç olabilir.

Kendisinin bu konuda bir deneme yapmaya hazırlandığını anlatıyor. Mevcut bir yapay zekâ sistemine nota okuma kitapları ve çok sayıda örnek vererek sistemi adım adım eğitmenin mümkün olup olmadığını sınamak istiyor. Bir öğrenme veya çalışma modu üzerinden sisteme önce kuralları öğretip daha sonra hiç görmediği nota örneklerini vererek doğru okuyup okuyamayacağını test etmeyi planlıyor. Şimdiye kadar konuyu bir yapay zekâ uzmanı veya bu işin programlama tarafında uzman kişilerle geliştirmeye çalıştığını ancak yeterli düzeyde destek bulamadığını söylüyor.

Programda yapay zekâ destekli kodlama araçlarının gelişimi de konuşuluyor. Yaklaşık bir yıl önce bu tür araçlarla bir şeyler geliştirmeyi denediğini ancak o dönemde aldığı sonuçları yeterli bulmadığını anlatıyor. Son bir yılda yapay zekâ destekli kodlamanın çok hızlı geliştiği, bugün aynı işlerin daha kolay yapılabildiği ve bir yıl sonra daha da geniş imkânların ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle hazırda bulunan çözümleri tekrar üretmek yerine, bu teknolojilerin görme engelli müzisyenlerin gerçek bir erişilebilirlik problemini çözmek için kullanılması gerektiği vurgulanıyor.

 

Alpaslan, Sabancı Vakfı Fark Yaratanı oldu

Söyleşinin önemli bölümlerinden biri de Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı. Sabancı Vakfının her yıl toplumsal alanda önemli çalışmalar yürüten kişileri Fark Yaratanlar Programı kapsamında seçtiği ve Engelsiz Nota çalışması dolayısıyla Ali Caner Alpaslan’ın programın 17. sezonunda Fark Yaratan olarak belirlendiği anlatılıyor.

Başvuru sürecinin kasım ayında başladığı ifade ediliyor. Sabancı Vakfı bir başvuru takvimi ve form yayımlıyor, Alpaslan da Engelsiz Nota ve yürüttüğü çalışmalarla bu forma başvuruyor. Sonuçlar mart ayında açıklanıyor. Alpaslan seçileceğini başlangıçta beklemediğini, programın çok yoğun başvuru aldığını söylüyor. O yıl yaklaşık 2 bin başvuru bulunduğunu ve bunların arasından yalnızca altı kişinin seçildiğini aktarıyor. Yaklaşık 2 bin kişi arasından altı Fark Yaratan’dan biri olmayı önemli bir başarı olarak değerlendiriyor.

Ali Caner Alpaslan, hem Engelsiz Nota’daki çalışmaları hem de Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesinde yürüttüğü erişilebilir müzik çalışmalarının bütünü üzerinden Fark Yaratan olarak belirleniyor. Ancak seçilmesinde Engelsiz Nota ve görme engelli müzisyenlerin nota erişim sorununun belirleyici olduğu anlatılıyor.

Alpaslan, görme engellilerin müzik alanında yaşadığı sorunun toplum tarafından çoğu zaman görünmediğini vurguluyor. İnsanlar görme engelli bireylerin şarkı söylediğini veya enstrüman çaldığını gördüğünde “Görme engellilerin müzikle ilgili ne sorunu olabilir?” diye düşünebiliyor. Oysa profesyonel ve akademik müzik eğitiminin temelinde nota bulunuyor ve asıl sorun burada ortaya çıkıyor. Başvuru formunda nota erişim sorununu, yayınevlerinin ve bestecilerin telif kaygıları nedeniyle erişilebilir nota oluşturma çalışmalarına yeterince destek vermemesini ve aslında kimi durumlarda bu telif kaygısının yersiz olabileceğini anlattığını söylüyor. Bu anlatımın değerlendirme sürecinde dikkat çektiğini düşünüyor.

Alpaslan’a göre sorunun çözülmesindeki en kritik meselelerden biri görünürlük. Fark Yaratanlar Programının kendisine sağladığı en önemli imkânlardan birinin de Sabancı Vakfının geniş iletişim ağına ve farklı çevrelere ulaşma kapasitesine erişmek olduğunu düşünüyor. 21 Temmuz’da Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrasıyla yapılan bir söyleşiyi buna örnek veriyor. Söyleşiye orkestranın şefi Cem Mansur ve orkestra üyeleri de katılmış.

Alpaslan, genç orkestra üyelerinin görme engelli müzisyenlerin nota erişim sorununu bilmiyor olmasını şaşırtıcı bulmadığını; ancak müzik alanında uzun yıllardır çalışan Cem Mansur’un bu konuda en azından belli bir deneyim veya bilgi sahibi olacağını düşündüğünü söylüyor. Görüşme sırasında onun da görme engelli müzisyenlerin yaşadığı bu spesifik nota erişim problemi hakkında bilgi sahibi olmadığını fark ettiğini anlatıyor. Bu deneyim, problemin yalnızca genel kamuoyu tarafından değil profesyonel müzik çevrelerinde bile yeterince bilinmediğini kendisine tekrar göstermiş.

Eğitim alanında ayrımcılık yaşandığında meselenin zaman zaman kamuoyuna taşındığını; görme engelli kişilerin üniversitelere veya güzel sanatlar liselerine kabul edilmemesi durumlarında davalar açıldığını, mevzuat düzenlemeleri yapıldığını ve kimi dosyaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzeyine kadar gidebildiğini belirtiyor. Buna karşılık profesyonel müzik alanında, yani orkestralarda, korolarda ve profesyonel sanat çevrelerinde erişilebilir nota meselesinin çok daha az konuşulduğunu düşünüyor. Orkestra şeflerinin ve eğitimcilerin bir kısmının gerçekten konudan habersiz olduğunu, bir kısmının ise bilmiyormuş gibi davranıp davranmadığını bilemediğini söylüyor.

Bu nedenle sorunun tanınmış müzisyenler ve kamuoyunun sevdiği sanatçılar tarafından dile getirilmesinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. Görme engelli müzisyenlerin notaya erişemediğinin bilinir hâle gelmesi, sanatçıların bu konuda açıklamalar yapması ve eser sahiplerinin erişilebilirlik çalışmalarına doğrudan katkı sunması gerektiğini savunuyor.

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’nı karşılıklı bir öğrenme ve ağ oluşturma süreci olarak tarif ediyor. Yaklaşık 15 günde bir veya ayda bir toplantılar gerçekleştirildiğini, bu toplantılarda çalışmanın nasıl geliştirilebileceği üzerine konuşulduğunu anlatıyor. Fark Yaratanlar ekibi kendisine iletişim, ağ geliştirme ve çalışmanın etkisini büyütme konularında öneriler sunuyor. Buna karşılık ekipteki kişiler de görme engelli müzisyenlerin nota erişimi konusunda daha önce bilmedikleri pek çok ayrıntıyı Alpaslan’dan öğreniyor. Bu nedenle süreci iki taraflı bir eğitim ilişkisi olarak değerlendiriyor.

Bu çalışmalar kapsamında çözülmesi hedeflenen birkaç ana başlık bulunuyor. İlk olarak toplumda ve profesyonel müzik çevrelerinde görme engelli müzisyenlerin notaya erişim sorununa ilişkin farkındalık oluşturulması hedefleniyor. İkinci olarak müzisyenlerin veya bilgisayarda nota yazabilen kişilerin gönüllü olarak erişilebilir nota üretmeye ikna edilmesi gerekiyor. Üçüncü olarak yazılımcıların ve yapay zekâ alanında çalışan kişilerin otomatik nota okuma ve erişilebilir formata dönüştürme sistemleri geliştirmeye yönlendirilmesi isteniyor. Dördüncü olarak yayınevleri ve bestecilerin eserlerinin bilgisayarda hazırlanmış dijital kaynak dosyalarını Engelsiz Nota ile paylaşmaları amaçlanıyor.

 

Engelsiz Nota için tanınmış sanatçıların desteği gerekiyor

Alpaslan, bu açıdan tanınmış sanatçıların desteğinin dönüştürücü olabileceğini düşünüyor. Örnek olarak Fazıl Say ve Tuluyhan Uğurlu gibi kamuoyunda tanınan sanatçıların görme engelli müzisyenlerin nota erişim sorununa dikkat çekmesini önemli bulacağını söylüyor. Özellikle Fazıl Say’ın, örneğin tüm eserlerinin görme engelliler için erişilebilir hâle getirilmesi amacıyla Engelsiz Nota’ya dijital kaynaklarını verdiğini açıklaması durumunda bunun diğer bestecilere ve yayınevlerine örnek olabileceğini düşünüyor. Üstelik Fazıl Say’ın eserlerinin görme engelli piyanistler tarafından gerçekten talep edildiğini özellikle belirtiyor.

Bununla birlikte bugüne kadar hiç destek alınmadığı gibi bir durumun söz konusu olmadığını da vurguluyor. İzmir’de bulunan Adnan Atalay’ın kendi piyano ve koro albümlerini dijital XML formatında göndererek destek olduğunu anlatıyor. Müzik Eğitimi Yayınlarının da Engelsiz Nota ilk kurulduğu dönemde çok sayıda kitap sağladığını söylüyor. Kendisine gönderilen materyallerin bir bölümünü yoğunluk nedeniyle hâlâ tamamen dönüştüremediğini, bunları zaman içinde yavaş yavaş erişilebilir hâle getirdiğini belirtiyor. Ancak diğer yayınevlerinden aynı ölçüde destek henüz sağlanamadığını ifade ediyor.

 

Türkiye’de erişilebilir nota çalışmaları

Söyleşinin sonunda Alpaslan, Engelsiz Nota’nın bugün geldiği noktanın yalnızca kendisinin yaptığı çalışmaların sonucu gibi anlatılmasının doğru olmayacağını özellikle vurguluyor. Türkiye’de görme engelli müzisyenlerin notaya erişimi üzerine çalışmayı deneyen ilk kişinin kendisi olmadığını söylüyor. Kendisinden önce Kerim Altınok ve Selim Altınok’un bu alanda çalışmalar yapmaya çalıştığını, ancak bunların çeşitli nedenlerle sürdürülemediğini anlatıyor. Koray Sazlı’nın da benzer bir çalışma yürütmeye çalıştığını ancak onun da bir noktada tıkandığını belirtiyor. Özgür Altınok ve Onur Yılmaz’ın da erişilebilir nota konusunda çalışmalar yaptığını ifade ediyor.

Engelsiz Nota’nın aslında kendisinden önce yapılan bütün bu denemelerin ve birikimin üzerine kurulabildiğini söylüyor. Bu kişiler söz konusu çalışmaları hiç yapmamış olsaydı Engelsiz Nota’nın da bugünkü noktaya ulaşmasının muhtemelen mümkün olmayacağını düşünüyor. Özellikle Koray Sazlı, Özgür Altınok ve Onur Yılmaz’ın Engelsiz Nota sürecinin başından itibaren kendisine önemli ölçüde destek verdiğini belirtiyor. Hem bu kişilere hem de Altınok kardeşlere, kendisinden önce yaptıkları çalışmalar ve sonrasında verdikleri destek nedeniyle tüm görme engelli müzisyenler adına teşekkür ediyor.

Paylaş: