|

Erişilebilir Bir Ankara Mümkün mü?

 

Bu söyleşide, Ankara’daki erişilebilirlik sorunları, yerel yönetimlerin engelli bireylerin yaşamındaki rolü, sivil toplum örgütlerinin birliktelik ihtiyacı ve Ankara Kent Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Ankara Kent Konseyi Engelli Meclisinin çalışmaları ayrıntılı

biçimde ele alınıyor. Programın konuğu ise meclisin başkanı olan Yıldırım Çınar.

 

Yıldıray Çınar hakkında

Yıldırım Çınar, 1979 yılında henüz 9 yaşındayken geçirdiği tren kazası sonucu sol kolunu ve sağ bacağını kaybettiğini anlatıyor. Eğitim hayatına devam ettiğini, ilkokul, ortaokul ve lisenin ardından önce Gazi Üniversitesinde iki yıl eğitim gördüğünü, daha sonra ise Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olduğunu söylüyor. 1993 yılında devlet demiryollarının engelli personel alımı yaptığını duyduğunda başvuruda bulunduğunu ve kendisine “Madem ki seni biz mağdur etmişiz, sana bir iş verelim” denildiğini anlatıyor. Böylece 1993 yılının Ekim ayında demiryollarında göreve başladığını, bugün itibarıyla 33 yıllık bir memuriyet hayatına sahip olduğunu ifade ediyor. Bu süreçte yalnızca memuriyetle sınırlı kalmadığını, sivil toplum alanında da aktif biçimde mücadele ettiğini, “Biz düştük, başkaları için ne yapabiliriz?” anlayışıyla çalıştığını anlatıyor. Son olarak kurum bünyesinde yeni kurulan Engelliler Erişim Şube Müdürlüğü görevine getirildiğini, burada erişilebilirlik çalışmalarını daha sistematik hale getirmeye çalıştıklarını belirtiyor. Ayrıca 11 Nisan’da yapılan genel kurul sonucunda ikinci kez Ankara Kent Konseyi Engelli Meclisi Başkanı seçildiğini ve yeni yönetimle birlikte çalışacaklarını söylüyor.

 

Kent Konseylerinin çalışma biçimi

Söyleşide daha sonra kent konseyi yapısının ne olduğu ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Kent konseylerinin “Yerel Gündem 21” anlayışıyla oluşturulduğu, belediyelerin hizmet alanlarını yönlendirmek üzere sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların, üniversitelerin ve meslek örgütlerinin bir araya geldiği yapılar olduğu belirtiliyor. Çocuk meclisi, kadın meclisi ve gençlik meclisi gibi bazı yapıların yasal olarak zorunlu olduğu; çevre meclisi, engelliler meclisi ve yaşlılar meclisi gibi yapıların ise genel kurul kararıyla oluşturulduğu anlatılıyor. Bu yapıların temel görevinin, belediyelerin hizmet anlayışını toplumun bütün kesimlerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirmek olduğu ifade ediliyor. Çünkü bir belediye başkanının kişisel öncelikleri, o şehrin bütün karakterini etkileyebiliyor. Eğer belediye başkanının önceliği yeşil alanlarsa şehir buna göre şekilleniyor; ulaşım odaklıysa yatırımlar buna yöneliyor. Ancak şehir yalnızca belirli bir kesimin değil, her kesimden insanın ortak yaşam alanı olduğu için bütün toplumsal grupların ihtiyaçlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.

Bu noktada engelliler meclisinin rolü devreye giriyor. Meclis, engelli bireylerin yaşadığı erişilebilirlik sorunlarını, hizmetlere erişimdeki eksiklikleri, tıbbi malzemelere ulaşım sorunlarını veya günlük yaşamı sürdürebilme konusundaki problemleri tespit ediyor. Ardından bu sorunlara ilişkin tavsiye kararları hazırlıyor. Belediye hizmetlerinde hangi alanların eksik olduğu, hangi uygulamaların yanlış yürütüldüğü ve bunların nasıl düzeltilmesi gerektiği bilimsel gerekçelerle ortaya konuyor. Hazırlanan tavsiye kararları belediye meclisine gönderiliyor. Belediye meclisi bu önerileri değerlendiriyor ve uygun bulursa ilgili birimlere uygulama talimatı veriyor. Böylece şehirlerin daha yaşanabilir, daha erişilebilir, daha kültürel ve daha mutlu hale gelmesi hedefleniyor.

 

Ankara Kent Konseyi Engelli Meclisi neler yapıyor?

Programın önemli bölümlerinden biri de Engelli Meclisi’nin kendi içindeki yapısına ve bugüne kadar yaptıklarına ayrılıyor. Başkan seçildikten sonraki bir yıllık süreçte çeşitli sempozyumlar, organizasyonlar ve etkinlikler düzenlediklerini anlatan Çınar, aslında hayalindeki kent konseyi modelinin henüz tam anlamıyla oluşmadığını söylüyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri olarak engellilik alanındaki parçalı yapıyı gösteriyor. Sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmek yerine birbirleriyle yarış halinde olduğunu, her grubun kendi sorununu diğerinden daha önemli görmeye çalıştığını anlatıyor. Görme engellilerin, ortopedik engellilerin, zihinsel engellilerin ya da otizm alanında çalışan grupların zaman zaman birbirinden kopuk hareket ettiğini, hatta siyasi konjonktürlerin de bu parçalanmayı artırdığını ifade ediyor.

Bu nedenle göreve geldiklerinde en önemli hedeflerinden birinin çok farklı yapıdaki sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmek olduğunu söylüyor. Ancak yalnızca bir araya gelmenin yeterli olmadığını, asıl önemli olanın bu yapılar arasında ortak enerji oluşturmak ve birlikte hareket edebilmek olduğunu vurguluyor. Yönetim kurulunu da bu anlayışla oluşturduklarını anlatıyor. Genel kuruldan hemen sonra başlayan Engelliler Haftası sürecinde kısa sürede iki sempozyum, bir festival ve büyük bir yürüyüş organize ettiklerini belirtiyor. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı yürüyüşte Anıtkabire çelenk bıraktıklarını ve bunun oldukça anlamlı bir etkinlik olduğunu ifade ediyor.

 

Ankara Kent Konseyi Engelli Meclisi’nin gelecek hedefleri

Önümüzdeki dönemde ise Ankara’daki belediye birimleriyle doğrudan çalışma hedefleri olduğunu söylüyor. Fen İşleri Dairesi Başkanlığı, Engelliler Dairesi Başkanlığı, EGO Genel Müdürlüğü ve ASKİ gibi kurumlarla ayrı ayrı toplantılar yapacaklarını, engellilerin beklentilerini ve mevcut sorunları doğrudan masaya yatıracaklarını anlatıyor. Ancak Ankara’nın yalnızca yerel bir şehir olmadığını, aynı zamanda Türkiye’de bütün siyasi kararların alındığı merkez olduğunu da vurguluyor. Meclisin, bakanlıkların ve Cumhurbaşkanlığının Ankara’da bulunduğunu hatırlatarak burada oluşturulacak güçlü bir birlikteliğin tüm Türkiye’deki engelli bireylerin sorunlarına çözüm üretme kapasitesine sahip olabileceğini söylüyor. Bunun için daha güçlü, daha tepkisel ve daha kararlı bir sivil toplum anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Söyleşide dikkat çeken bölümlerden biri de “herkesin her şeyi bilemeyeceği” vurgusu oluyor. Çınar, yıllardır sivil toplum alanında yapılan önemli hatalardan birinin insanların her konuda uzmanmış gibi davranması olduğunu söylüyor. Kendisinin organizasyon, iletişim ve insanları bir araya getirme konusunda güçlü olduğunu ifade ederken, erişilebilirlik, mevzuat veya web erişilebilirliği gibi konularda başka isimlerin uzmanlığına ihtiyaç duyduklarını anlatıyor. Asıl hedeflerinin farklı uzmanlıkları bir araya getirerek ortak mücadele kültürü oluşturmak olduğunu ifade ediyor.

 

Ankara erişilebilir bir şehir mi?

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Ankara’daki erişilebilirlik sorunlarına odaklanılıyor. Çınar, Ankara’daki en büyük erişilebilirlik problemlerinden birinin toplu taşıma sistemi olduğunu söylüyor. Özellikle görme engellilerin otobüslerde hangi durakta olduklarını anlayamadıklarını, sesli anons sistemlerinin çalışmadığını ve bunun çağ dışı bir durum olduğunu ifade ediyor. Mansur Yavaş’ın katıldığı bir sempozyumda bunu doğrudan yüzüne karşı dile getirdiğini anlatıyor. Ayrıca kaldırımların durumu, asansörlerin bakım eksiklikleri, trafik ışıklarındaki sorunlar ve kaldırımların ticari işletmeler tarafından işgal edilmesi gibi pek çok problemin bulunduğunu söylüyor.

Ancak meselelerin yalnızca teknik olmadığını, toplumun kültürel dönüşümünün de yetersiz kaldığını belirtiyor. Teknolojinin, eğitimin ve dünyanın ilerlediğini ama insanların birbirinin hakkına saygı duyma konusunda geriye gittiğini ifade ediyor. Eskiden daha paylaşımcı ve medeni bir yapı olduğunu, bugün ise herkesin yalnızca kendi konforunu düşündüğü bir anlayışın güçlendiğini söylüyor. Bu nedenle erişilebilirlik mücadelesinin aynı zamanda kültürel bir mücadele olduğunu vurguluyor. Ankara’daki erişilebilirlik eksiklerini yüzde 40-45 seviyesinde gördüğünü, bunların çözümü için gerekirse daha sert ve görünür mücadele yöntemleri kullanacaklarını ifade ediyor. Gerekirse baret takıp kazma kürekle kaldırımları kendileri yapacak kadar kararlı olduklarını söyleyerek bunun bir metafor olduğunu ama mücadele kararlılıklarını anlattığını belirtiyor.

 

Yerel yönetimler ve merkezi hükümet arasındaki ilişkiler

Programda yerel yönetimlerle merkezi hükümet arasındaki siyasi gerilimlerin engellileri nasıl etkilediği konusu da ele alınıyor. Çınar, engellilerin taleplerinin lüks veya keyfi talepler olmadığını, bunların temel insan hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Eğer erişilebilirlik düzenlemeleri bilimsel, teknik ve hukuki kriterlere uygun biçimde yapılırsa kimsenin bunlara karşı çıkamayacağını düşünüyor. Ayrıca 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun kapsamında erişilebilirlik düzenlemelerinin zaten yasal zorunluluk olduğunu, dolayısıyla yerel yönetimlerin bu çalışmaları yapmasının siyasi tartışma konusu olmaması gerektiğini ifade ediyor.

 

Engelliler toplumun alacaklısıdır

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise “Biz bu toplumdan alacaklıyız” ifadesi oluyor. Engelli bireylerin toplu taşımayı kullanamadığını, kaldırımlarda yürüyemediğini, evine ulaşamadığını, temel günlük işleri yaparken büyük engeller yaşadığını anlatan Çınar, şehirlerin yalnızca sağlıklı bireyler düşünülerek tasarlanmış olmasının kabul edilemez olduğunu söylüyor. Bu nedenle erişilebilirlik taleplerinin ayrıcalık değil hak olduğunu vurguluyor. Ayrıca yaşlanan toplum yapısına dikkat çekerek bugün erişilebilirlik talep etmeyen insanların da yaşlandıklarında aynı sorunlarla karşılaşacağını ifade ediyor.

 

EGO otobüslerinin erişilebilirliğinde son durum

Söyleşide EGO otobüslerindeki erişilebilirlik sorunları özel olarak ele alınıyor. Rampaların çalışmaması, şoförlerin tekerlekli sandalyeli yolcuları almamak için durmaması ve sesli anons sistemlerinin çalışmaması gibi sorunlar tartışılıyor. Rampaların arızalanmasının önemli nedenlerinden birinin bakım eksikliği olduğu belirtiliyor. Elektronik sistemlerin zamanla bozulduğu ve bu nedenle daha manuel, insan gücüne dayalı sistemlerin tercih edilmesi gerektiği anlatılıyor. Ancak bu kez de şoförlerin yaklaşımı devreye giriyor. Bazı şoförlerin engelli yolcuyu görünce ekstra uğraş gerekeceği için durmak istemediği ifade ediliyor. Sesli anons sistemleriyle ilgili olarak ise önceki belediye yönetimi döneminde yapılan anlaşmalar nedeniyle hukuki sorunlar yaşandığı, belediye ile firma arasında mahkeme süreci bulunduğu ve bu nedenle sistemlerin uzun süre çalışmadığı belirtiliyor. Yeni bir ihale yapıldığının duyulduğu ancak sürecin hâlâ tam çözülemediği aktarılıyor.

 

Engelli Meclisi’nin organizasyon yapısı

Söyleşinin son bölümünde Engelli Meclisi’nin kendi organizasyon yapısına yeniden dönülüyor. Yönetimde 46 kişinin bulunduğu, her engel grubunun kendi temsilcilerinin olduğu anlatılıyor. Çünkü ortopedik engelli bir kişinin görme engellilerin yaşadığı sorunları tam anlamıyla bilemeyeceği, işitme engellilerin deneyimlerinin farklı olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle her grubun kendi sözcüleriyle temsil edildiği daha kolektif bir yapı kurduklarını ifade ediyor. Başkanın tek başına karar veren kişi değil, bir koordinatör gibi çalıştığı anlatılıyor.

Programın sonunda Çınar, daha erişilebilir, daha adil ve daha güzel bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceklerini söylüyor. Kent konseyi çalışmalarında kendilerine destek veren Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz’a, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’a ve yönetim kurulundaki arkadaşlarına teşekkür ediyor. Ankara için çok güzel işler yapmayı umut ettiğini, bunun gururunu birlikte yaşamak istediğini ifade ediyor.

Paylaş: