| |

Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonu, TBMM’de adalete erişimde karşılaşılan bariyerleri anlattı!

 

Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonu Sözcüsü Av. Özlem Kara ile yapılan söyleşiye dayanılarak, engellilerin adalete erişim sorunları ve TBMM Engellilerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu süreci ayrıntılı biçimde ele alınıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde engellilerin sorunlarını araştırmak üzere kurulan komisyonun son aylarda yoğun bir şekilde çalışması, sivil toplumun ve uzmanların dikkatini çekmiş durumda. Yerel ziyaretler, kurum görüşmeleri ve farklı aktörlerin katılımıyla ilerleyen bu süreçte, Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonu da mecliste sunum yapan kuruluşlardan biri oldu. Bu buluşmada, hem komisyonun çalışma atmosferi hem de engellilerin adalete erişim alanında yaşadıkları çok boyutlu sorunlar tartışıldı.

 

Av. Özlem Kara kimdir?

Söyleşinin konuğu olan Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonu Sözcüsü Av. Özlem Kara, hem kendisini hem de komisyonun yapısını tanıtarak söze başladı. Kadına yönelik şiddet, engellilik ve toplumsal cinsiyet kesişim alanlarında uzun yıllardır çalışan bir avukat olarak Kara, bugün Çukurova Belediyesi’nde görev yaptığını ve engellilik temelli ayrımcılık, aktivizm ve insan hakları alanlarında sahada ve teoride yoğun bir çaba yürüttüğünü anlattı.

 

Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonunun Yapısı

Söyleşide Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonunun nasıl bir yapı olduğu da ayrıntılı biçimde aktarıldı. Komisyon, 2022 yılında kurulmuş, Türkiye’nin farklı kentlerinden engelli avukatları ve engellilik alanında çalışan hukukçuları bir araya getiren karma bir yapıya sahip. Amacı, engelli bireylerin insan haklarını güçlendirmek, engellilik temelli ayrımcılıkla mücadele etmek, izleme yapmak, dava süreçlerine müdahil olmak, yeni davalar için hazırlık yürütmek ve idari başvuru mekanizmalarını etkin şekilde kullanmak olarak ifade edildi. Komisyonun temel odaklarından biri, engelliler için adalete erişim sürecinin güçlendirilmesi.

 

Engelliliğe dayalı ayrımcılık nedir?

Engellilik temelli ayrımcılık kavramı da detaylı şekilde ele alındı. Kara, toplumda “herkesin yaşama hakkı vardır” denmesine rağmen engelli bireylerin insan olmaktan doğan en temel hakları dahi çoğu zaman kullanamadıklarını vurguladı. Tutumlar, önyargılar, kamu politikalarının engellilerin ihtiyaçlarını göz ardı eden yapısı, fiziksel ve sosyal bariyerler gibi birçok unsurun birleşmesi, engelli kişilerin toplumsal yaşama eşit koşullarda katılmasının önünde ciddi engeller oluşturuyor. Kişi yalnızca engelli olduğu için bir hizmetten yararlanamıyor, bir işlemi gerçekleştiremiyor, bir haktan mahrum kalıyorsa burada açık bir engellilik temelli ayrımcılık söz konusu oluyor. Kara’ya göre Türkiye’de yasal düzenlemeler bu tanımı karşılasa da, Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi ayrımcılığın cezalandırılabilmesi için “nefret saiki” şartı aradığı için pratikte bu suçun karşılığı çoğu zaman doğmuyor. Bir otobüse alınmayan ya da bir hizmetten mahrum edilen engelli kişinin uğradığı ayrımcılığı cezai anlamda kanıtlayabilmesi için sürücünün veya ilgili kişinin bunu “nefretle” yapmış olduğunu ispat etmesi gerekiyor ki, bu da fiilen neredeyse imkânsız bir yük oluşturuyor.

 

TBMM Engellilerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nda hangi konular görüşüldü?

Söyleşide TBMM Engellilerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu oturumunun nasıl gerçekleştiği, Türkiye Barolar Birliği’nin sürece nasıl dahil olduğu ve komisyondaki atmosfer de aktarıldı. Baro, komisyon kurulur kurulmaz randevu talep etmiş ve güncel tespitlerini bir rapor halinde sunmak istemiş. Eylül ayında talepte bulunulmuş, Kasım başında ise olumlu yanıt alınmış. Komisyon Başkanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile toplantı öncesi kısa bir sohbet yapılmış, ardından Adalet Bakanlığı ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu bürokratlarının da bulunduğu kalabalık bir oturumda sunum gerçekleştirilmiş. Adalet Bakanlığı uzun aktarımlar yaptığı için zaman baskısı oluştuğu, Baro temsilcilerine her birinin yaklaşık 15 dakika verildiği ancak bu sürenin de pek çok başlık için çok sınırlı kaldığı ifade edildi.

Sunum sırasında ve sonrasında nasıl bir iletişim yaşandığı konuşulurken, Kara özellikle karşılıklı etkileşim ve soru-cevap fırsatının neredeyse hiç oluşmadığını belirtti. Vekiller yalnızca birkaç küçük soru yöneltmiş; bunlardan biri Barolar Birliği web sitesinin erişilebilirliği gibi teknik bir konu olmuş. Asıl yoğun soru-cevap ise daha çok milletvekilleri ile bürokratlar arasında geçmiş; özellikle cezaevlerinin engelliler için erişilemezliği konusu oturumda dikkat çeken bir başlık olmuş. Buna rağmen bürokratların engelli bireylerle teması ve deneyimi olmadığı hissini yaratan, standart resmi dil ve metinlerle ilerleyen bir sunum tercih ettikleri ifade edildi.

 

Engellilerin adalete erişim sorunları

Söyleşinin en geniş bölümlerinden birini engellilerin adalete erişim sorunlarının sınıflandırılması oluşturdu. Kara, adalete erişimin yalnızca bir binaya veya mahkeme salonuna “fiziksel erişim” olmadığını, bir hakkın bilinmesi, anlaşılması, kullanılabilmesi, sürecin izlenebilmesi ve kişinin kendi savunmasını etkin bir biçimde yapabilmesini de içerdiğini vurguladı. Türkiye’de yargının dili karmaşık, teknik ve sadeleştirilmemiş olduğu için engelli olsun ya da olmasın toplumun büyük kısmı için adalet mekanizması erişilmez hâle geliyor. Engelliler söz konusu olduğunda ise bu durum daha da katmanlı bir hâl alıyor; çünkü bilgilendirme materyalleri çeşitlilikten uzak, erişilebilir formatlarda sunulmuyor.

 

Adliye binalarında fiziksel erişilebilirlik sorunları

Fiziksel erişilebilirlik sorunları da detaylarıyla anlatıldı. Modern adliye binalarının büyük ve karmaşık yapısı, yönlendirme eksikliği, işaretlemelerin yetersizliği, sesli uyarıların olmaması, kapı genişlikleri, iç mekân tasarımlarının tekerlekli sandalye kullanıcılarını zorlaması gibi pek çok örnek sunuldu. İhale şartnamelerinde erişilebilirlik kriterlerinin zorunlu maddeler olarak yer almaması nedeniyle yeni yapılan binalar bile standartlara uygun tasarlanmıyor.

 

İşitme engellilerin adalete erişim sorunları

İşitme engelli bireyler için indüksiyon döngü sistemi gibi temel bir uygulamanın dahi çoğu yerde bulunmadığı, sistemin işlevinin işitme cihazı kullanan birey için dış sesleri ayıklayarak odaya odaklı duyma sağlamak olduğu detaylarıyla anlatıldı. İşaret dili tercümanlarının niteliği ise önemli bir diğer sorun olarak aktarıldı. Türkiye’de kısa süreli kurslardan sertifika alan kişilerin tercüman olarak görevlendirildiği, bu nedenle işitme engelli bireylerin ifadesinin yanlış veya eksik aktarıldığı durumların çok sık yaşandığı vurgulandı. Adalet Bakanlığı’nın tercüman temin ettiğini söylemesinin yeterli olmadığı, asıl meselenin doğru ve nitelikli tercüme olduğu belirtildi.

 

Adli yardım nedir, engelliler nasıl başvurabilir?

Adli yardım konusu da engellilerin adalete erişiminin önemli boyutlarından biri olarak ele alındı. Ekonomik gücü olmayan bireylerin dava açabilmesi, harç ödeyememesi veya avukat tutamaması hâlinde adli yardım mekanizmasının devreye girmesi gerekirken, baroların bu mekanizma için aldıkları bütçenin sınırlı olduğu ve barodan baroya uygulamaların değiştiği aktarıldı. Deprem sonrası açılan tazminat davalarının çoğunun adli yardım üzerinden yürütüldüğü örneği verildi. Engellilerin kendi davaları için avukat talep edebilmesi olumlu bir uygulama olarak ortaya çıksa da, bütçe kısıtları nedeniyle bu hakkın her yerde eşit şekilde işletilemediği ifade edildi.

 

Meslek elemanlarının engelli farkındalığı konusunda gelişmesi gerekiyor

Meslek elemanlarının engelli hakları konusundaki farkındalık eksikliği de adalete erişimin önündeki ciddi bir engel olarak sunuldu. Hakimlerin, savcıların, kolluk kuvvetlerinin, adliye personelinin, pedagog ve sosyal hizmet uzmanlarının engellilik temelli ayrımcılık, insan hakları, sosyal model ve uluslararası normlar konusunda sistematik eğitim almadığı; bu nedenle dosyalarda tutum, dil, yaklaşım ve karar süreçlerinde çeşitli sorunların ortaya çıktığı ifade edildi. Kara, Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin  uygulanması için engelliliğin kamu politikalarında ana akımlaştırılması gerektiğini, hakimlerin bu perspektife sahip olmamasının da sistemin yapısal sonuçlarından biri olduğunu söyledi.

 

Görme engelli avukatlar duruşma salonlarında ne yaşıyor?

Kör bir avukat olarak yaşadığı kendi deneyimi ise adalete erişimin gerçek hayattaki karşılığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak öne çıktı. Duruşma salonlarındaki ekranlar, gören avukatların tutanağı takip etmesini sağlarken, görmeyen avukatlar için hiçbir işlevi yok. Kara’nın duruşmada hakime tutanakların yüksek sesle okunmasını istemek zorunda kalması, hakimin ise ekrana işaret ederek “önünüzdeki ekran bunun için var” demesi, erişilebilirlik perspektifinin ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyan etkileyici bir anlatı oldu.

Söyleşinin sonunda komisyonun hazırladığı raporun Türkiye Barolar Birliği web sitesinde yayımlanacağı ve kamuoyuna açık şekilde paylaşılacağı bilgisi verildi. Kara, erişilebilirlik tartışmalarının yalnızca büyük şehirlerde yaşayan engellilere değil, kırsalda yaşayan ve çok daha katmanlı zorluklarla karşılaşan yüzbinlerce kişiye de ulaşması gerektiğini vurgulayarak, hakların herkes için hak olduğunu, engelliler için hakların kullanılmasının zor olsa bile dayanışma ağlarının, baroların ve sivil toplum örgütlerinin bu mücadelede büyük önem taşıdığını ifade etti.

Paylaş: