Engellilik çalışmaları nedir?
Türkiye’de engellilik çalışmaları alanında, akademi ile sahayı buluşturan ve güncel meseleleri çok yönlü tartışmaya açan yeni bir düşünme ve üretim zemini giderek daha görünür hale geliyor. Bu çerçevede, İstanbul Üniversitesi Engellilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Resa Aydın’ın konuk olduğu söyleşi, alandaki dönüşümü kapsamlı biçimde ele alıyor.
Prof. Dr. Resa Aydın hakkında
Prof. Dr. Resa Aydın aslında bir hekim olduğunu, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı olarak çalıştığını söylüyor. Engellilik çalışmalarına yönelmesi tamamen sahadaki deneyimlerinden kaynaklanıyor. Hastanede ve ev ziyaretlerinde engelli bireylerle birebir temas kurduğunu, bu süreçte karşılaştığı sorunların yalnızca tıbbi olmadığını fark ettiğini anlatıyor. Engelli bireylerin ve ailelerinin çok farklı, çok katmanlı sorunları olduğunu görüyor ve bu sorunların mevcut yaklaşımlarla açıklanamadığını söylüyor. O dönemde “bu alanda akademi ne yapmalı?” sorusunun peşine düştüğünü ifade ediyor. Bu arayış sürecinde üniversite bünyesinde bir merkez kuruluyor ve Aydın da bu merkezin hem kuruluşunda yer alıyor hem de yönetiminde aktif görev alıyor. Daha sonra merkezin yöneticiliğini üstleniyor. Aynı zamanda engelli öğrenci birimiyle de ilgilenmeye başlıyor. Burada öğrencilerin akademik ve sosyal uyum süreçlerine destek olmaya çalışıyorlar. Geçmişte engelli öğrencilerin çok daha fazla sorun yaşadığını, erişilebilirlik ve sosyal katılımın ciddi şekilde yetersiz olduğunu özellikle vurguluyor. Bu sorunları çözmeye çalışırken aslında problemi tam olarak tanımlayamadıklarını, kavramsal bir çerçeve eksikliği yaşadıklarını söylüyor. Tam da bu noktada dünyada “disability studies” diye bir alan olduğunu fark ediyor. Bu alanın aslında yaşadıkları karmaşayı anlamlandırabilecek bir çerçeve sunduğunu görüyor ve bu alana yöneliyor. Türkiye’de de bu alanın akademik olarak kurulması gerektiğini düşünerek çalışmalarını derinleştiriyor. 2014 yılında YÖK’e başvurduklarını, 2017’de programın kabul edildiğini anlatıyor.
Engellilik çalışmaları nedir?
Engellilik çalışmalarının ne olduğuna dair tanımı anlatırken, bunun yalnızca engelli bireylerle ilgili bir konu olmadığını özellikle vurguluyor. Engelliliğin insan deneyiminin bir parçası olduğunu, dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirdiğini söylüyor. Bu alanın politik, sosyal ve ekonomik boyutları olduğunu, farklı kültürlerde ve tarihsel dönemlerde engelliliğin nasıl yaşandığını anlamaya çalıştığını ifade ediyor. Bu çalışmaların hem farkındalık oluşturmayı hem de toplumsal dönüşüme katkı sunmayı amaçladığını belirtiyor.
Engellilik çalışmalarının yaklaşımı
Daha sonra engellilik çalışmalarının disiplinler arası yapısına geçiliyor. Sosyoloji, psikoloji, hukuk, siyaset bilimi, felsefe, mimarlık, mühendislik, şehir planlama, eğitim bilimleri gibi birçok alanın bu konuya katkı sunduğunu söylüyor. Ancak burada önemli olanın bu alanların ayrı ayrı çalışması değil, hepsinin engellilik fenomeni altında birleşmesi olduğunu vurguluyor. Çünkü tek tek disiplinler bu konuyu çok dar bir çerçevede ele alıyor. Engellilik çalışmaları ise bu parçaları birleştirerek daha bütüncül bir anlayış ortaya koymaya çalışıyor.
Engellilik çalışmalarının dayandığı model
Burada önemli bir kırılma noktası olarak model tartışmasına giriyor. Geçmişte tüm disiplinlerin engelliliğe daha çok tıbbi model üzerinden baktığını, yani problemi bireyde aradığını söylüyor. Engellilik çalışmalarının ise sosyal model üzerine kurulu olduğunu, daha sonra insan hakları modeli ve kapsayıcı tasarım yaklaşımının da bu çerçeveye eklendiğini anlatıyor. Ayrıca kesişimsellik, feminist engellilik teorisi, krip teori gibi yeni teorilerin de bu alanı zenginleştirdiğini ifade ediyor.
Engellilik çalışmalarında araştırma yöntemleri
Araştırma yöntemlerine gelindiğinde, uzun süre daha çok nitel yöntemlerin kullanıldığını söylüyor. Katılımcı eylem araştırmasının bu alana çok uygun olduğunu belirtiyor. Ancak bunun yeterli olmadığını, nicel verilerin de mutlaka sürece dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. Yani karma yöntemlerin kullanılması gerektiğini söylüyor. Çünkü sadece deneyimleri anlatmak değil, aynı zamanda sayısal verilerle durumu ortaya koymak da önemli.
Bu noktada çok kritik bir vurgu yaparak engellilik çalışmaları alanının sadece çözüm üretmekle ilgilenmediğine dikkat çekiyor. Önce durumun doğru şekilde ortaya konması gerekiyor. Kaç engelli var, ne yaşıyorlar, aileleri ne yaşıyor, toplum nasıl algılıyor gibi temel soruların bile yeterince bilinmediğini söylüyor. Bu nedenle önce anlamak, sonra çözüm üretmek gerektiğini ifade ediyor.
Mikroagresyon nedir?
Bunun birey üzerindeki etkisine de değiniyor. Özellikle mikroagresyon örneğini veriyor. Engelli bireyler yaşadıkları durumların bilimsel karşılığını öğrendiklerinde, bunun kişisel bir sorun olmadığını fark ediyor. Bu da kişinin kendini suçlamasını azaltıyor ve kimliğini daha sağlıklı kurmasını sağlıyor. Aksi durumda sağlamcılık içselleştiriliyor ve kişi kendini değersiz görmeye başlıyor.
Engellilik çalışmalarının başlangıç noktası
Programın tarihsel kısmına gelindiğinde, 1970’lerdeki engelli hakları hareketine değiniliyor. Özellikle ABD ve İngiltere’de başlayan bu hareketin akademiye de yansıdığı anlatılıyor. Engelli bireylerin akademide yer almasıyla birlikte bu alanın geliştiği ifade ediliyor. İlk programın Syracuse Üniversitesi’nde açıldığı ve bugün ABD’de birçok üniversitede bu alanda program olduğu söyleniyor.
Türkiye’de engellilik araştırmaları
Türkiye’deki programa geçildiğinde, 2017’de açılan yüksek lisans programının detayları anlatılıyor. Her disiplinden öğrenci kabul edildiğini, temel dersler ve seçmeli dersler olduğunu, farklı fakültelerden akademisyenlerin ders verdiğini söylüyor. Yaklaşık 35 öğrencinin programa katıldığını ve 20’sinin mezun olduğunu belirtiyor.
Programın en önemli özelliği olarak tüm tezlerin saha çalışmasına dayanması gösteriliyor. Hiçbir tez sadece teorik değil, hepsi gerçek deneyimlere dayanıyor. Bu sayede hem öğrenciler hem de akademisyenler yeni şeyler öğreniyor.
Ancak bazı zorluklar da var. Öğrencilerin farklı disiplinlerden gelmesi metodolojik eksikliklere yol açabiliyor. Bu sorun danışman sayısını artırarak çözülmeye çalışılıyor. Ayrıca öğrencilerin doktora sürecinde zorlanmaması için kendi alanlarıyla bağlantılı tez yapmaları öneriliyor.
Programın zaman içindeki gelişimi sorulduğunda Aydın, başlangıçta bu kadar ilerleme beklemediğini söylüyor. Ancak zamanla akademisyenlerin bu alanı benimsediğini ve kendi alanlarında engellilik üzerine çalışmalar yapmaya başladığını anlatıyor. Yine de Türkiye’de bu alanda çalışan akademisyen sayısının hâlâ çok az olduğunu özellikle vurguluyor.
Boğaziçi Üniversitesi’nde bir güz okulu
Türkiye’de yapılan önemli çalışmalardan biri olarak Boğaziçi Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen güz okulu anlatılıyor. Üç yıl süren bu programda Türkiye’nin farklı yerlerinden öğrenciler bir araya geliyor, eğitim alıyor ve tezlerini sunuyor. Ayrıca başarılı tezlere ödüller veriliyor. Bu süreç akademik ağların oluşmasına katkı sağlıyor ancak pandemi ve diğer nedenlerle devam edemiyor. Aydın ayrıca Türkiye’de engellilik hareketinin yeterince yazılı hale getirilmediğini söylüyor.
Dünyada engellilik çalışmalarının geleceği
Aydın, dünyada engellilik çalışmalarının bazı yerlerde zayıfladığını, bazı yerlerde ise yan dal olarak sürdüğünü söylüyor. Bu alanın sürdürülebilir olması için engellilik üzerine çalışan akademisyenlerin bu işi sahiplenmesi gerektiğini vurguluyor. Aydın, nöroçeşitlilik gibi yeni kavramlara da değiniyor. Bu kavramın önemli olduğunu ancak bazen parçalı şekilde ele alındığını söylüyor. Engelliliğe bütüncül bakılması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca disiplinler arası çalışmalarda “disiplin dominansı” olmaması gerektiğini, aksi halde alanın kaydığını ifade ediyor.
Engellilik Araştırmaları Bahar Seminerleri
Bahar seminerleri, güncel meselelerin tartışıldığı kolektif bir düşünme alanı olarak kurgulanıyor. Önceki dönemlerde öğrencilerin de katıldığı bir seminer yapısı bulunurken, bu yıl bilinçli bir değişikliğe gidiliyor. Seminerler engellilik alanında Türkiye’de konuşulması gereken güncel konuları tartışma amacıyla yeniden kurgulanıyor. Bu doğrultuda bir danışma kurulu oluşturuluyor. Danışma kurulu, yalnızca akademisyenlerden oluşmuyor. Eski öğrenciler, doktora çalışmalarını sürdüren araştırmacılar ve sahada aktif olarak çalışan aktivistler bu yapının içinde yer alıyor. Kurul oluşturulurken özellikle iki ölçüt dikkate alınıyor ve akademik üretim yapabilen, aynı zamanda da toplumsal sorunları bireysel düzeyde sahiplenerek sahada karşılığı olan kişilerden oluşmasına özen gösteriliyor. Bu yaklaşım, seminerlerin pratikle bağlantılı bir tartışma zemini sunmasını sağlıyor.
Seminer başlıkları bu danışma kurulu tarafından belirleniyor. Amaç, engellilik çalışmalarında güncel ve tartışılması gereken meseleleri tespit etmek ve bunları disiplinler arası bir perspektifle ele almak. Bu çerçevede toplam yedi seminerden oluşan bir program hazırlanıyor ve seminerler iki haftada bir düzenleniyor.
Programın yürütülmesi İstanbul Üniversitesi’nin Zoom altyapısı üzerinden gerçekleşiyor. Katılım için doğrudan açık bağlantı paylaşılmıyor; ilgilenen kişilerin kurumsal e-posta adresine başvurmaları isteniyor ve bağlantı bu şekilde iletiliyor. Bu yöntem, katılımın kontrollü ve nitelikli bir çerçevede sürdürülmesini amaçlıyor.
Seminer içerikleri doğrudan güncel sosyal politika ve hak temelli tartışmalara odaklanıyor. Tüm seminerler kayıt altına alınıyor ve YouTube üzerinden erişime açılıyor. Böylece seminerler yalnızca katılımcılarla sınırlı kalmıyor, daha geniş bir kitleye ulaşarak kamusal bilgi üretimine katkı sunuyor. Programın sürekliliği korunuyor ve her yıl güncellenen içeriklerle devam etmesi hedefleniyor.
Aydın, geleceğe dair umutlu bir tablo çiziyor. Savaşlar, göçler, yaşlanma gibi süreçlerle engellilik meselesinin daha da görünür olacağını ve bu alana olan ihtiyacın artacağını söylüyor. Bu alanda çalışan insanların sayısının artacağına ve özellikle gençlerin bu süreci sürdüreceğine inanıyor.
Söyleşi, yapılan çalışmaların ancak birlikte hareket edildiğinde güçleneceği ve engellilik alanında üretimin bu şekilde devam edeceği vurgusuyla tamamlanıyor.
