Engellilerin gündemi (65. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 65. bölümünde, 7–20 Şubat tarihleri arasında engellilik alanında basına ve sosyal medyaya yansıyan gelişmeler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
ÖTV muafiyeti ve otomotiv sektöründe yerlilik oranı düzenlemesi
İlk gündem maddesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yerli malı tebliğinde yaptığı değişiklik oluyor. Türkiye’de üretim yapan otomotiv firmalarının her yıl başında yerlilik oranlarını bildirmesi gerekiyor. Ancak bu yıl bildirim sürecinde aksaklık yaşanıyor ve özellikle ÖTV muafiyeti kapsamında araç almak isteyen engelli vatandaşlar, satın almak istedikleri araçların yerlilik oranları netleşmediği için ciddi mağduriyetle karşılaşıyor. Araç teslimleri gecikiyor, başvurular bekletiliyor ve belirsizlik artıyor. Bakanlık, 1 Temmuz’a kadar firmaların yerlilik oranlarını güncellemesini istiyor ve bu tarihe kadar bir önceki yılın oranlarının geçerli olacağını duyuruyor.
Fakat bu düzenleme kamuoyunda yanlış yorumlanıyor. Sosyal medyada “1 Temmuz’a kadar yerlilik şartı kalktı” şeklinde paylaşımlar yapılıyor; hatta ithal araçların da ÖTV muafiyeti kapsamında alınabileceği iddia ediliyor. Oysa yapılan değişiklik yerlilik şartını ortadan kaldırmıyor. Mevcut uygulama aynen devam ediyor; yani engelli vatandaşlar yine en az yüzde 40 yerlilik oranına sahip araçları satın alabiliyor.
Ücretsiz seyahat desteğinde değişiklik
14 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile, ücretsiz seyahat hakkı kapsamında toplu taşıma işletmecilerine ödenen destek tutarları artırılıyor. Özel deniz yolu ulaşım desteği 4.658 liradan 6.005 liraya çıkarılıyor. Ankara ve İstanbul’da araç başına destek 6.210 liradan 8.073 liraya yükseltiliyor. Diğer büyükşehirlerde 4.658 liradan 6.005 liraya, büyükşehir olmayan illerde ise 3.726 liradan 4.844 liraya çıkarılıyor. Bu artışların amacı, ücretsiz seyahat hakkından yararlanan engelli ve diğer hak sahiplerinin ulaşım hizmetlerine erişimini sürdürülebilir kılmak oluyor. Ancak sahadaki sorunlar devam ediyor. Özellikle halk otobüsleriyle ilgili zaman zaman yaşanan krizler hatırlatılıyor. Bazı şoförlerin ücretsiz yolcu almak istememesi, kötü muamele iddiaları ya da kontak kapatma eylemleri kamuoyunda tepki topluyor. Belediyelerin ek destek açıklamaları yaptığı dönemler yaşanıyor. Destek tutarlarının artması olumlu bir adım olsa da uygulamadaki sorunların tamamen ortadan kalkmadığı belirtiliyor.
Engelli çocuğu bulunan kamu çalışanına yönelik KDK’den ek izin tavsiyesi
Programın bir diğer önemli gündemi Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) engelli çocuğu bulunan bir kamu çalışanı lehine verdiği tavsiye kararı oluyor. Engelli çocuğunun özel eğitim ve günlük ihtiyaçları için haftada iki gün üçer saat izin talep eden bir kamu çalışanına, bu sürenin 80 saatlik yıllık mazeret izninden düşüleceği bildiriliyor. Başvurucu KDK’ya gidiyor ve KDK çalışanın talebini haklı buluyor; çocuğun eğitimi ve bakımı için izin verilmesini tavsiye ediyor. Bu karar, engelli çocukların eğitim hakkıyla doğrudan ilişkili bir mesele olarak değerlendiriliyor. Ancak burada bir şeffaflık sorunu olduğu ifade ediliyor. Önceki yıllarda hangi kamu kurumuna yönelik karar verildiği kamuoyuyla paylaşılırken, bu örnekte ilgili kurumun açıkça belirtilmediği görülüyor. Bu durumun kamuoyunun bilgiye erişimi açısından eksiklik yarattığı söyleniyor. Ayrıca KDK kararlarının bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde olduğu hatırlatılıyor. Yine de bu kararların kamu kurumları üzerinde dolaylı bir baskı oluşturduğu ve savunuculuk çalışmalarına dayanak sağladığı ifade ediliyor. Engelli çocuğu olan ailelerin esneklik talep etmek zorunda kalmaması, bunun açık ve net yasal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiği vurgulanıyor.
Diyarbakır’da erişilebilir adliye talebi
Diyarbakır’da adliyelerin erişilebilirliğine dair yayımlanan rapor da programda geniş yer buluyor. Diyarbakır Barosu Engelli Hakları Komisyonu’nun raporuna göre, görme engelliler için yönlendirme yüzeyleri bulunmuyor; bedensel engelliler için bina girişleri, turnikeler, asansörler ve duruşma salonları bağımsız erişime uygun değil. İşitme engelliler için işaret dili tercümanı bulunmuyor. Engelli tuvaletlerinin ya hiç olmadığı ya da kilitli tutulduğu belirtiliyor. Bu tablo yalnızca Diyarbakır’a özgü değil; ülke genelindeki adliyelerde benzer sorunların yaşandığı ifade ediliyor. Adliyelerin hem engelli avukatlar hem de sanık, tanık, davacı ya da davalı konumundaki vatandaşlar açısından erişilebilir olması gerektiği hatırlatılıyor. Hak arama sürecinin bir de fiziksel engellerle zorlaşmaması gerektiği vurgulanıyor.
İzmir’de toplu taşıma için “Özel Kart” dönemi
İzmir’de engelli ulaşım kartının üzerindeki “engelli” ibaresinin “özel” olarak değiştirilmesi kararı da sert biçimde eleştiriliyor. Çocuk kullanıcıların kartı kullanırken çekingenlik yaşadığı gerekçesiyle yapılan bu değişikliğin ayrıştırıcı bir söyleme kapı araladığı savunuluyor. “Özel” ifadesinin kısa vadede aileleri rahatlatıyor gibi görünse de uzun vadede engelliliği toplumdan ayrıştıran bir dil ürettiği belirtiliyor. Hak temelli düzenlemelerin “özel ayrıcalık” gibi sunulmasının tehlikeli olduğu, eşit erişim taleplerinin “özel ihtiyaç” kategorisine indirgenmemesi gerektiği ifade ediliyor. Bu söylemin ileride politikalara dönüşme riskine dikkat çekiliyor.
İzmir’de huzurevleri için işaret dili talebi
Yine İzmir’den gelen bir başka haberde huzurevlerinde yaşayan işitme engelli bireylerin işaret dili tercümanı talebi gündeme geliyor. “İletişim duvarları yaşamı eksik ve yorucu hale getiriyor” diyen huzurevi sakinleri, yalnızca dudak okuyarak iletişim kurmaya çalışmanın yıpratıcı olduğunu dile getiriyor. Türkiye’de nitelikli işaret dili tercümanı sayısının sınırlı olduğu, kamusal alanlarda bu ihtiyacın giderek arttığı ifade ediliyor. Eğitimler veriliyor ancak bu eğitimlerin niteliği ve uygulamadaki yeterliliği sorgulanıyor. Yanlış çevirinin ciddi sonuçlar doğurabileceği, özellikle sağlık ve hukuk alanlarında telafisi güç mağduriyetler yaratabileceği hatırlatılıyor. Huzurevleri başta olmak üzere tüm kamusal alanlarda işaret dili hizmetinin sistemli biçimde sağlanması gerektiği vurgulanıyor.
