Engellilerin gündemi (63. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 63. bölümü, 9–23 Ocak tarihleri arasında basında, sivil toplumda ve kamuoyunda engellilik alanında öne çıkan gelişmelerin kapsamlı bir değerlendirmesini sunuyor.
Evde Bakım Yönetmeliği değişiklikleri
Bölümün en geniş yer tutan başlığı evde bakım yardımı yönetmeliğinde yapılan değişiklikler oluyor. Bu değişikliklerin, bakım hizmetlerine erişimde önemli sonuçlar doğuracağı belirtiliyor. Yeni düzenlemeyle birlikte “son tarihli rapor” ifadesi mevzuata ekleniyor. Bu durum, sürekli sağlık raporu bulunan kişilerin dahi yeniden rapor almaya zorlanabileceği anlamına geliyor. Artık yalnızca sağlık raporu yeterli sayılmıyor; bunun yanında bir de “bakım raporu” süreci başlıyor. Bu kapsamda bir heyet, bakıma ihtiyaç duyan kişinin yaşam koşullarını yerinde değerlendiriyor, kişinin günlük yaşamını tek başına sürdürüp sürdüremediğini inceliyor ve bu değerlendirme sonucunda bakım yardımının verilip verilmeyeceğine karar veriliyor. Bu yaklaşımın, son yıllarda farklı alanlarda görülen bir politika değişiminin parçası olduğu vurgulanıyor. Daha önce pek çok hizmet yalnızca sağlık raporuna dayanırken, artık kurumların kendi değerlendirme mekanizmalarını kurmaya başladığına dikkat çekiliyor. Sosyal güvenlik, istihdam ve eğitim alanlarında da benzer örnekler hatırlatılıyor. Bu durum bir yandan tıbbi modele dayalı yaklaşımın zayıflaması olarak yorumlanabilirken, diğer yandan kamu kurumlarının verdikleri hizmetlerin gerçekten doğru kişilere ulaşıp ulaşmadığını denetleme isteği olarak da değerlendiriliyor. Bununla birlikte, bu tür çok aşamalı değerlendirme süreçlerinin gecikmelere yol açabileceği yönünde sahadan gelen kaygılar olduğu, ancak bunun etkilerinin zamanla görüleceği ifade ediliyor.
Yeni yönetmelikte dikkat çeken bir diğer önemli değişiklik, bakım ihtiyacının tek bir personel tarafından değil, bir heyet tarafından değerlendirilmesi oluyor. Ayrıca önceki düzenlemede evde bakım yardımını etkileyen önemli bir sorun olan ÖTV muafiyetiyle alınan araçların gelir hesabına dahil edilmesi uygulamasının sona erdiği belirtiliyor. Daha önce bu tür araçlar hane gelirine eklendiği için birçok aile bakım yardımını kaybediyordu. Yeni düzenlemeyle birlikte tek araç sahipliği bir ihtiyaç olarak kabul ediliyor ve ÖTV muafiyetli araçlar gelir hesabı dışında bırakılıyor. Bu yaklaşım, aracın lüks değil ihtiyaç olduğu anlayışının mevzuata yansıması olarak değerlendiriliyor.
Konut ve dükkan gelirleriyle ilgili hesaplama yöntemleri de değişiyor. Eskiden hem raiç bedel hem de fiili kira geliri birlikte dikkate alınırken, artık yalnızca tek bir kalem esas alınıyor. Kira varsa sözleşme bedeli, kira yoksa yalnızca raiç bedel gelir hesabına dahil ediliyor. Böylece gelir hesabında çifte değerlendirme ortadan kaldırılıyor. Araçlarla ilgili olarak da yeni bir üst sınır getiriliyor; belirli bir tutara kadar olan araç değeri gelir sayılmıyor, bu tutarın üzerindeki kısmın yalnızca belli bir oranı hesaba katılıyor. Bu düzenlemenin özellikle tek araç sahibi haneler için önemli bir avantaj sağladığı ifade ediliyor.
Yönetmelikte ayrıca öğrenim kredileri, burslar ve staj gelirleri hane gelirinden çıkarılıyor. Bakanlık tarafından sağlanan diğer sosyal yardımlar da gelir hesabına dahil edilmiyor. Bu sayede aynı hanenin birden fazla sosyal destekten yararlanabilmesinin önü açılıyor. Bu yaklaşım, “devlet zaten destek veriyorsa bunu gelir sayıp kişiyi başka bir haktan mahrum bırakmamak gerekir” anlayışının bir sonucu olarak yorumlanıyor. Öte yandan, bakım yardımı alan engelli bireylerin başka bir kişiye bakım vermesi durumunda, bu yardımın kesileceği de belirtiliyor. Kendisinin bakıma ihtiyacı olduğu kabul edilen bir kişinin aynı zamanda başka birine bakım verebilecek durumda olması çelişkili görülüyor. Bu nedenle ya bakım veren konumunda olunabileceği ya da bakım yardımı alınabileceği, ikisinin bir arada mümkün olmayacağı ifade ediliyor.
Bu noktada, engel grupları arasında yapılan genellemelerin sorunlu olduğu vurgulanıyor. Özellikle görme engellilerin evde bakım yardımından yararlanıp yararlanmaması konusunda sıkça dile getirilen tartışmalar ele alınıyor. Her bireyin durumunun farklı olduğu, sonradan engel edinmiş, rehabilitasyon hizmetlerine erişememiş ya da psikolojik olarak ciddi zorluklar yaşayan kişilerin bakıma ihtiyaç duyabileceği belirtiliyor. Asıl hedefin bireyin bağımsız yaşam becerileri kazanması olduğu, ancak bunun her zaman mümkün olmadığı durumlarda bakım yardımının önemli bir destek olarak görülmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu nedenle engel türüne göre değil, kişinin gerçek bakım ihtiyacına göre objektif değerlendirme yapılmasının esas olması gerektiği savunuluyor.
Kamuda görme engelli istihdamı
Görme Engelliler ve Beyaz Baston Haftası kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş tarafından paylaşılan veriler değerlendiriliyor. Paylaşılan rakamlara göre, 2002 yılından bu yana kamuda istihdam edilen engelli memur sayısı yaklaşık 15 kat artarak 82.626’ya ulaşmış durumda. Ayrıca 2025 yılı sonu itibarıyla kamuda çalışan görme engelli memur sayısının 13.385 olduğu ifade ediliyor. Bu da toplam engelli memur sayısının yaklaşık yüzde 16,2’sinin görme engellilerden oluştuğu anlamına geliyor. Bu oran, görme engellilerin kamuda belirli bir ağırlığa sahip olduğunu gösterse de, mutlak anlamda yeterli olup olmadığı tartışmaya açık bir konu olarak bırakılıyor. Görme engellilerin kamuda istihdam edilmesinin tek başına yeterli olmadığı, asıl meselenin verimli, sürdürülebilir ve erişilebilir çalışma ortamlarının sağlanması olduğu ifade ediliyor. Dijital erişilebilirlik, fiziki erişilebilirlik ve esnek çalışma modelleri gibi unsurların, bu istihdamın anlamlı hale gelmesi için vazgeçilmez olduğu belirtiliyor. Öte yandan bu verilerin hem politika üretimi hem de akademik ve sivil toplum çalışmaları açısından son derece kıymetli olduğu belirtiliyor.
27 yaş ve üzeri engellilerin özel eğitim hizmetlerine erişimi
Bölümün bir diğer önemli gündemi, 27 yaş üzerindeki bireylerin özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanamayacağı yönünde ortaya atılan iddialar oluyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilişim sistemlerinde görülen bir ekran görüntüsünün bu tartışmayı başlattığı, önce teknik bir hata denilse de uzun süre net bir açıklama yapılmadığı belirtiliyor. Konunun hem Meclis’te hem de sivil toplumda gündem olmasının ardından, Bakanlık tarafından bunun bir teknik sorun olduğu ve 27 yaş üzerindeki bireylerin de rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanabileceği açıklanıyor. Programda, rehabilitasyon hizmetlerinin yalnızca sosyalleşme amacıyla değil, bağımsız yaşam becerilerinin geliştirilmesi, sonradan engel edinmiş bireylerin desteklenmesi ve yeni teknolojilere uyum sağlanması açısından her yaşta gerekli olduğu vurgulanıyor. Bununla birlikte rehabilitasyon merkezlerinin hizmet kalitesinin artırılması ve sıkı biçimde denetlenmesi gerektiği de özellikle dile getiriliyor.
İzmir’de görme engellilerin toplu taşıma sistemine erişimi
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Duraktayım” uygulaması ele alınıyor. Bu uygulamanın, özellikle görme engellilerin toplu taşımayı bağımsız biçimde kullanmasını hedeflediği, durakta bekleyen yolcunun seçtiği aracı sesli bildirimlerle takip edebilmesini ve sürücünün de bu durumdan haberdar edilmesini sağladığı anlatılıyor. Uygulamanın sahadaki test kullanıcılarından alınan geri bildirimlere göre büyük ölçüde işlevsel olduğu aktarılıyor. Toplu taşımada hangi aracın geldiğini bilememenin görme engelliler için ciddi bir sorun olduğu, bu tür teknolojik çözümlerin doğru çalışması halinde günlük yaşamı önemli ölçüde kolaylaştırabileceği ifade ediliyor.
Muş’ta annesinin mezarına gitmek isteyen bedensel engelli vatandaş sosyal medyadan akülü araç temin etti
Muş’ta yaşanan bir olay üzerinden erişilebilirlik ve sosyal destek sistemleri sorgulanıyor. Annesinin mezarını ziyaret edebilmek için akülü sandalyeye ihtiyaç duyan bir yurttaşın, bu talebini sosyal medya üzerinden muhtara iletmesi ve kısa sürede bir polis memurunun desteğiyle sandalyeye kavuşması anlatılıyor. Bu örnek, bireysel çabalarla sorunların çözülmesinin olumlu ama aynı zamanda düşündürücü bir durum olduğuna işaret ediyor. Temel ihtiyaçların kişisel ilişkiler ve sosyal medya aracılığıyla karşılanmak zorunda kalmasının, sistemsel eksikliklere işaret ettiği vurgulanıyor. Sağlık uygulama tebliğindeki destek tutarlarının yetersizliğine dikkat çekilerek, bu tutarların gerçekçi olmaması halinde bireylerin farklı ve güvencesiz yollara başvurmak zorunda kalacağı ifade ediliyor.
