Engellilerin gündemi (60. bölüm)
Engellilerin Gündemi programının 60. Bölümünde; Emre Taşgın, 29 Kasım–12 Aralık tarihleri arasında basında, sosyal medyada ve sivil toplumda engellilikle ilişkili gelişmeleri ele alıyor.
ÖTV muafiyeti ve engelli emeklilik düzenlemesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na iletildi
Engelliler Konfederasyonu, bir heyetle Anayasa Mahkemesi’ne giderek ÖTV muafiyeti ve engelli emeklilik düzenlemesi ile ilgili dosyasını sundu. Taşgın, bunun ilk girişim olmadığını; daha önce de bir grubun AYM’de bulunan dosya hakkında görüşlerini sunduğunu, bu kez ise yeni bir heyetle doğrudan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ile makamında görüşüldüğünü söylüyor. Görüşmede, ÖTV muafiyetli araçlar bakımından 5 yıldan 10 yıla çıkarılan satış yasağının ve getirilen yerlilik şartının güvenlik ile erişilebilirlik açısından yarattığı sorunlar gündeme taşınıyor. Emeklilik düzenlemesi tarafında ise “kazanılmış hakların geriye dönük iptali” ve “kontrol muayenelerinde yaşanan mağduriyetler” başlıkları öne çıkıyor. Konfederasyonun, bu düzenlemelerin anayasanın eşitlik, mülkiyet ve sosyal güvenlik ilkelerine aykırılık oluşturduğunu ifade eden kapsamlı bir raporu AYM’ye sunduğu belirtiliyor. Taşgın ayrıca AYM Başkanı Kadir Özkaya’nın da hukuki ilkeler çerçevesinde engelli bireylerin lehine bir duruş sergileyeceklerini, sunulan dosyayı en kısa zamanda ele alacaklarını ilettiğini aktarıyor.
Taşgın, demokratik toplumlarda sivil toplumun böyle girişimler yapmasının “lobiciliğin bir yönü” olduğunu söylüyor. Paydaşların, etkileme gücü olan kurumları baskılamaya/ikna etmeye çalışması olağan bir süreç olarak tarif ediliyor. Ancak hemen ardından eleştirel bir çerçeve kurularak, üst yapıların neredeyse sadece ÖTV muafiyeti ve engelli emeklilik düzenlemeleri üzerinden gündem oluşturduğu, diğer engellilik meselelerinin aynı yoğunlukta savunulmadığı dile getiriliyor. Taşgın, bu eleştiriyi sertleştirerek “raporlarda diğer konulara da değiniyoruz” türü savunmaların çoğu zaman birkaç cümlelik “değinmiş görünmek”ten öteye geçmediğini, bu alanlarda güçlü savunuculuk görmediğini söylüyor; hatta “engellilerin başka sorunu yok mu?” sorusunu açıkça ortaya atıyor.
Ardından ÖTV ve emeklilik dosyalarının AYM sürecine ilişkin daha fazla bağlam veriliyor. Siyasi partilerin bu düzenlemeleri Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü hatırlatılıyor. Yakın zamanda Danıştay’ın bir tebliğ hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdiği örnek gösteriliyor. Yasa çıkmadan önce aracını satanların, yeni düzenleme sonrası yeni araç alamaması gibi bir mağduriyet yaratıldığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın tebliğiyle oluşan bu durumun Danıştay tarafından durdurulduğu aktarılıyor. Bunun yanında, kanuni düzeydeki asıl büyük değişiklikler de yeniden hatırlatılıyor. Artık 5 yılda bir değil 10 yılda bir yeni araç alınabilmesi ve alınacak araçta en az %40 Türkiye’de üretilmiş olma şartı. Bu iki kuralın piyasadaki seçenekleri daralttığına dair sivil toplum görüşleri olduğu söyleniyor ve bunların da AYM’de bekleyen dosyanın parçası olduğu belirtiliyor. Taşgın, AYM başvurusunun üzerinden yaklaşık 10 ay geçtiğini ve birkaç ay içinde sonuç çıkabileceği kanaatini paylaşıyor. Bu nedenle sivil toplumun görüşmeleri hızlandırdığını ve AYM başkanıyla doğrudan görüşmenin bu bağlamda anlam taşıdığını vurguluyor.
Emeklilik başlığında ise, 2008 öncesinde emeklilik hakkı kazananlar için bir değişiklik yapıldığı; artık sağlık kurulu raporları yerine SGK bünyesinde oluşturulacak kurulların emeklilik kararını vereceği, değerlendirmenin engellilik oranından çok “iş gücü” oranı üzerinden yürütüleceği anlatılıyor. Bunun 2008 sonrası işe girenler için zaten uygulandığı, şimdi 2008 öncesine de genişletilince bir “eşitleme” oluştuğu söyleniyor. Fakat Taşgın burada da savunuculuğa eleştiri getiriyor. “Hak kaybı” söyleminin çoğunlukla 2008 öncesi üzerinden kurulduğunu, 2008 sonrası hak kaybı yaşayanlar gündeme gelince “onlar sonra” denilerek geçiştirildiğini, dolayısıyla savunuculuk çizgisinin çarpık ilerlediğini ima ediyor. Sivil toplumun, mağduriyeti anlatmakla sınırlı kalıp yeni çözüm önerileri üretmekte zorlandığı da açıkça söyleniyor. Buna rağmen konfederasyonun bu iki ana gündem maddesiyle AYM başkanından randevu alabilmesinin ve dosyayı iletebilmesinin “onlar açısından bir adım” olduğu teslim ediliyor. Taşgın, ileride karar çıkarsa bunun sahipliğinin çok olacağını; “biz yaptık” türü söylemlerin çoğalacağını, karar aleyhte çıkarsa da sürecin nasıl ilerleyeceğinin belirsiz olduğunu belirterek konunun gündemde kalacağını söylüyor.
Bursa’da otizmli öğrenciler sıraya bağlandı
Bursa – Osmangazi BTSO Baha Cemal Zara Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda otizmli öğrencilerin sıralara bağlanarak ders işlenmesi, ülke gündeminde geniş yer buldu. Taşgın, olayın görüntülerinin bir veli tarafından paylaşıldığını, annenin bunun uzun süredir devam ettiğini ve çocukların mağdur olduğunu anlattığını belirtiyor. Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de inceleme başlattığı ifade ediliyor.
Taşgın, hafif zihinsel engelli öğrencilerin de bulunduğu bir özel eğitim okulunda 11yıl çalışmış bir öğretmen olarak, “bizim böyle uygulamalarımız yoktu” vurgusuyla öğrenciyi bağlama gibi kontrol yöntemlerinin pedagojik ve etik açıdan kabul edilemezliğine işaret ediyor. Okulun “uygulama okulu” olduğu, orta-ağır düzey zihinsel engellilik ve otizm gibi nörogelişimsel farklılıkları olan öğrencilere hizmet verdiği anlaşılıyor; buna rağmen böyle bir yöntem geliştirilmesini eleştiriyor.
Taşgın, olayın tartışmalı bir başka yönünü de aktarıyor. Sakat Cenah ekibinin velilerden birine ulaştığını; bu velinin dilekçe verdiğini, bazen öğrenciyi kontrol etmek zorunda kalındığını, aksi halde öğrencinin kendine zarar verebileceğini savunuyor; hatta görüntüyü gizlice kaydedip yayanlar hakkında suç duyurusunda bulunabileceklerini belirtiyor. Diğer tarafta ise Bursa Barosu’nun engelli birimi ve bazı özel eğitim uzmanları, veli onayı bulunsa bile bunun “çocuğun üstün yararı” ilkesiyle çeliştiğini, hukuki girişimde bulunacaklarını söylüyorlar.
Taşgın, sürecin nereye varacağını zaman gösterecek diyerek burada bir izleme çağrısı yapıyor; ayrıca bu olayın kamuoyunda “vicdansızlık” gibi sert başlıklarla dolaşıma girdiğini, sonradan dilin yumuşasa da meselenin engellilik alanına dışarıdan bakanların da ilgisini çektiğini belirtiyor. Özel eğitimin niteliği, özel eğitim derslerine girenlerin ne kadarının gerçekten alan mezunu olduğu, sertifika gibi yollarla alana girenlerin el yordamıyla çözümler üretmek zorunda kalabildiği ve bu çözümlerin kimi zaman çocuğun üstün yararıyla çelişebildiği gibi sorunsallar üzerinden daha geniş bir bakış açısı sunuyor.
Görme engellilerin erişilebilir ulaşım talebi
3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında, çoğunluğunu görme engellilerin oluşturduğu sivil toplum kuruluşları, toplu taşıma erişilebilirliğine ilişkin yazılı bir basın açıklaması yayınladı.
Basın açıklamasında önemli sorunlar ve çözüm önerileri dile getirildi. Buna göre, tüm araçlarda iç ve dış sesli anons sistemlerinin standartlaştırılması ve düzenli denetimi yapılmalı. Otobüslerin durağa tam yanaşmasını sağlayacak teknik düzenlemeler ve sürücü eğitimleri hayata geçirilmeli. Şoför ve personel için erişilebilirlik, engellilik ve insan hakları temelli zorunlu eğitimler düzenlenmeli. Duraklarda ve araçlarda Braille, sesli yönlendirme ve mobil uygulama entegrasyonu sağlanmalı. Körlerin deneyimlerine dayalı katılımcı denetim ve geri bildirim mekanizmaları kurulmalı.
Açıklamaya imza atan dernekler güçlü bir örgütlenmeyi temsil etse de, Taşgın açıklamanın yeterince yaygınlaşmadığını ve kamuoyunda gündem oluşturamadığını eleştirdi. Taşgın, imzacı derneklerin çoğunun kendi web sayfalarında dahi açıklamaya yer vermemesi; körler örgütlerinin hâlâ ÖTV ve emeklilik gibi genel konuların ötesine geçememesi; dijital ortamda sadece yazılı açıklama yapmanın yetersizliği; görsel içerik, sosyal medya kampanyaları ve yaratıcı eylemlilikler (örneğin, otobüs veya metro önünde eylem) ile desteklenmesi gerektiği gibi eleştiri ve öneriler dile getirdi.
Batman’da işitme engellilerden yaratıcı farkındalık eylemi
Batman’da 3 Aralık Dünya Engelliler Günü etkinliğinde, üç işitme engelli birey yanlarında işaret dili tercümanıyla birlikte vatandaşların yoğun olduğu bir noktada 3 dakika boyunca sessiz kalarak işitme engellilerin sessiz dünyasına dikkat çekmeyi amaçladı. Taşgın, bu yaratıcı eylemin, körler örgütlerinin yaptığı kapsamlı açıklamadan daha fazla basında yer bulduğunu belirtti. Savunuculukta yaratıcılığın ve özgün eylemliliklerin önemini bu örnekle vurguladı.
Niloya çizgi filmi işaret dilinde
Popüler çizgi film Niloya’nın 200 bölümünün işaret diline çevrilerek YouTube kanalında yayınlanması, işitme engelli çocuklar ve onlarla çalışan eğitimciler/aileler için önemli bir erişilebilirlik adımı oldu. Yayıncılıkta sesli betimlemenin yaygınlaşmasının yavaş ilerlemesine karşın, işaret dili çevirilerinin (görsel olması nedeniyle) daha hızlı ve yaygın bir şekilde benimsendiği yorumu yapıldı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Görme Engelliler Teknoloji Merkezi
Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB) bağlı, Beşevler Metro İstasyonu’nda hizmet veren Görme Engelliler Eğitim ve Teknoloji Merkezi’nin hizmetlerinden bahsedildi. Merkez, yaklaşık 20 yıldır faaliyet göstermekte olup, üyelerine tüm hizmetlerini ücretsiz sunuyor. Merkezin 2019-2025 yılları arasındaki hizmet verilerine göre; 278.418 sayfa Braille baskı ve 854 adet Braille çıktı, 525 adet MP3 formatında sesli kayıt, 709 kitap taraması ve 237.900 sayfa dijital tarama yapıldı. Ayrıca 369 görme engelli bireye beyaz baston desteği sağlandı.
Taşgın, merkezin kitap tarama ve Braille çıktı hizmetlerinden kendisinin de faydalandığını belirtti. Bu hizmetin ücretsiz olması ve Ankara dışından da yararlanılabilmesi açısından önemine dikkat çekti. Ayrıca, merkezin 20 yıllık devasa arşivinin dijital bir platformda engellilerin kullanımına açılmasının çok büyük bir hizmet olacağını önerdi.
Öte yandan ABB, bu merkez gibi iyi bir hizmeti sürdürse de, programda metronun ve genel toplu taşıma erişilebilirliğinin son 6 yılda geriye gittiği yönündeki kuvvetli eleştiriler yinelendi.
Görme engelli kocasını işe getirip götüren kadının haberleştirilmesi
Kayseri’de görme engelli eşini her gün 6 kilometrelik yolda işine götürüp getiren eşin “vefakar” hikayesini konu alan bir haber, engellilerin nesneleştirilmesi ve acındırıcı bir dille sunulması nedeniyle eleştirildi. Taşgın, hak temelli habercilik dilinin bu tarz haberlerden vazgeçmesi gerektiğini belirtti. Bu tür haberlerde bireyin yeti yitimi yerine, önündeki bariyerleri (bağımsız hareket becerisinin gelişememesinin nedenleri gibi) sorgulayan bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor.
Antalya Büyükşehir Belediyesi mola evleri
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin 3 adet Mola Evi hizmeti, engelli bireylerin destek mekanizması ve ailelerin nefes alma hakkı bağlamında ele alındı. Mola Evleri, engelli bireylere güvenli, eğlenceli ve eğitim odaklı zaman geçirme imkanı sunuyor. Ailelerin de günlük işlerini rahatlıkla yapmalarına, sosyalleşmelerine ve kendilerine vakit ayırmalarına olanak tanıyor. Taşgın, engelli sorunlarının sadece eğitim veya istihdamdan ibaret olmadığını, bakım desteği, kişisel asistanlık ve ailelerin üzerindeki yükün hafifletilerek onların da nefes almasının sağlanması gibi politikaların geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Mola evleri bu açıdan önemli bir belediye hizmeti olarak ifade edildi.
