|

ABD İsrail İran Savaşı ve Engellilik

 

Emre Taşgın tarafından gerçekleştirilen “SSS: Sor Söyle Serbestçe” canlı yayın serisinde, Orta Doğu’da tırmanan ABD, İsrail ve İran merkezli savaşın güncel seyri inceleniyor ve bu tür olağanüstü dönemlerde genellikle göz ardı edilen “engellilik” konusu, tarihsel veriler ve güncel istatistikler ışığında masaya yatırılıyor.

 

Orta Doğu’da Savaşın Seyri ve Jeopolitik Gelişmeler

28 Şubat itibarıyla hız kazanan askeri hareketlilik, bölgedeki dengeleri kökten sarstı. ABD ve İsrail ortaklığıyla İran’a yönelik geniş çaplı bir hava operasyonu başlatılırken, askeri tesisler ve stratejik noktalar hedef alındı. Bu sürecin en kritik gelişmesi, İran’ın dini lideri Hamaney’in ve çok sayıda üst düzey yetkilinin öldürülmesi oldu. İran tarafında ise Hamaney’in yerine oğlunun geçebileceğine dair iddialar ve devrik liderin oğlu Pehlevi’nin laiklik söylemleriyle liderlik talebi gündemi meşgul ediyor.

Savaşın coğrafi yayılımı Lübnan cephesinin açılması ve Hizbullah’ın sürece dahil olmasıyla genişledi. İran, ABD saldırılarını durdurmak amacıyla Körfez ülkeleri (Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan vb.) üzerinde baskı kurmaya çalışarak Dubai gibi turistik bölgeleri, havalimanlarını ve AVM’leri hedef alan saldırılar düzenliyor. Ekonomik düzlemde ise Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel petrol fiyatlarında artışa ve ticari faaliyetlerin ciddi şekilde sınırlanmasına yol açtı.

Türkiye açısından bakıldığında, sınır kenti Hatay’a düşen füze ve Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik girişimleri dikkat çekici. NATO’nun 5. maddesi (bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması) tartışmaları gündeme gelse de, Türkiye’nin şu aşamada dengeli bir siyaset yürütme gayretinde olduğu ve savaşın doğrudan bir tarafı haline gelmesinin mevcut senaryoda beklenmediği değerlendiriliyor.

 

Savaşın Görünmeyen Yüzü: Engellilik ve İnsani Kriz

Savaşlar sadece mevcut engelli bireylerin yaşam koşullarını zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda kitlesel düzeyde “yeni engellilik” vakaları yaratır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık %16’sını oluşturan 1.3 milyar engelli birey, çatışma ortamlarında en savunmasız grubu oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 11. maddesi ve Güvenlik Konseyi’nin 2475 sayılı kararı, çatışma bölgelerinde engellilerin korunmasını yasal bir zorunluluk olarak tanımlasa da uygulamada ciddi boşluklar bulunuyor.

Çatışma Ortamında Engelli Bireylerin Karşılaştığı Temel Sorunlar

Hastanelerin ve rehabilitasyon merkezlerinin bombalanması, düzenli fizik tedavi, ilaç temini ve kronik hastalık takibi süreçlerini durduruyor. Elektrik ve internet kesintileri, engelli bireylerin hayati önem taşıyan güvenlik bilgilerine ve tahliye duyurularına erişimini güç hale getiriyor. Sığınakların ve toplanma alanlarının rampa veya lift gibi donanımlardan yoksun olması, bedensel engelli bireylerin güvenli alanlara ulaşmasını imkansız hale getiriyor. Savaşın yarattığı yıkım, engelli bireylerde travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon riskini arttırıyor; sosyal destek ağlarının zayıflaması bu durumu daha da derinleştiriyor. Özellikle engelli kadınlar ve çocuklar, çatışma ortamlarında cinsel saldırı, sömürü ve kaçırılma gibi tehditlere karşı çok daha savunmasız kalıyor.

 

Küresel Savaş Bölgelerinden Veriler ve Engelli İstatistikleri

 

Küresel ölçekte yaşanan silahlı çatışmalar yalnızca can kayıplarına ve altyapı yıkımına yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda engellilik oranlarında dramatik artışlara ve uzun süreli insani ihtiyaçlara da neden oluyor. Çeşitli savaş ve kriz bölgelerinden derlenen veriler, çatışmaların engellilik üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Bu veriler incelendiğinde, hem savaş sırasında yaralanma sonucu oluşan yeni engellilik durumlarının hem de zaten engelli olan bireylerin yaşam koşullarının ağır biçimde kötüleştiği görülüyor.

Gazze’de yaşanan çatışmalar, savaşın doğrudan yaralanmalar yoluyla nasıl büyük bir engelli nüfus oluşturduğunu gösteren en çarpıcı örneklerden biri. Bölgedeki verilere göre toplam yaralı sayısı 167.376’ya ulaşmış durumda. Bu yaralıların en az 41.844’ünün uzun süreli rehabilitasyona ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Ayrıca bölgede binlerce amputasyon vakasının meydana geldiği ifade ediliyor.

Suriye’de ise savaşın uzun yıllara yayılan etkisi engelli nüfus oranlarında dramatik bir yükselişe yol açtı. Ülke genelinde engelli birey oranının yüzde 28 seviyesine ulaştığı belirtiliyor. Bu oran, dünya ortalamalarının oldukça üzerinde. Özellikle Türkiye sınırına yakın bölgelerde bu oran yüzde 37’ye kadar çıkıyor. Bu veriler, çatışmanın yoğun yaşandığı bölgelerde engelliliğin toplumun çok geniş kesimlerini etkilediğini gösteriyor.

Ukrayna’da da savaşın engellilik üzerindeki etkisi dikkat çekici boyutlara ulaştı. Ülkede yaklaşık 6 milyon engelli bireyin bulunduğu belirtiliyor. 2024 yılı itibarıyla savaş nedeniyle yaralanan kişi sayısının 9.000’i aştığı ifade ediliyor. Bunun yanında milyonlarca insanın yerinden edildiği bilgisi de veriliyor. Yerinden edilme olgusu, engelli bireyler için ayrı bir risk oluşturuyor. Çünkü engelli bireyler göç, tahliye ve yeniden yerleşim süreçlerinde çoğu zaman daha fazla zorlukla karşılaşıyor.

Yemen’de ise savaşın insani boyutu çok daha geniş bir ölçeğe yayılmış durumda. Ülkede yaklaşık 19,5 milyon kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Engelli birey sayısının ise yaklaşık 5,2 milyon olduğu tahmin ediliyor.

Sudan’da da benzer bir insani tablo görülüyor. Ülkede 4,6 milyon engelli bireyin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Bunun yanında 11 milyondan fazla kişinin yerinden edilmiş olması, savaşın sosyal dokuyu ne kadar derinden sarstığını gösteriyor. Yerinden edilme, özellikle engelli bireyler açısından sağlık hizmetlerine erişim, barınma, ulaşım ve güvenlik gibi temel alanlarda ciddi sorunlar yaratıyor. Bu nedenle Sudan’daki kriz, engelliliğin insani yardım politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini gösteren önemli örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ise savaş ve silahlı çatışmaların yarattığı insani ihtiyaçlar farklı bir boyutta ortaya çıkıyor. Bölgede on binlerce kişinin psikososyal destek ve mobilite araçlarına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Tekerlekli sandalye gibi hareketlilik sağlayan araçlara duyulan ihtiyaç, çatışmaların fiziksel yaralanmalar ve kalıcı hareket kısıtlılıkları üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.

 

Hak Temelli Mücadele ve Gelecek Projeksiyonu

Savaşın bir “engellilik kaynağı” olduğu gerçeği, sivil toplum örgütleri tarafından da dile getiriliyor. Türkiye Körler Federasyonu’nun Ankara Güven Park’ta yaptığı basın açıklamasında vurgulandığı üzere; her bomba ve her çatışma, kollarını, bacaklarını veya duyularını kaybeden yeni bireylerin topluma katılmasına neden oluyor. Bu durum, “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi” sloganının bir halk sağlığı ve insan hakları talebi olduğunu gösteriyor.

Küresel siyasetin Trump gibi figürlerle “diplomasiden uzak” bir üsluba evrilmesi, engelli hakları açısından da endişe verici. ABD’de engelli haklarının korunması (ADA – Americans with Disabilities Act gibi düzenlemeler) ciddi bir sınav veriyor. Özel eğitimin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi gibi tartışmalar, engelliliğin bir “yük” olarak görülmeye başlandığına dair işaretler taşıyor. Savaşın yıkıcı etkileriyle mücadele ederken, engelli bireylerin hak temelli kazanımlarını korumak ve bu bireyleri toplumsal entegrasyon süreçlerine dahil etmek, küresel barışın ve adaletin inşasında kritik bir rol oynuyor.

 

Paylaş: